Neler Hakkında Yazıyorum?

etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2024 Perşembe

Hzılı Bir Güncelleme, Keyifli bir Workshop ve Bolca Seramik

Merhabalar. 

 Aktif olacağım diye kararlar aldığım her günün sonunda buraya uğramadan gün bitiyor. Artık bu iradesizlikten çok sıkıldım. Kendime gelmem lazım pek çok anlamda. Sadece BCP'lerle yetinmek istemiyorum. Aslında bir sürü şey yaptım, izledim, okudum, gezdim. Yazsam belki yüzden fazla yazı olurdu. Ama işte üşengeçliğim beni çok çabuk yeniyor. Burayla ilgilenmediğimde de faydalı başka bir şey yapmıyorum en sinir bozucu olanı da bu. Boş geçen zaman en büyük pişmanlık. Bunu yaşamak istemiyorum artık. Şu an bile hayatımda niye o zaman bunu yaptım, şunu yapmadım diye hayıflandığım şeyler var. Çaresi de yok. O yüzden buradayım. Yakın zamanda yaptıklarımı ufak ufak göstereceğim. Belki ilginizi çeker.

Öncelikle çocukluk arkadaşımın yaşadığım şehre gelmesi ile katıldığımız bir workshoptan başlayalım. İkimiz de el becerisi isteyen şeyleri çok seviyoruz. Yani fena da değiliz hani. Hazır bir aradayken böyle bir etkinliğe gidelim hem de hatıra kalsın dedik. Gerçekten çok keyifliydi. Kayseri'de olanınız varsa Nunu Desing hesabının etkinliklerine bakabilirler. Ben linki de bırakıyorum üzerine tıklayıp ulaşabilirsiniz.

Bu da aynam. :) Fıstığım sözü benim çok sık kullandığım bir sözdür. Kendime de söyleyeyim dedim.

Öncesinde böyle bir taslak hazırladım. Yanıma da Sharpie'lerimden götürdüm. Önce aynaya çizdim sonra üstünü boyadım ve kenarlarını da Sharpie ile belirginleştirdim. Alttan kalemle yazmak çok iyi oldu çünkü yandan bakınca harfler belli oluyor. Boyut kattı. Bence siz de bu şekilde deneyin. 
Bu da keyif anımızdan. Dekor çok güzeldi. Gitmek istediğiniz etkinliğin farklı konseptleri oluyor. Gerçekten özenli hissediyorsunuz.

Smarta hamurları ile yaptığım aksesuarlar bunlar da. Daha bitmediler. Bunları da Sharpie'lerle süslüyorum. Çok pratik oluyor. Smarta çok iyi bir hamur zaten. Tavsiye ederim. Yerli bir ürün. Kadın girişimci tarafından üretilmiş. Çok hoşuma gidiyor böyle şeylere destek vermek. 
Bunlar da boyanmış olanlar. Peçete ile dekupaj da yaptım. O da güzel duruyor.
Bir başka seramik çalışmam ise bu tütsülük. Henüz bitmedi. Çok meraklıyım nasıl olacak acaba? Geri akışlı tütsü aldım eğer istediğim gibi olursa çok hoş duracak.

Bir de takvim yaptım. Bu tarz takvimleri çok sık görebilirsiniz. Bence kullanışlı da oldu. Ben bir yere asmadım masama koydum.

Ve kırılan bir çalışma bu da. Kamera sağlam ama peçetelik kırıldı. Bu seramik hamuru fırında pişenlerden. Hava ile de kurutuluyor ama su ile fazlaca yumuşatmak lazım. Ben aceleci davrandım ve hamurum boşa gitti. Aslında çöpe atmak yerine parçalayıp su içine konabilir. O zaman eski haline geliyor ya da en azından yapıştırıcı gibi oluyor ama ben o an uğraşmak istemedim. 




 
Çiçekleri şeker hamuru kalıbı ile yaptım. Streç film koydum hamurun üstüne böylece yapışmadı. Kuş, yaprak ve dört yapraklı çiçek figürünü de A101'den aldım ve 3 liraydı. Sanırım stokta kalmış. Çok şanslı hissetmiştim o an. :D 

Bunlar da arkadaşıma hediye olarak yaptığım figürler. Uzun zaman sonra buluşma ayarladık ben de böyle bir hediye götürmek istedim. Seviyorum insanlara el emeği şeyler vermeyi.

Ve geldik benim aşkım ördeğime. Bu ördek çok sevdiğim bir dizideki eşyalardan biri. Her yerde aradım bulamayınca kendim yaptım. Aynısı da oldu. Artık benim de Kaptan Ördeğim var.

Bu hamur doğrudan havaya maruz kalmasın yazıyordu bilgilendirmede ben de böyle kapattım üstünü. Size de fikir verir belki.

 

Kardeşimle tuval boyama etkinliği yaparken de ördeğimi çizdim. Gagası çok tatlı oldu. 

Arkadaşım geldiğinde onunla da tuval etkinliği yapmıştık. Sizce hangisi benim. Bakalım benim tarzımı tanıyor musunuz?
Kardeşime Behelit yaptım. Berserk animesini izledik beraber. Gerçekten çok güzeldi. Keşke vaktim olsa da mangasını okusam. Ama okumaya elverişli değil. Küçücük yazıları var. Neyse belki canlı kanlı elimde tutarak okurum birgün.  
Ay bunlar da benim Wet Sand bebeklerim. Tj'im ve Ian'ım. Nasıl da tatlılar değil mi? Onları çok seviyorum. 



Hızlıca yaptığım seramikler böyleydi. Başka şeyleri de yazmak istiyorum buraya. Umarım çok ertelemem. Seramik konusunda gittikçe daha çok şey öğreniyorum. İstediğim her şeyi seramikle yapabilecek gibi hissediyorum. Keşke fırınım da olsa ama belki birgün. Şimdilik böylesi de çok güzel. Hayat koşuşturması sürüp giderken böyle soluklanacak şeyler olması güzel. Ben biraz fazla bağlanıyorum o şeylere ama her geçen gün bu hayata dayanmak zorlaşıyor.
Umarım hoşunuza gider yaptıklarım. Sorunuz olursa sorabilirsiniz yardımcı olurum her zaman. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

30 Ocak 2021 Cumartesi

Kelime Oyunu - 9

Merhabalar.

Bu hafta biraz geç kaldım. Bir sürü sebebi var ama hepsi güzel sebepler o yüzden şikayet etmiyorum. Tazelendim. Moral, motivasyon topladım. Toplayamadığım tek şey ilham oldu. Onu da bu yazıya iliştirdim zaten. Bu hafta kısa yazıyorum. Dilerim haftaya daha uzun bir yazı yazabilirim. Bu hafta kelimeleri Minik Mini bloğu seçti. Onun yazısını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu haftanın kelimeleri; melek, tütsü, ritüel, yazar, gül.

***

Yazar yeni kitabı için kafasında planlar yapmıştı. Konu, karakterler, başı, sonu hepsi belliydi. Ama kelimeler bir türlü bir araya gelemiyordu. Tıkanmıştı adeta. Her kitabını hızlıca yazan, bu yönüyle takdir toplayan o kişi şimdi bir cümleyi bile yazamıyordu. Her defasında tamamlanmadan silinen yazılar yazıyordu. Artık kendine sinir olmaya başlamıştı. Her şey zihninde bu kadar berrakken neden yazıya döküleceği zaman çorbaya dönüyordu? Ortamını değiştirmeye karar verdi. Çalışma masasını oturma odasındaki pencerenin önüne taşıdı. Karşıdan masmavi deniz görünüyordu. Uğuru olan melek biblosunu masanın başına iliştirdi. Sıkıntılı zamanlarında yaptığı bir ritüel olan adaçayı yakma işlemini tekrarladı. Tutamı odada gezdirdikten sonra tütsü kabının içine bıraktı. Dün ilham gelsin diye yaptığı yürüyüşten dönerken aldığı gülleri kokladı ve masanın başına geçti. Artık yazmak istiyordu. Zihninde ona eşlik eden onca kişi varken onlara bir hayat vermek istiyordu. Nihayet ilk cümlesini yazdı. 

'Yazar yeni kitabı için kafasında planlar yapmıştı.'

*

Ben pek ritüel insanı değilim ama özeniyorum da bir yandan böyle şeyler yapan kişilere. Tamamen üşengeçliğimden yapmadığım için olsa gerek. Böyle şeylere inanıyorum da bir yandan. Aslında olaya değil ama olayı yaparken ki inancımızın verdiği enerjiye inanıyorum. Yani bana göre bir suyu bile şifa olacak inanışıyla içerseniz iyi olursunuz. Evrende bu enerjilerin bizi çok etkilediğini düşünüyorum. Aklımızdan geçen her düşünce iyi veya kötü bizi etkiliyor. O yüzden hep iyi düşünmeye, başıma gelen kötü şeylerde bile bir hayır olduğuna inanıyorum. Bu beni çok rahatlatıyor.

Artık kaçıyorum. Buradan herkese çok pozitif enerjiler. :D 

Çok pozitif enerji nasıl oluyor acaba? +++enerji. :D

Mutlulukla kalın.

22 Ocak 2021 Cuma

Kelime Oyunu - 8

Merhabalar.

Geçen hafta yoğunluktan ve stresten dolayı yazamadm. Bu hafta sunumumu güzelce atlattıktan sonra yazayım dedim. O kadar kötü ki yazmaya, bloglara gidip okumaya alışmışken ara vermek. Kayıp gibi hissediyorsunuz. Bu süreci de biraz yazmak istiyorum başka bir yazı da. Şimdi oyunumuza başlayalım. Bu hafta kelimeleri sevgili Adromeda seçmiş. Onun hikayesini buraya bırakıyorum. Okumayan çok şey kaybeder. Ben çok sevdim gerçekten.

Bu haftanın kelimeleri; maske, bahar, İbiza, roman, çiçek.

Hadi başlayalım.

*

Telefon elinde gün içinde defalarca kez girip baktığı uygulamaya bakıyordu. Takip ettiği yüzlerce kişiden birkaçının paylaştığı hikayeleri izlemeye başladı. Birden çıkan müzikle irkilip sesi aceleyle kısmaya çalıştı. Ne kadar story izlerse izlesin bakışları boşluğunu kaybetmiyordu. Adeta uyuşmuştu. Gün içinde ritüel gibi tekrar ettiği bir şeydi bu uygulamaya girip başkalarının paylaştığı hikayelere bakmak. Bazılarını merak ediyordu bazılarına hiç ilgisi yoktu. Tanıdık kişiler de vardı takip ettikleri arasında popüler isimler de. Bir hikayede şu an okumakta olduğu romana yeni başlayan bir arkadaşının paylaşımını gördü. Kahve yanı kitap fotoğraflarındandı. Oldum olası anlamamıştı bu modayı ama fotoğraflar estetik olunca hoşuna gitmiyor da değildi. Bir diğerinde doğal yağlarla maske yapan birini gördü. Neredeyse aylardır takip ediyordu hesabı ama hiçbir tarifi uygulamaya çalışmamıştı. Deneyenlerin olumlu yorumlarını gördükçe merak da ediyordu ama cildi hassas olduğu için hiçbir şeyi sürmeye cesaret edemiyordu. Biraz da uğraşmak istemiyordu sanırım. Bu gençlik hep aynı kalmayacaktı ama. Neyse kendi bilirdi. Bir diğer hikayeye geçti. Fenomen olan birinin hesabıydı bu. Paylaştıkları onun ilgi alanına girmese de kadının hareketli yaşantısı ilgisini çekiyordu. Magazine de sık sık haber olan biriydi. Zaten oldum olası bu magazin illetinden kurtulamamıştı. Merak ediyordu ister istemez. Çok boş ve sahte bir şey olduğunu bilse de arkadaş dedikodusuna bile hasret kaldığı bu günler de iyi geliyordu bir yandan. Fenomen kadın İbiza tatilinden #tbt yazılı fotoğraflar paylaşmıştı. Görür görmez içi ısındı. Bir gün gider miydi böyle yerlere? Kış mevsimini sevse de baharı özlemişti. Gerçi bu sene kar yağana kadar havalar bahar havası gibiydi. Babası neredeyse ağaçlar çiçek açacak demişti hatta geçen. Mevsimlerin bu değişimi onu endişelendiriyordu. Aslında ona göre dünyadaki herkesi endişelendiriyordu ama kimse düzeltmek için bir şey yapmıyordu. Birkaç hikayeden sonra sıkılıp uygulamayı kapattı. Telefonun ekranını da söndürüp kenara attı. Kafasını koltuğun arkasına yaslayıp bir süre öyle bekledi. Sonra otomatikman eli yeniden telefona gitti. Bu sefer başka bir uygulamayı açtı. Burada diğerine göre daha az paylaşım vardı. Görmeyen gözlerle ekranı kaydırırken bundan da sıkıldığını fark etti. Telefonu öylece kenara attı yeniden. Oflayarak gözlerini ovuşturdu. Gün ortası olmuştu. Kanepede böyle yayıldıkça üzerindeki tembelliği atamayacağını anlayıp mutfağa geçti. Tam girecekti ki aklına odada bıraktığı telefonu geldi. Koşarak gidip aldı ve listeden rastgele bir şarkı açtı. Sonra beğenmeyip değiştirdi. Istediğini bulana kadar bir süre oyalandı. Sonra günlerdir dinlediği şarkıyı açmakta karar kıldı. Şarkı geçerken bir yandan da mutfaktaki kahvaltı dağınıklığını topladı. Ama bu iş de çabucak bitmişti. Bir odadan diğerine yanından hiç ayırmadığı telefonuyla gezdi durdu tüm gün. Artık bundan çok sıkılmıştı. Ani bir karalar telefonu elinden bininci kez atıp kalkıp hazırlandı. Kendini sıkıca sardı. Yeni bir maske alıp taktı. Botlarını giyip evden dışarı attı kendini. Böyle telefon olmadan sadece çevreyi ve kendini dinleyerek yürümeye başladı. Nihayet rahatlamıştı. Böyle yorulana kadar yürüdü. Eve gidince yeniden telefona yapışacağını bilse de o birkaç dakika kendiyle kalabilmişti. 

***

Çok benden olan bir hikaye paylaştım bu hafta. Elime yapışmış gibi o telefon. Asla yanımdan ayıramıyorum. Dış dünya ile tek bağlantım gibi. Baktığım şeylerin de içi boşaldı farkındayım ama yine de bağımlı gibi o ekranı kaydırıp duruyorum. Bir an önce unutmak istiyorum bu kötü alışkanlığı. Sizler de durum nasıl? Bana verecek tavsiyeleriniz varsa çok mutlu olurum. Bu süreç bizi ekranlara bağladı. Ama çok sağlıksız ve vakit kaybı çoğu zaman. Umarım azalarak yok olur bu telefon bağımlılığı.

Kendinize çok iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

6 Ocak 2021 Çarşamba

Kelime Oyunu - 6

Merhabalar.

Kelime Oyunu'nda altıncı haftadayız. Bu haftanın kelimeleri sevgili Momentos'tan. Onun sayfasına gitmek için buraya tıklayınız. Ben üçüncü hafta yazdığım hikayeyi devam ettirmek istedim bu hafta. İsterseniz önce buradan o hikayeyi okuyabilirisiniz.

Bu haftanın kelimeleri; kelepçe, ıslık, bisküvi, serçe, mucize.

***

Lilyum gözden kaybolduğunda Cadı ve Esmeralda güçten düşmüş bir şekilde Cadı'nın kulübesine geri döndüler. Bundan sonra beklemekten ve gökyüzünü gözlemlemekten başka yapacakları bir şey kalmamıştı. İkisi de içlerindeki endişeyi durduramıyorlardı. Lilyum'un yapmak istediği şey için vazgeçtikleri ve bundan sonra olacaklar kafalarını meşgul ediyordu. Cadı'nın gözleri masanın üzerindeki bisküvilere dalmış düşünüyordu. Lilyum, Aydınlık Diyarı'nın en önemli ailelerinden birine mensuptu. Gelecekte ondan çok önemli işler bekleniyordu ama o aşk uğruna tüm kurallara karşı gelmiş ve kendi rızasıyla bu sürgün diyarına gitmek için evinden ayrılmıştı. Aydınlık Diyarı bu işe sessiz kalmayacaktı elbette. Cadı yeniden oradan birileri ile görüşmektense ömür boyu tek başına kalmaya razıydı. Ona geçmişi hatırlatacak tek bir şeyi bile hayatında istemiyordu. Ama Lilyum'un gelişiyle pandoranın kutusu açılmıştı. Diyarda işler hala aynı yürüyorsa birkaç güne bir elçi gelip Aydınlık Diyarı konseyinin aldığı kararı bildirecekti. 'Buradaki huzurlu günlerimde buraya kadarmış.' diye düşündü Cadı. Artık hava kararmaya başladığında Esmeralda burada beklemenin boşa olduğunu söyleyerek evine döndü. Cadı da huzursuz bir uykuya gözlerini kapadı. Sabah serçelerin ıslık sesleri ile uyandı. Hava aydınlanmıştı. Aceleyle dışarıya koştu. Gökyüzüne bakarak bulutları yorumlamaya çalıştı. Zambak dağlarının üzerine bulutlar yoğunlaşmıştı. Bu da iksirin işe yaradığını gösteriyordu. Bundan sonrası çağırılan ruhun cevabına kalmıştı. Bunu bulutlara da baksa anlayamazdı. Tek yapabileceği Lilyum'un sağ sağlim dönmesini beklemekti. Tam içeri geri dönecekti ki çalıların ardından bir ses duydu. Normalde bölgeye giren herkesten haberdar olurdu ama bu kişiyi hissedemediğine göre konseyin gönderdiği elçilerden biri olmalıydı. 'Gizlilik yetenekleri oldukça gelişmiş bir tanesi olmalı' diye düşündü. Sesin geldiği yöne doğru dönerek gelenin görünmesini bekledi. Nihayet elçi yüzünü gösterdiğinde eskilerden bir sima ile karşılaşmak Cadı'yı bir kez daha sarstı. Gerçekten diyarda hiçbir şey değişmemişti. Gelen yolcu da Cadı'yı fark edip başını kaldırdı ve ikili göz göze geldiler. Bir an için ikisi de birbirlerine baktılar. Çok zaman olmuştu Aydınlık Diyarı'ndan biri Cadı'yı görmeyeli. Onun bu kadar değişmiş olması gelen elçiyi şaşırtmıştı. Bir zamanlar en yakın arkadaşlarından olan o kadın değildi sanki karşısındaki. Şaşkınlığını bir kenara atıp konuşmaya başladı.

"Merhaba Nymphaea. Uzun zaman oldu."

Cadı yıllardır duymadığı bu ismi duyunca olduğu yerde kaskatı kesildi. Doğru ya bu onun adıydı. Neredeyse böyle bir adı olduğunu unutmak üzereydi. Kendini toparlayıp; "Merhaba İlis. Hala kural ihlalinde elçi olarak seni gönderiyorlar demek."

İlis sakince kafasını salladı. "Evet Aydınlık Diyarı'nda hiçbir şey değişmedi." Cadı bunu duyunca alaycı bir kahkaha attı. "Bu güne kadar demek istedin her halde. Çünkü sevgili Lilyum'unuz bir gün önce buradaydı."

Cadı'nın böyle alaycı ve doğrudan bir şekilde konuya girmesi İlis'i sinirlendirdi. "Değişmiş görünüyorsun ama bu patavatsız hallerin hala aynı."

Cadı alaycı gülümsemesini sürdürerek İlis'e baktı. "Öyle diyorsan."

İlis; "Çok uzatmayacağım. Buraya Lilyum hakkında konuşmak için geldiğimi anlamışsındır. Konsey karara vardı. Tüm Aydınlık Diyarı Lilyum'u alıp geri götürmemi istiyor. O nerede? Bana söyle ve onu alıp gideyim." dedi.

Cadı konseyin böyle yüce gönüllü olmasına şaşırmıştı. Kendi zamanında asla müsamaha göstermeyen ihtiyarlar Lilyum'dan vazgeçememiş olmalıydı. Sırıtması hala yüzündeyken "Zambak dağlarında. Çok sevgili hayat yoldaşını kurtarmaya gitti. Sizin teknikleriniz çok yetersiz kalmış. Gelip benden yardım istedi yavrucak. Görsen nasıl perişandı. Ben de ona yardım edeyim dedim."

İlis hırsla Cadı'nın üzerine yürüdü. Tüm öfkesi ile bağırmaya başladı. "Nasıl yaparsın bunu? Koseyin onu affedeceğini biliyor olman lazımdı. Nasıl kafasına koyduğu şeyi yapmasına izin verirsin? Şimdi asla geri dönüşü olamayacağını bilmiyor musun sen ha?"

Yakasını tutan ellerinden kurtulan Cadı üzerindeki kıyafetleri silkeleyerek düzeltti. "Ben yapmasam kendi başına yapacaktı. Hem nereden bilebilirim konseyin onu geri çağıracağını. Onlar çağırsa bile Lilyum gider mi sanıyorsun? Sen onun yüzündeki ifadeyi hiç gördün mü? Ben yardım etmesem bile o kafasına koyduğunu yapacaktı. Ben sadece işleri onun için kolaylaştırdım."

Artık İlis kızgınlık ve üzüntü içindeydi. Hayal kırıklığı ile başını iki yana sallıyordu. "Kendi yaşadıklarından sonra ona hiç acımadın mı? Sonunun seninkinden farklı olacağını mı sanıyorsun? Sen... Sen ne ara bu kadar kötü birine dönüştün?"

Cadı, İlis'in son söylediklerinden sonra hiddetle ona döndü. "Ben mi kötüyüm? Ben ha? Ona yardım etmeseydim ne olurdu sen biliyor musun? Benim o zamanlar ne yaşadığımı biliyor musun? Evet onun da sonu aynı benim gibi olacak ama en azından kaybettikleri benimkilerin yanında hiçbir şey."

"Ne demek bu? Sen Aydınlık Diyarı'ndan ve ondan başka ne kaybettin ki?"

"Gerçekten o formülü kendi başıma bulduğumu mu sandın? Lilyum'a da söyledim. Böyle büyük iyiliklerin her zaman bir karşılığı olur. Bize Aydınlık Diyarı'nda yasaklı büyüleri öğretmiyorlar ama burada, sürgünde, görüp görebileceğin en kötü varlıkların olduğu bu yerde her şeyi bedeli karşılığında öğrenebilirsin."

İlis bir an için hiçbir şey düşünemedi. Eskiden olanları hatırlamaya çalışıyordu. Nymphaea'nın sevdiğini kaybedişinden sonra çok büyük bir yıkım yaşadığını hatırlıyordu. O zaman o da Lilyum gibi elinde ruh kesesi Aydınlık Diyarı'ndaki her kapıyı çalıp yardım istemişti. Bir mucize olmasını istiyordu sanki. Ama kimsenin ona verebileceği bir mucize yoktu. O da tüm öfkesini ve acısını alıp buraya gelmişti. Sonradan duyduklarına göre Nymphaea ruhu geri çağırmanın bir yolunu bulmuştu. Bu sırada onu durdurmaya çalışan kimseyi de dinlememişti. Ama ruh onun çağırısını kabul etmemiş ve Nymphaea büyük aşkının onu tamamen terk ettiğini anlamıştı. Yıkılmış şekilde Aydınlık Diyarı'na döndükten sonra da yetkililer onu yakalayıp kelepçelemişlerdi. Yargılandıktan sonra yaptıkları yüzünden sürgün edilmesine karar verilmişti. Onu son gördüğü anı hatırlamaya çalıştı İlis. Arkası dönük, Aydınlık Diyarı'ndan çıkarken nasıl da güçsüz bir şekilde yürüyor olduğu geldi gözlerinin önüne. Zaten o günden sonra da Nymphaea'yı bir daha hiç görmemişti. Ta ki bu güne kadar.

Cadı, İlis'in düşündüklerini tahmin edebiliyordu. "Bunların bir önemi yok artık. Lilyum'u şu an istesen de göremezsin. Tek yapabileceğin onun geri dönmesini beklemek. Bu süre içinde benimle kalabilirsin ama bu seni rahatsız edecekse Esmeralda da seni ağırlamaktan memnun olacaktır."

İlis, Cadı'nın sakin bir tonda konuşan sesini çok sonradan fark etti. Teklifini kabul edip Cadı ile birlikte kulübeye yöneldiler. Cadı'nın hizmetçileri ona ikramda bulundu. Teşekkür ederek bir şeyler atıştırdı. Tüm bunlar olurken Cadı da gergin bir şekilde camın önünde oturuyordu. Belli ki onun da aklında geçmişte olanlar vardı. O zamanlar çok genç ve çok aşıktı. Hayattaki tek varlığı kendini bırakıp gidince ne yapacağını şaşırmıştı. Öyle ki sanki o zamanlar bilinci kendini terk etmiş gibiydi. Neler yaptığını bile sis perdesi içinde hatırlıyordu. Buraya gelişi, kötücül ruhlardan iksiri öğrenmesi, karşılığında onların hizmetine girmesi hepsi hayal gibiydi şu an. Ama yıllar geçmişti işte. Tutsaklığı bitmişti ama o dönemler karşılaştığı kötülükler onu o kadar yıpratmıştı ki artık eski benliğinden hiçbir şey kalmamış gibiydi. O eski neşeli ve hayat dolu hali onun kendisini terk etmesiyle ölmüştü. İçindeki iyilik de sürgün diyarında solup gitmişti. 

İlis'e doğru döndüğünde gözlerinden düşünceleri okunuyordu. İlis de üzgün bir ifade ile ona baktı. İkisi de artık çok başka noktalardaydı. Ne eskisi gibi sohbet edebilir ne de birbirlerine destek olabilirlerdi. 

Esmeralda, İlis'in gelişini duyup Cadı'nın evine gelmişti. İlis ile daha sevecen şekilde sohbet etse de dışlananların üzerine yapışmış bir çekingenlik taşıyordu. Konseyin kararına çok sevinmişti ama Lilyum'un zambak dağlarında yaptıkları bu kararı etkiler miydi emin olamıyordu. Saatler geçti. Akşam olunca dinlenmek ve biraz uyumak için köşelerine çekildiler. İlis'e hizmette kusur edilmiyordu ama hep diken üzerindeydi. Nihayet sabah olduğunda Lilyum da gelmişti. Cadı önceden hissedip kapıya çıktı, diğerleri de onu takip ettiler. Lilyum gelirken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Koşarak gelip Cadı'ya sarıldı.

"Geldi. Geldi..."

Sürekli aynı kelimeyi söyleyerek Cadı'ya daha da sıkı sarılıyordu. Lilyum'un geldiği yola baktıklarında bir kişinin daha orada beklediğini gördüler. İlis iksirin işe yaramasına çok şaşırmıştı. Lilyum adına sevinse de Aydınlık Diyarı'nda bu olayın nasıl karşılanacağını bilmiyordu. Bir kere kurallara karşı gelip kendi ruhundan vazgeçmişti. Şimdi Lilyum onu geri çağırsa da diyara tekrar geri dönemezdi. Bunu ne konsey yapabilirdi ne de bir başka iksir. Aydınlık Diyarı'nın toprakları daha ayak bastığı anda onu yok ederdi çünkü. Lilyum'un onu bırakıp geri dönmeyeceğini çok iyi bilen İlis Cadı'nın omzuna dokundu. 

"Ona iyi bak." dedi ve herkesle vedalaşıp geldiği yere geri döndü. 

Cadı, Nymphaea, Lilyum'un da kendi ile aynı kaderi yaşamadığı için mutluydu. Nihayet sarılmaları bitince Lilyum'un gülen gözlerine baktı. Sanki içinde sıcacık bir his doğmuştu. Gerçekleşen bu mucize ile onun ıssız ve soğuk yaşamında bir ışık yandığını hissetti. Artık hayatı eskisi kadar yalnız değildi. Sürgün toprakları ondan aldığı iyiliği geri mi veriyordu?

***

Kelime oyununun üçüncü haftasında yazdığım hikayenin devamı çok istendi. Normalde ben orada bırakmıştım. Hikayenin devamı kafamda hiç oluşmamıştı. Bir şeyleri devam ettirme konusunda kötüyüm malesef. Ama çoğu kişinin yazmamı istemesi ile acaba yazsam mı diye bir düşünceye girmiştim. Bu haftanın kelimeleri de hikayeye uyumlu olur gibi geldiği için hem Cadı'nın geçmişini hem de Lilyum'un başarılı olup olmadığını anlatan bir son yazayım dedim. Bir de bir sorum olacak siz İlis'in kadın mı, erkek mi olduğunu düşünüyorsunuz? Yazarken bir türlü gözümde canlandıramadım. Kadınların hikayesi olmasını istiyorum ama yine de size de sormak istedim.

Umarım ilki kadar hoşunuza gider.  

Mutlulukla kalın.

30 Aralık 2020 Çarşamba

Kelime Oyunu - 5

Merhabalar.

Kelime Oyunumuzda beşinci hafta. Bu hafta kelimeleri ben seçtim. Herkesin neler yazdığını okumak için sabırsızlanıyorum. Bu haftanın kelimeleri; kedi, film, keman, hasret, ağaç.

Hadi yazalım. :)

***

Çalgıcılar Sokağı caddesi sabah gelen haberle çalkalanıyordu. Herkes bir köşede bunu konuşuyordu. Neler yapabiliriz diye birbirlerine danışıyorlardı. Bir grup çoktan protesto planlarına başlamıştı. İçlerinden birinin matbaası vardı. Orada pankartları basacaklar, diğerleri de tanıdıkları herkesi çağırıp kalabalık oluşturacaktı. Tüm bu hengamenin içinde uykusundan yeni ayılan Tekir ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Köşesinde şaşkın şaşkın etrafı izlerken Kirli koşa koşa yanına geldi. 

"Tekir abi duydun mu olanları? Bizim çınar ağacını keseceklermiş abi. Havuz yapılacakmış buralara. Süs çiçekleri ekeceklermiş. Abi yakışır mı bizim caddeye süs bitkisi dikmek. Şimdi ben onların yanına mı kıvrılıp yatacağım yani? Sen söyle güzel abim."

Kirli'nin söylenmeleriyle neye uğradığını şaşıran Tekir duyduklarıyla da hayli sinirlenmişti. Çalgıcılar Sokağı pek işlek bir cadde değildi. Ama burada yaşayan insanlar buranın müdevimleriydi. Herkes birbirini tanır. Her gün selamlaşarak geçerlerdi birbirinin yanından. Eski bir muhitteydi aslında. Şimdilerde yeni yeni gelen restorasyon çalışmalarıyla birkaç yeri değişse de genel mimari on yıllara dayanıyordu. Zamanında çeşitli müzisyenlere ev sahipliği yapmıştı. Adı da buradan geliyordu.

Tekir, hala sinirli sinirli soluyan Kirli'yi sakinleştirmek için: "Hele bir dur işin aslını astarını anlayalım. Parlama hemen." dedi. İkisi birlikte tarihi sinemanın arkasındaki çöplüğe ilerlediler. İçeride sabah 9.15 seasının filmi yayınlanıyordu. Vurdulu kırdılı bir karate filmiydi yine. Sabah sabah kim izliyor bunları diye düşünürdü hep Tekir. Nihayet ara sokağa vardıklarında Duman ve çetesini gördüler.

Duman aslında bir ev kedisiydi. Ama sahibi gündüzleri onu serbest bıraktığı için sokaklarda dolaşırdı. Ev kedisi olması onu diğerleri arasında ayrıcalıklı yapıyordu. O yüzden genelde özenilen ve saygı duyulan biriydi. Ama evde olabildiğince sevimli olan o kedi, dışarıda tam bir serseriydi. Tüm belalı işlere karışır, her yerden haberi olurdu.

Tekir selam verdikten sonra neler olup bittiğini anlatmasını istedi. Duman da belediyenin havuz yapma bahanesiyle meydandaki çınarı keseceğini söyledi. Yakın zamanda caddenin sonuna yapılan avm sahibi şikayet etmiş. Çok yaşlı olduğu için ağacın çürüdüğünü ve avmnin böceklendiğini söylemişler. Ama ortada ne bir böcek ne de çürüyen bir yaprak varmış. Asıl dert çınarın caddede önemli bir simge olması dolayısıyla çınar etrafında işletilen çay bahçesinin avm müşterilerini buraya çekmesiymiş. Kendi kafesi işlemeyen adam böyle bir hile ile müşterileri kendine bağlamayı amaçlıyormuş.

Duman'ın dediklerini duydukça daha da sinirlenen Tekir bu işe el atmaya karar verdi. Her ne kadar Duman çetenin lideri olsa da sokakta en çok sözü geçen kedi Tekir'di. O ne dese ikiletmeden yapılırdı.

Tekir bu sokaklarda doğmuştu. Hayatı boyunca da buradan hiç çıkmamıştı. Aslında sahibi vardı ama bir sokak kedisiydi. Sahibi yıllar önce bu caddede müzik yapan bir sokak sanatçısıydı. Kemanıyla türlü türlü parçalar çalar, ekmeğini bundan kazanırdı. Bir gün bir sokak arasında Tekir'i bulmuştu. Annesi Tekir'i terk etmişti. Beslenemediği için de hayli zayıflamıştı. İşte kemancı bu halde alıp onu büyütmüş, sağlığına kavuşturmuştu. Bir türlü eve alışamayan Tekir sokaklarda yatmış ama her gün sahibinin yanında müzik yapmıştı. Yanında bir kedi ile keman çalan bu adam gittikçe ünlenmeye başlamıştı. Taa başka şehirlerden onu dinlemeye gelen kişiler bile oluyordu. Günlerden bir gün bir yapımcı, adama bir teklifle geldi. Adam da kabul etti. Tekir'i de yanında götürmek istedi ama tüm hayatı burada olan Tekir reddetti. Böylece iki dost ayrıldılar. Hala içinde kemancıya karşı özlem duysa da kemancı vefalı davranıp boş zamanlarında yine bu yere gelip Tekir'i görüyordu. İşte o zamanlar hasreti de azalıyordu. 

Tekir ve Duman'ın önderliğinde kediler de örgütlenmeye başladılar. Önce civardaki tüm kedilere haber verdiler. Hepsi yedikleri yemeklerden kalan artıkları avmye taşıyacaktı. Ama bu tehlikeli bir görevdi. Kedilerin bunu sezdirmeden yapması gerekiyordu. Üstelik avmnin güvenliğine de dikkat etmeleri gerekliydi. Çöpleri oraya koysalar da hemen temizleneceği için bunu sürekli yapmaları lazımdı. Çevredeki tüm kediler bu emre uydu. Zaman geçtikçe avmnin önü çöp yığılı hale gelmişti. Ne kadar temizlense de göz açıp kapayana kadar yeniden kirleniyordu. Bu işte kedilerin parmağı olduğu kırk yıl düşünse aklına gelmeyen avm sahibi, gelen müşterilere suç buluyordu. Müşterilerle kavga ettikçe de müşteri kaybediyordu. İkinci plan ise çınarı kesmek için gelecekleri zaman uygulanacaktı.

Beklenen gün geldiğinde insanlar ve belediye çalışanları çoktan münakaşaya girmişlerdi bile. İki tarafta diğerine derdini anlatmaya çalışıyordu. Avm çalışanı ise bu karışıklığa canı sıkılmış bir an önce ağacın kesilmesini istiyordu. Sonra sokağı yüksek sesli miyavlamalar kapladı. Belki yüz belki bin kedi dört bir yandan çınarı kuşatmışlardı. Hepsi ya çınarın üzerinde ya da çevresinde miyavlamaya, hırlamaya devam ediyordu. İnsanların hepsi bu duruma çok şaşırmıştı. Kimse kedilerin neden böyle bir şey yaptığını anlamyordu. Kedilerin arasından Tekir öne çıktı. Protestocuların elindeki pankartlardan birini ağzına alıp çınarın yanına taşıdı. Kedilerin çınarı korumak için böyle bir şey yaptıklarını anlayan insanlar şaşkınlıktan küçük dillerini yutacak hale gelmişlerdi. Yaptıkları yanlışın farkına vardılar ve doğayı rahat bırakmaya karar verdiler.

Karışıklık durulunca protestocuların lideri çınarı yetkililere gösterip aslında ne bir çürüme ne de bir böcek olmadığını anlattı. Yalan ihbar üzerine yetkililer avm sahibine ceza verdi. Tüm bu olanları bir köşeden izleyen avm sahibi de yaptıklarından çok utanmıştı. Kendisi o an daha çok kazanmak uğruna geleceğini kaybedeceğini anladı. Çalgıcı Sokağı halkından ve kedilerden özür diledi. Yetkilerin verdiği yüz bin fidan dikme cezasını kabul etti. Ve bunun için Çalgıcı Sokağı başta olmak üzere tüm ülkeye fidan dağıttı. Avm içinde de doğa dostu markalarla çalışmaya karar verdi.

Bu olay tüm hafta ana haberlere konu olmuştu. Daha önce bu caddeyi duymayanlar gelip görmeye başladılar. Pek çok belediye ve avm sahibi de bu olaydan ders aldı ve daha ekolojik bir yaşama geçmeye başladılar. Tüm ülkede hızla değişen bu sistem ile herkes değişikliği hissetmeye başlamıştı. Artık hava daha temizdi, hastalıklar azalmış, hayvan ve bitki çeşitliliği artmıştı. Bu olanlar dünya basınının da dikkatini çekti. Dünyadaki tüm insanlar aslında doğanın efendisi değil bir parçası olduklarını anladılar. Küresel çapta bir temizlenme başladı. Dünya artık daha temiz bir yer haline gelmişti. Önceden sorun olan her şey ortadan kalmıştı. Yetkililer ozon tabakasında iyileşme gördüklerini bildirmişlerdi. İklim değişimi ve buzullardaki erime de durmuştu.

Dört bir yandan gelen haberleri duydukça Tekir, Duman, Kirli ve diğer kediler mutluluktan miyavlıyorlardı. Aslında dünya çapında ünlenen kediler olsalar da Çalgıcılar Sokağı'ndan vazgeçememişlerdi. Küçücük bir sokakta köşede kıvrılan kedilerle başlayan bu hareket tüm dünyanın kaderini değiştiren bir devrime dönüşmüştü. Şimdi tek istekleri gelecek nesillerin de bu duyarlılıkla yaşamalarıydı.

***

Bitti. :D Yüzümde bir gülümseme var ve nedense gözlerim dolu dolu. Böyle şeyler yazdıkça 'gerçek olur mu ki?' düşüncesi sarıyor beni. Umarım olur. Hayal etmesi bile güzel.

Kendi seçtiğin kelimelerle yazmak zormuş bayağı. Bir sürü konu değiştirdim birinde karar kılana kadar. Hatta birini yazdım iptal ettim. Ama bu içime sindi. Kedi Tekir'in macerasını okudunuz. Umarım hoşunuza gitmiştir. Böyle hayvaların bakış açısıyla yazılan kitaplar ya da yapılan filmler benim çok hoşuma gidiyor. Yeni kelime oyunlarında görüşmek üzere o halde. :)

Mutlulukla kalın.

23 Aralık 2020 Çarşamba

Kelime Oyunu - 4

Merhabalar.

Bu hafta kelimeleri Hanife Ertaş seçti. Onun yazısını okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu haftanın kelimeleri; yeşil,baharat,şiir,yol,sabah.

Hadi başlayalım.

***

Yokuşu çıkıp dükkanın önüne geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Kapıyı açmadan önce ellerini dizlerinin üzerine koyarak eğildi ve biraz soluklandı. Son kez sesli bir nefes verdikten sonra doğrulup anahtarını aramaya başladı. Bir yandan da haline gülüyordu. Her gün bu yokuşu çıkıp hala böyle yoruluyor olmak komik gelmişti ona. Anahtarı bulup dükkanın kapısını açtı. Kapının üstündeki zilden bir şıngırtı geldi. İşte gülümsemek için bir sebep daha diye düşündü. Hemen eşyalarını kenara bırakıp dükkanın içini düzenlemeye, yerleri süpürüp silmeye başladı. Nihayet rutin işleri bitince kendine bir sabah kahvesi koydu. Bu seferkini yeni almıştı. İçinde baharat aromaları vardı. Aldığı ilk yudumla farkı hissetti ve bu değişikliği yaptığı için mutlu oldu. Aslında önceden hayatını hiç değiştirmeden yaşardı. İstemediğinden değil de ya ertelerdi ya da korkardı. Ama geçen senelerde yaşadığı pandemi ile hiçbir şeyin ertelemeye gelmediğini anlamıştı. Hayat siz planlar yaparken yolunuza bambaşka bir şey çıkarıveriyordu. O yüzden fırsatınız varken yapmak lazımdı.

İnsanlar yavaş yavaş sokakta görünür olmaya başlamıştı. Bugün hafta içi olduğundan pek gelen giden olmazdı. Kenara koyduğu şiir kitabını alıp kaldığı yerden okumaya başladı. Arada sevdiği dizeler olursa da dükkanda yaptığı alıntı köşesine yazıyordu. Bazen gelen müşteriler de yazarlardı bir şeyler. Hatta düzenli müşterileri bile olmuştu bu sayede. 

Öğleden sonra ilk müşterileri geldi. Beş kişilik bir arkadaş grubuydu. Kitap klübü toplantıları için gelmişlerdi. Onlara siparişlerini ikram ettikten sonra kendi masasına geçti. Biraz kitabını okudu biraz kızların konuştukları kitabı dinledi. Daha önce okumadığı bir kitaptı ama dükkanda vardı. Hemen okunacaklar arasına aldı kafasında. 

Birkaç saat sonra kitap klübü için gelen grup gitti. O arada tek tük birileri de gelmiş. Herkes siparişini verdikten sonra köşesinde kitabıyla ilgileniyordu. Kalkan kişilerin boşlarını alırken kapıdan bir çocuk sesi duyuldu. Küçük bir kız çocuğu annesinin elinden tutmuş dükkana doğru çekiştiriyordu.

"Bak anne, yeşil olanı gördün mü? Ondan istiyorum işte. Babamla dün buradan geçerken gördüm. O da alalım dedi ama o zaman kapı kilitliydi. Şimdi açık. Hadi gidip alalım. Nolur, nolur..."

Küçük kızın camda görüp istediği kitaba bakış attı. Kurbağa Kurpi'nin Okyanus Macerası kitabıydı. Kendisinin çok sevdiği bir kitap olduğu için cama bir posterini asmıştı. Şimdi bu bıcırığın da kitabı beğenip türlü sevimliliklerle annesini ikna etmeye çalıştığını görünce çok mutlu hissetti.

Anne ve küçük kız içeri girdiler. Tüm müşterilerin dikkati de dağılmıştı haliyle ama kimse şikayetçi değildi. Herkes büyük bir şevkle kitabı ne kadar sevdiğini ve istediğini anlatan küçük kızı izliyordu. Onun şimdiden kitap dostu olmasına çok sevinmişlerdi. Hemen kasaya geçip kitabın bir örneğini küçük kıza uzattı. Annesi ödeme yaparken küçük kız koşa koşa boş bir masaya geçti. Annesi daha fazla burada durup kitap okumaya çalışan insanları rahatsız etmek istemiyordu. O yüzden gitmeleri gerektiğini söyledi. Küçük kız itiraz etse de annesini vazgeçirememişti. Vedalaşıp ayrıldılar. Küçük kızı böyle göndermek onu biraz üzmüştü. Keşke küçükler için de bir yerim olsa diye düşündü. Belki haftada bir günü çocuklara ayırabilirdi. Üniversiteden tanıdığı anaokulu öğretmeni bir arkadaşı vardı. En son duyduğunda atama bekliyordu. Belki ona sormalıydı. Hem ona destek olur hem de küçük meleklerin sesiyle haftada bir gün de olsa tazelenirdi. 

Hava kararmaya başlamış ve tüm müşteriler teker teker ayrılmışlardı. Masaları temizleyip, bulaşıkları halletti. Birkaç kişinin dağıttığı kitapları düzenledi. İşlerin bittiğini düşünüp şöyle bir etrafına bakındı. Gözüne takılan bir şey olmayınca da üzerini giyinip dükkanın kapısını kilitledi. Hava akşamları soğumaya başlamıştı. Sonunda yazın bunaltıcı hissi gidiyordu. Yavaş adımlarla geldiği yolu gerisin geri adımlamaya başladı. Yarın yine iş vardı. Eve gidip yemek yer, sonra da belki film izlerdi. Arkadaşı ile görüşmeyi de kafasına not etti.

Geçen sene bambaşka bir şey yaşıyordu. Ama şimdi geleceği düşünüp gülümseyebilirdi. Bunu fark etmek onun olacak şeylere karşı umut dolmasını sağlamıştı. 'Belki kendi kısacık ömrümde en kötüsünü gördüm ama bir şekilde sabrettim ve şimdi her şey düzeldi. Hatta öyle düzeldi ki geleceğe dair heyecan duyarak plan yapmaya bile başladım.' diye geçirdi içinden.

İnsan ömrü böyleydi işte. Şikayet etsek de ondan başka yaşayacak yolumuz yoktu. Bu yüzden ona kızıp, surat asmak yerine olan tüm olumsuzlukları kabullenip güzel yarınlar için gülümsemeliyiz. Tıpkı karşılaştığımız insanlara gülümsediğimizde karşılığında bir gülümseme almamız gibi. Belki hayat da her şeye rağmen ona gülümsediğimizde bize kocaman bir gülümseme verir.

***

Başlarken böyle bir şey çıkacağını hiç bilmiyordum. Hatta daha melankolik yazarım diye planlamıştım ama kelimeler aktı, hikayem kendi yolunu buldu. Çok da güzel oldu bence. Sakin bir yazı olduğunu düşünüyorum. En azından ben şu an çok dingin hissediyorum. Dilerim sizlerin de hayatında hep gülücükler olur. Bu hikayedeki gibi bu süreçten geçmişten bir anı gibi bahsediyor oluruz yakın zamanda. 

Gelecek haftanın kelimeleri benden. Seçtiğim beş kelime şöyle; kedi, film, keman, hasret, ağaç.

Şimdiden herkesin yazısını okumak için sabırsızlanıyorum.

Mutlulukla kalın.

16 Aralık 2020 Çarşamba

Kelime Oyunu - 3

 Merhabalar.

Kelime Oyunu etkinliğinde 3. haftaya gelmiş bulunuyoruz. Geçen hafta Kendi Dünyasında bloğunun seçtiği kelimelerle yazacağız bu sefer. Buraya tıklayıp o yazıya da gidebilirsiniz. Bu haftanın kelimeleri; zambak, hayal, diyar, özgürlük, dilek.

***

Bataklığın kenarından geçerek ilerlemeye devam etti. Hava yeni yeni aydınlanıyordu. Saatlerdir yoldaydı. Bir elinde sıkıca tuttuğu kesesi, diğer elinde yürüken destek almak için kullandığı uzun çubuk vardı. Artık yorulmuştu yine de içindeki endişe durmasına izin vermiyordu. Çok şeyden vazgeçmişti. Aydınlık Diyarı'ndan, ailesinden, itibarından... Artık duramazdı. Uğruna bu kadar şeyi gözden çıkarmışken tek istediği ona yeniden kavuşmaktı. Hava iyice aydınlandığında tarif ettikleri eski kulübe de görünür olmuştu. Varış noktasını bulmanın verdiği şevkle daha hızlı adımlar atmaya başladı. Nihayet vardığında hiç düşünmeden kapıyı çaldı. Kapı açılmadıkça yumruklarının şiddeti de artıyordu. En sonunda içeriden homurdanmaya benzer bir ses duydu. Asık suratlı bir kadın kapıyı hışımla açıp bağırmaya hazırlandı. Ama daha ilk kelimesini söyleyemeden karşısında gördüğü kişi ile neye uğradığını şaşırdı.

Esmeralda dışlanmış bir periydi. Buraya, onun olduğu bölgeye ise Aydınlık Diyarı'nın sakinleri asla uğramak istemezlerdi. Buranın adını anmak bile kınanacak bir davranışken bu kadar önemli birinin gelip onun kapısını çalması pek de iyi şeyler olmadığının işaretiydi.

Gelen misafiri acele ile içeri aldı. Zamanında çok yakın olduğu o kızın böyle büyüyüp kocaman bir genç kadın olduğunu görmek içini sızlattı. Sahi ne çok zaman geçmişti. Birlikte köşedeki koltuğun üzerine oturdular. Karşısındaki kişinin bitkin halini görünce çiğ damlalarından yaptığı likörü ikram etti. Biraz soluklanıp içtiği likörün enerjisini alan konuk, Esmeralda'ya baktı. Onun kendine geldiğini anlayan Esmeralda hemen konuşmaya başladı.

"Ne işin var burada? Ne kadar yanlış ve tehlikeli olduğunu bilmiyor musun? Hemen kimse görmeden Aydınlık Diyarı'na geri dön. Bir daha da asla buraya ayak basma."

Gelen konuk aceleyle başını iki yana salladı.

"Sence ne yaptığımın farkında değil miyim? Buraya her şeyi göze alarak geldim. Senden beni Cadı'yla buluşturmanı istiyorum. Bana bir tek o yardım edebilir."

Duydukları karşısında neye uğradığını şaşıran Esmeralda'yı iyice korku sarmıştı. 

"Ne demek Cadı'yla buluşmak. Aklını mı kaçırdın? Asla olmaz! Neler olabileceğini bilmiyor musun? Ailen buraya geldiğini öğrenmeden hemen git diyorum sana."

"Onlar zaten biliyor. Tüm Aydınlık Diyarı buraya gelip yapmak istediğim şeyin farkındalar. Ben söyledim çünkü. Artık geri dönüş yok. Bana yardım etmek zorundasın. Ben her şeyi göze aldım."

Esmeralda kulaklarına inanamıyordu. Kendi sürgününden sonra hiçbir şey canını böyle yakamaz sanıyordu ama yanılmıştı. Karşısında duran kişinin söyledikleriyle o dayanılmaz acı yeniden kalbine oturdu. Gözleri yaşlarla doldu. Henüz Aydınlık Diyarı'nda yaşarken ortalıkta koşturup duran o çocuk kendi yaşadığı kaderi yaşayacaktı ha. Annesinin, yakın dostunun, perişan hali geldi gözünün önüne. Kendi giderken arkasından ağlayan o kadın, kızı da böyle bir felakete uğrayınca kim bilir nasıl kahrolmuştu. Kararlı gözlerle kendine bakan kadının ellerini tutarak: "Ah Lilyum, neden? Sana böyle bir şeyi yaptıracak ne olmuş olabilir?"

Lilyum elinde sıkıca tuttuğu keseyi gösterdi ona. Bu bir ruh kesesiydi. Tamir olamayacak kadar parçalanmış ruhlar bu kesenin içinde saklanırdı. Bilinen yollar bu ruhu tamir etmeye yaramamış olacak ki Lilyum her şeyi göze alıp Cadı'dan yardım istemeye gelmişti.

"Onu kurtarmak zorundayım. Aydınlık Diyarı'ndaki tüm kitaplara baktım. Bir yolu yok. Tek çarem Cadı'yla görüşmek. Yıllar önce onun bir ruhu tamir etmeye çalışırken yakalandığını ve buraya gönderildiğini biliyorum. O bana yardım edebilir. Lütfen Esmeralda ne istersen yaparım. Yeter ki bana yardım et. Onsuz hayatımın hiçbir anlamı yok."

Lilyum bu sözlerden sonra hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Hıçkırıkları arasında "Tüm hayallerim, tüm nefesim onunla birlikte gitti sanki. Lütfen, lütfen yardım et." diye mırıldandı.

Artık ikisi de gözyaşlarını tutamıyordu. Biraz zaman geçtikten sonra kendini toparlayan Esmeralda konuşmaya başladı.

"Peki seni ona götürürüm ama bilmeni isterim ki bu çok tehlikeli. O artık eskiden anlatılan o kişi değil. Çok değişmiş. Burası onu kendi karanlığına benzetmiş sanki. Ondan bir şey isteyeceksen bedeline katlanmak zorundasın."

Lilyum hızlıca başını salladı. "Ne isterse yaparım. Yeter ki bana yardım etsin."

Esmeralda, Lilyum'a yiyecek bir şeyler hazırladı. Genç kadın yemek istemese de güce ihtiyacı olacağını söyleyerek zorla yedirdi. Lilyum biraz dinlenip güç kazanınca ikili yola çıktılar. Cadı'nın kaldığı yer uzak değildi ama o kadar engebeli bir yoldaydı ki oraya ulaşana kadar epey yoruldular. Sonunda oraya vardıklarında Cadı kapının önünde oturmuş onları bekliyordu.

"Aman da aman kimler gelmiş. Lilyum, ne kadar da büyümüşsün böyle. Senin buraya gelmek için yola çıktığını söylediklerinde inanamadım. Ama buradasın. İçeri geçin. Senin şu sevimli kesenin içindeki sorunundan konuşalım."

Gelir gelmez böyle bir karşılık buldukları için oldukça şaşıran misafirler Cadı'nın yönlendirmesi ile içeri geçtiler. Cadı eğer bütün bunları önceden bilebilecek kadar güçlendiyse kendisine de yardım edebilirdi. Karşılarında rahatça oturan Cadı bir Lilyum'a bir Esmeralda'ya bakıyordu. Birden elinde ikramlar olan yardımcıları içeri girdiler. Karşılarında gördükleri kişi ile az kalsın her şeyi yere düşüyorlardı. Onların Lilyum'u izlediklerini fark eden Cadı hızlı bir el hareketiyle çekilmelerini buyurdu. Lilyum ise hiçbir şeyin farkında değil gibiydi. Bir an önce Cadı'nın kendine çözüm bulmasını istiyordu. Onun sabırsızlığını fark eden Cadı söze başaldı.

"Anlat bakalım neden o güzelim Aydınlıklar Diyarı'nı bırakıp buraya geldin?" Sesindeki alaycı tınıyı ve Aydınlık Diyarı'nın adını bilerek yanlış söylediğini fark etse de ses çıkarmayıp derdini anlatmaya başladı Lilyum. Elindeki keseyi kast ederek.

"Bunun içinde ne olduğunu biliyorsun. Senden onu tamir etmeme yardım etmeni istiyorum. Aydınlık Diyarı'nda bu derece parçalanan bir ruhu tamir edecek hiçbir şey bulamadım ama sen yıllar önce bunu denemiştin ve başardın. Lütfen bana yardım et."

Yıllar öncesinde yaptığı o aptalca hatadan bahsettiğini duyunca Cadı'nın yüzü asıldı. Hayatındaki tüm güzel şeylerin mahvolmasına neden olmuştu o hata. Ama artık kaybettiği hiçbir şeyi geri alamazdı. O yüzden yürümek zorunda kaldığı bu yolu sahiplenmek dışında yapabileceği bir şey yoktu. 

"Sana yardım ederim. Biraz zor ancak bir yolu var. Ama sen de bilirsin ki böyle değerli iyiliklerin hep bir bedeli vardır."

Lilyum karalılıkla "Ne olursa olsun yaparım." dedi.

Duyduklarıyla keyifli bir kahkaha atan Cadı "Senden özgürlüğünü istesem mesela yine de yapar mısın?"

Lilyum bu cevapla tereddüte düşse de onun gidişiyle kaybettiklerine kıyasla özgürlüğünün hiçbir şey olduğunu düşündü. "Dileğin bu mu? Kabul. Bana yardım et ondan sonra senin kölen olurum."

Cadı onun bu kadar ileri gidebileceğini görünce ciddileşti. Artık olanlar eskisi kadar eğlenceli gelmiyordu ona. Lilyum'a baktığında yıllar önceki kendini gördü sanki. 'Ne kadar da aptal. Zavallı, onu bırakıp giden biri için bu kadar ileriye gitmeyi göze alıyor ha. İleride çok pişman olacaksın. Ama madem bu kadar kararlısın yaşa ve gör o zaman.' 

"Pekala madem bu kadar kararlısın. İçeri geçelim. Keseyi bana ver. Tam da senin ihtiyacın olan bir şey biliyorum."

İçeride sıra sıra raflarda kavanozların içinde çeşitli otlar ve karşımlar vardı. Az ileride siyah demir kazan kaynıyordu. Kuru otlar, saskıda çiçekler, değişik taşlar masanın etrafında öylece yığılmıştı. Cadı zambakların olduğu kavanoza doğru ilerledi. Bir tanesini alıp Lilyum'a yaklaştı. Zambağı hafifçe yakasına iliştirdikten sonra çenesinden tutup onu şöyle bir süzdü. "İşte şimdi adını taşır oldun."

Lilyum yakasındaki zambağa bakarak ne demek istediğini anladı ama ifadesiz bir şekilde Cadı'ya baktı. Esmeralda da Cadı'nın bu yaptığına anlam verememişti. Onların boş bakışlarını gören Cadı gözlerini devirerek kazanın başına geçti. Sonra vazgeçip raftaki eski bir defteri eline aldı. Sayfaları karıştırıken kurumuş bir gülün olduğu sayfada durdu. Gülü eline alıp hafifçe okşadıktan sonra rafa bıraktı. Tekrar kazanın başına geçti. O gün geceye kadar üçü iksir üzerinde uğraştılar. Nihayet işleri bittiğinde yorgunluktan gözleri kapanıyordu. Cadı'nın iksirin olduğunu belirten sesiyle bir anda canlandılar. Cadı küçük bir tüpe koyduğu iksiri Lilyum'a uzattı. Tam alacakken geri çekerek "Dediklerimi unutma! Böyle büyük iyiliklerin bir bedeli vardır. Senin uğruna vazgeçtiğin şeyleri düşünce onlar bunun yanında hiçbir şey. Emin misin? Bunu yapmak seni o eski güzel zamanlara götürmeyecek. Bir ruh tamir olsa bile bir kere hasar aldı mı asla eskisi gibi olmaz. Bunu bilmelisin."

Duydukları Lilyum'un içini sızlatsa da başka çaresi yoktu.

"Biliyorum. Bunu çoktan kabul ettim. Bana sadece ne yapmam gerektiğini söyle."

Cadı geldiklerinden beri ilk defa sevgi dolu bir ifadeyle onlara baktı. "Bu iksiri al. Zambak dağlarına git. Orada kesenin içine dök. Çıkan ilk dolunayda sana söyleyeceğim sihirli sözcükleri söyle. O zaman ruhu gittiği yerden çağırmış olacaksın. Zambaklarla onu kimin çağırdığını anlayacak. Eğer geri dönmeye istekliyse birebir eskisi gibi geri döner ama çoktan vazgeçmişse geri dönse bile o kişi olmaz. Bunu unutma."

Lilyum kafasını sallayarak tüpü eline aldı. Cadı'ya ve Esmeralda'ya teşekkür ettikten sonra zambak dağlarına doğru yola çıktı. Bir elinde sıkıca tutuğu ruh kesesini kalbine doğru yaklaştırarak "Lütfen beni bırakmamış ol. Lütfen bana geri dön." diye mırıldandı.

Lilyum'un arkasından şefkat dolu gözlerle bakan iki kadın içlerinden onun sağ salim bir şekilde geri dönmesini diliyorlardı. Artık Aydınlık Diyarı onlara çok uzaktı ve gidişini izledikleri genç kadının da kendilerinden başka sığınacak yeri kalmamıştı. 

***

Kelimeler belli olunca hafta sonu başına geçip yazayım dedim. Bu etkinlik sayesinde bloğa daha bir bağlandım. Sürekli gelip bakmak istiyorum. Bana bu yönden de çok iyi geldi. Çünkü bloğu boşlayınca çok üzülüyordum.

Umarım yazımı keyifle okursunuz.

Mutlulukla kalın.

9 Aralık 2020 Çarşamba

Kelime Oyunu - 2

Merhabalar.

Kırmızı Ruh ve Sade ve Derin bloglarının başlattığı etkinliğin ikinci haftasındayız. Bu hafta Kırmızı Ruh bloğunun seçtiği beş kelime ile yazıyoruz. Onun yazısını da buraya bırakıyorum.

Bu haftanın kelimeleri; kırmızı, İrlanda, kitap, tutku, viski.

***

Uzaktan gelen davul, zurna sesleri eşliğinde köşedeki bir masada toplanan gençler gürültülü bir şekilde sohbet ediyorlardı. Mahallenin aynı yaş grubundan olan sekiz-on kişi vardı neredeyse. İçlerinden ikisinin ablası ve abisi evleniyordu. Herkes tutkuyla hazırlıklarla ilgilenmişti. Tüm mahalle kendi düğünü gibi mutluydu. Ee ellerinde büyüyen iki gencin mürvetini görüyorlardı, olmasınlar mı? Herkes gecenin ilerleyen saatlerinde iyice eğlencenin dibine vurmuştu. Havada uçuşan peçeteler, çıkarılıp sallanan  kravatlar, bir oyun havası bir mezdeke bir halay müziği arası gidip gelen çalgı ekibi herkes tüm yılın kurtlarını döküyordu. Birden gençlerin olduğu tarafa doğru üç genç koşa koşa geldiler. Birinin ceketinin önü kabarık duruyordu. Koşa koşa geldikten sonra masaya yaklaşıp sakladığı viski şişesini gösterdi kalabalığa. Herkesin yüzü yaramaz bir parıltıyla aydınlandı. Kahkahalarının artıp dikkat çekmemesi için elleriyle ağızlarını kapatarak güldüler. Aileleri görse yandıklarının resmiydi ama kimse o an o riski düşünmüyordu bile. Ucuz plastik bardaklara kıymetli viskiyi doldurup içmeye başladılar. Alışık olmadıkları için durup durup yüzlerini ekşitiyorlardı ama içmeyi de bırakmıyorlardı. Gençlerden biraz daha büyük duranı önündeki çocuğun kafasına şakayla karışık bir tane patlattı.

"Ulan Melih nasıl da salya sümük ağladın ablan kapıdan çıkarken?"

Bu sözle hepsi bir anda kahkahalarla gülmeye başladılar. Melih denen çocuk hem utanç hem sinirle ona vuran çocuğun dizini ittirip;

"Çok konuşma Ömer. Seni de göreceğiz? Nilay büyüyüp sen de onun beline kırmızı kuşağı bağladığında bak bakalım ağlıyor musun ağlamıyor musun?"

Nilay, Ömer'in lise bire giden kız kardeşiydi. Kardeşinin adının geçtiğini duyunca olduğu yerde dikleşip; "O daha küçük, çok var o zamanlara, karıştırma şimdi." dedi. Bir başkasına daha takılabilme imkanı bulan grup hep bir ağızdan Ömer'e sataşıyorlardı şimdi. Ömer de kah kızıp kah onlarla gülüyordu. Artık iyice kendilerini kaybeden grup mayışmaya başlamıştı. Gürültü yapmayı kesmiş kendi kendilerine sohbet ediyorlardı. İçlerinden biri "Hasan amca'yı gördünüz mü? Az önce kendiden geçmiş bir şekilde göbek atıyordu pistte." Herkes gözünün önüne bu görüntüyü getirip gülmeye başladı. "Ya Jale teyzeyi gördünüz mü? Oğlunun İskoçya'dan getirdiği takımı giymiş. Hani şu kareli, kırmızı etekler var ya?" Oradan biri söze atıldı. "Onlar İrlanda'nın kıyafeti oğlum." Önceki hemen onu tersledi. "Ne İrlanda'sı lan cahil. İskoçya'nın o. Hiç belgeselde mi izlemedin?" Birkaç kişi daha onaylayınca yanlış bilen çocuk utanıp sessizleşti. Bir süre daha bu konuyla dalga geçtiler. Artık kalabalık dağılmaya herkes evlerine çekilmeye başlamıştı. Gelin ve damadın aileleri misafirleri yolcu ederken bir yandan da ortalığın toplanmasını organize diyorlardı. Gençlerden de ailesi çağıranlar oldukça vedalaşıp evine dönenler oluyordu. Geriye Ömer, Melih ve birkaç kişi daha kaldı. Ömer oturduğu yerden hafifçe kalkıp masanın köşesine uzandı. Kapkara gökyüzünü izlemeye başladı. Yanında duran Melih de sessizce ona bakıyordu. 

"Uykunun içinde bir rüya, 
Rüyamda bir gece,
Gecede ben...
Bir yere gidiyorum
Delice...
Aklımda sen."

Birden Ömer'in söylediği bu dizelerle gülümsedi. "Hangi kitaptan bu?" diye mırıldandı. Ömer sakince gülümseyerek "Nereden bileyim? Duydum işte öylesine bir yerden." 

İkili bu konuşmadan sonra sessizce durdular. Tüm günün yorgunluğu hissediliyordu. Arkalarında kalan kalabalığın sesi gittikçe uğultu halini almaya başladı. Birden derin bir nefes çekti içine Melih. Yarın uyandığında ablası evde olmayacaktı. Başka bir ailesi olmuştu ya şimdi, sanki başka bir kişiymiş gibi geliyordu ona. Ondaki durgunluğu fark eden Ömer hafifçe kolunu dürttü. 

"Ne oldu da dertlendin bu kadar, sadece takıldım oğlum. Merak etme hele bir o zaman gelsin ben senden çok ağlayacağım. Söz." Onun hala önceki olaya takıldığını sanan Ömer bu sözlerle onu teselli etmek istemişti. Bunu anlayınca kısa bir kahkaha attı Melih. 

"Yok be oğlum, unuttum bile ben onu. Ablamı düşünüyorum. Ne bileyim? Şimdi evlendi gitti. Kim bilir ne zaman göreceğim bir daha?"

"Amma da yaptın ha! Sanki dünyanın öteki ucuna gidiyor. Yine aynı mahallede olacaksınız. Ne bu tasa böyle?"

"Öyle değil işte ya." diye ofladı Melih.
"Artık sadece benim ablam değil. Başka bir ailesi daha oldu. Hem nişanlandıklarından beri ne yapsa 'dur eniştene de sorayım' deyip duruyor. Önceden ben şunu yapma, şuraya gitme desem beni terslerdi. Şimdi enişte bey ne dese gıkı çıkmıyor hanımefendinin."

Onun kaşları çatık söylendiğini gören Ömer kahkahaları arasında "Sen şuna ablamı kıskanıyorum desene aslanım. Başlarda olur öyle. Sonra mum eder ablan o enişteni merak etme." diye takıldı. İçindekileri biraz olsun dökmek iyi gelmişti Melih'e.

Arkalarında kalan kalabalığın neredeyse gittiğini gören iki arkadaş yavaşça yerlerinde doğruldular. Ömer kolunu Melih'in omzuna attı.

"Bu gece bizde kal. Leş gibi viski kokuyor üzerin. Annenler kızmasın." Sakince kafa salladı Melih. İkili yavaş yavaş karanlık sokakta kayboldular.

Birkaç saat önceki kalabalıktan sadece tellere asılı süsler ve uçuşan peçeteler kalmıştı. Mahallede bir çift daha evlenmiş, bir düğün daha olmuş, bir eğlence daha bitmişti.
***
Neden böyle bir konu seçtim bilmiyorum. Çok zorlandım. Farklı bir şey olsun, kelimeleri uydurması zor bir kurgu yazayım diye düşündüm. Mahalle ortamlarını izlemeyi  ve okumayı çok severim. Bu da öyle köklü mahallerde büyümüş gençlerin konuşmalarını anlatan bir şey olsun istedim. Aslında yazdığım çoğu şey benim düşünce yapıma ters olsa da kafamda kurduğum, ülkemizdeki mahalle anlayışı içinde büyüyen çocuklar böyle konuşur gibi geldi. O yüzden hatam varsa şimdiden affola. Umarım okurken keyif almışsınızdır. Ben çok tereddütlü yayınlıyorum. Ama kendimi de biliyorum, bin kere de yazsam asla emin olamayacağım. O yüzden yayınladım gitti. :)
Mutlulukla kalın.

3 Aralık 2020 Perşembe

Kelime Oyunu - 1

 Merhabalar.

Bugün blogları gezerken Deeptone'un paylaştığı bu etkinliği gördüm. Her Çarşamba belli kelimeler verilecek ve biz de onlarla bir şeyler yazacağız. Sizi buraya yönlendireyim de ayrıntıları öğrenin.

Aslında yazmak çok sevdiğim ama iş kurguyu devam ettirmeye gelince cesaretimin olmadığı bir şey. Ama kendimi zorlayıp deneyeceğim. Hadi bakalım. 

Bu haftanın kelimeleri deniz, kayıkçı, simitçi, araba, dede. 

***

Denizin kıyıya vuran dalgalarının sesi eşliğinde sahilin kenarındaki ufak taburede oturuyorum. Artık sonbahar bitmek üzere, hava serin. Üzerimde kalın bir palto var. Ellerim üşümüş, parmak uçlarım kıpkırmızı. Bir an önce sipariş ettiğimiz çaylar gelse de ısınsam diyorum. Beklerken çaylar da geliyor. Hemen ellerimi etrafına sarıyorum. Sıcakla bir sızı geliyor önce derimin üzerine, inatla çekmiyorum ellerimi. Daha da sıkı kavrıyorum. Bekledikçe ısınıyor ellerim. Sıcağın etkisiyle de uyuşuyorlar. Çaydan bir yudum alıyorum. İçimi yakan bir sıcaklık geçiyor. Az ileride martılara simit atan insanlara bakıyorum. Hepsi konuşuyor, gülüşüyor birbiriyle. Bir baba ve küçük kızı arabalarından inip yaklaşıyor bankların oradaki simitçinin yanına. Baba kızına bir simit alıyor. Eliyle simiti kavradığı gibi denize koşuyor küçük kız. Babası telaşla parayı verip kızın kolundan yakalıyor. Hafif tatlı bir azardan sonra onlar da simitleri martılara atmaya başlıyorlar. Kafamı çevirip masaya bakıyorum. Herkes burada, tüm arkadaş grubumuz toplanmış. Ortak konular bitince kendi aralarında konuşmaya başlamışlar. Bir anda çok yorgun hissediyorum. Üşüyorum ben, eve gitmek istiyorum. Sonra bir anda karşımdaki tabureye biri oturuyor.

O.

Nasıl olur? Gelmeyecek demişlerdi. Elim ayağım titremeye başlıyor bir anda. Nereye baksam, ne yapsam? Herkese selam veriyor. Gözleri bana döndüğünde belli belirsiz bir 'merhaba' ve baş sallamayla selamlıyorum onu. Kalbim yerimden çıkacak. Ne yaparsam yapayım onun olduğu tarafa bakamıyorum. Aceleyle kafamı denize çeviriyorum. Hafif açılmış bir kayıkçı, elindeki ağı çözmekle uğraşıyor. Bir o yana bir bu yana sallanan kayıkta dengesini sağlamaya uğraşıyor. Sanki bedenim de o kayık gibi sallanıyor durduğu yerde. Birden oturduğumuzdan beri fark etmediğim radyodan bir ses yükseliyor. 

"Şimdi ise bestesi ve güftesi Hammamizade İsmail Dede Efendiye ait olan, Nesrin Sipahi'nin sesinden Yine Bir Gülnihal adlı eseri dinliyoruz."

Şarkının başlamasıyla herkes dikkat kesiliyor. Bazıları sessizce mırıldanmaya başlıyor. O kadar sesin içinde onun sesini seçiyor kulaklarım. İstemsizce bir gülümseme oluşuyor dudaklarımda. Utanıp kafamı eğiyorum. Müzik mi güzel yoksa onun sesinden belli belirsiz dinlemek mi çözemiyorum. Biraz toparlandığımda ellerimi masanın üzerine bırakıyorum. Tam o an da o da tek elini masaya koyuyor. Ellerimiz arasında yirmi santim yoktur belki de ama bir uçurum gibi geliyor o mesafe bana. Müzik yavaşlarken uzanıp elini tutmak isteyen tarafımı susturup yavaşça kucağıma indiriyorum ellerimi. Ben heyecanım ve utancımla öylece ellerime bakarken onun yandan mahcup bir ifadeyle beni izlediğini görmüyorum.

...

*

Bu önceleri aklımda olan bir sahneydi. Masada duran ellerine bakıp tutmak isteyen ama utanıp geri çekilen bir kadın. Bu haftanın kelimelerini görünce aklıma direk bu an geldi ve yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz.

Mutlulukla kalın.


28 Aralık 2019 Cumartesi

1 Kart 1 Kitap Etkinliği

Merhabalar.
Blog tutmanın en keyifli yanlarından biri de şüphesiz böyle etkinlikler. Daha önce sizlere İncirli Kurabiye blogunun başlattığı 1 Kart 1 Kitap etkinliğinden bahsetmiştim. Buradan ona tekrar teşekkür ederim bizim için bu güzel etkinliği başlattığı ve tüm o sorumluluğu üstlendiği için.
Bu sayede hem yeni bir blog keşfedip ona hediyelerimi gönderirken ben de çok tatlı bir blog arkadaşımdan hediye almış oldum. Yakın zamanda keşfettiğim ve kalemine bayıldığım Sessiz Kaldım bloguna çıkmışım ve o kadar güzel şeyler hazırlamış ki hem ben hem de evdeki herkes kartlara bayıldı. Özellikle seçtiği kitap benim daha önce başka bir blogta yorum yaptığım bir kitaptı. Ben bile unutmuştum. Bu sayede elimde görünce çok mutlu oldum. Bu kadar ince düşündüğü için çok teşekkür ederim.
Elimdeki kitabı hızlıca bitirip yeni kitabıma geçmeyi çok istiyorum.
Umarım daha nice etkinliklerde bir arada oluruz.
Mutlulukla kalın.

13 Aralık 2019 Cuma

1 Kart 1 Kitap Etkinliği - El Yapımı Kartım

Merhabalar.
Bu gözler neler görüyor sevgili okur. Bir günde iki post. Aman aman maşallah diyeyim nazar değdirmeyeyim kendime.
Sizlere çok güzel bir etkinlikten bahsetmek için geldim. Daha önce de bir kere katılmıştım bu etkinliğe. Sevgili İncirli Kurabiye blogunun sahibi 1 Kart 1 Kitap etkinliğini bu sene de düzenliyor. Yazısını okumak ve etkiliğe katılmak için buraya bakabilirsiniz. Bu güzel etkinlik için kendisine çok teşekkür ederim ayrıca.
Ben daha öncekinde de kartı kendi ellerimle yaptığım için bu sene de özel bir şey olsun dedim ve hiç vakit kaybetmeden aldım kağıdı kalemi elime başladım kartı yapmaya. Umarım göndereceğim kişi beğenir. O kartı da görmek isterseniz buradan bakabilirsiniz.

Bakalım nasıl yapmışım ben bu kartı. Sizlerden de tavsiye alacağım bu arada kartla ilgili.
Kart böyle görünüyor. Yeni yılda göndereceğimiz için ren geyiği kullanmak istedim. Renk olarak çok güzel bir kırmızı-bordo arası kartonum vardı onu kullandım.
 Malzemelerimiz kabaca aşağıdaki gibi. Berbat fotoğraf kalitesi için şimdiden özür dilerim.
Mukavvayı istediğim boyutlarda kesip karton ile kapladım. Bir tarafını daha büyük karton alıp kenarlarında kapanmasını sağladıktan sonra diğer tarafı için mukavva boyutlarında bir karton ile kapattım.
 Kartonun kenar kısımları kötü gözüktüğü için evdeki hasır iple kenarlarını kapattım. Kenar yerlerine de yine aynı ipten fiyonk yaptım.
Beyaz olan kısmı A4'ü ikiye katlayıp yapıştırdım ama biraz dalgalı kaldı. Emin değilim o kısımdan ama daha iyi bir fikrim de yok. Belki not yazmadan önce başka bir kağıda yazıp ataşla tuttururum üzerine.
 Ön yüzüne 'mutlu yıllar' yazmak istedim ama siyah kalem çok silik kaldı. Sonra aklıma gelen bir fikirle yazının üzerinden silikonla geçmeyi denedim. Parlak bir yazı gibi gözüktü. Mühürlerde kullanılan kırmızı mum gibi duruyor uzaktan ama yakından silikonun bozuk kısımları da belli maalesef. Yine de bu halini sevdiğim için böyle kalmasına karar verdim.
 Son hali bu şekilde.
 Yakından da silikonlu kısım bu şekilde. Sizce bu şekilde durmalı mı yoksa başka bir çözüm mü üretmeliyim? Sizin de fikirleriniz varsa burası ve beyaz kağıt kısmı için tavsiyelerinizi yorumlarda bekliyorum.
Benim kartım bu şekilde olacak. Eşleştiğim kişiye göre de notumu yazıp güzel bir kitapla göndereceğim. Bakalım kimler kimlerle eşleşecek. Merakla bekliyorum.
Bu güzel etkinliği yapmamızı sağlayan Zeynep'e de tekrar çok teşekkür ederim.
Şimdiden hepinize mutlu yıllar. Yeni yılda her şey gönlünüzce olsun. Mutlulukla, sağlıkla, huzurla dolu günler geçirelim.
Mutlulukla kalın.