Neler Hakkında Yazıyorum?

Wattpad Hikaye Önerileri - 2

Merhabalar.
Daha önce wattpad platformunda diğer hikayelerden ayrıldığını düşündüğüm, kaliteli kitapları size tanıtmıştım. Okumak isterseniz buraya tıklayınız. Üniversitenin ilk seneleri daha çok haşır neşir olsam da son birkaç senedir daha seçici olmaya hatta bazen tamamen hayatımdan çıkarmaya başladım. Ara ara sadece çok beğendiğim hikayeleri yeniden okumak için uygulamaya giriyorum. Eğer aramızda wattpad kullanıcıları varsa bu hikayelere mutlaka göz atınız.

1. Yokluğunda Sen - thealbatros
İçinde acı dolu bir aşk hikayesi barındıran bir kitap. Kavuşmuşlar ama tamamlanamamışlar. Her keman sesinde, her sonbahar düşüncesinde hikayenin baş karakteri Nur'un yüreği bir kez daha parçalanıyor. Tabii sizin de. Asrın ve Nur'un naif ve kırılgan aşkını okumak isteyenler göz atabilirler. İçinde bol bol şiir dizesi ve Türk sanat müziği şarkıları da bulacaksınız.

2. Perşembe - birisinden
Hikayenin başında komada bir adam vardır. Baş ucunda da ondan gözünü ayırmaya korkan bir kadın. Yine kavuşulan ama tamamlanamayan bir ilişki. Galiba arada saklı şeyler olunca bu hep oluyor. Selen kocasını belki de dünyadaki her şeyden çok sevmektedir. Ama onun kayıtsız tavırları da bir o kadar yaralamaktadır onu. Sonra bir gün adamın bilgisayarındaki günlüğünü görür.
Selen günlüğü okudukça sizinde beyniniz oradaki gerçeği çözmek için adeta yarışacak. "Gerçek mi bu?" diye düşünüp, "Bunu ona nasıl yapar?" diyerek kahrolacaksınız. Baştan sona sürükleyici bir hikaye. Benim gibi yürek kırgınlıklarını sevenler bayılacaktır.

3. Acı Tütün - blumargherita
Hikaye Adıyaman'da geçiyor ve bu yüzden şiveli konuşmalarla yazılmış. Ben oralarda nasıl konuşulduğunu bilmiyorum o yüzden doğru mu yazılmış kelimeler kıyaslayamam. Ama hikayeye çok samimi bir his katıyor. Zeliş; babası, üvey annesi ve küçük kardeşleriyle köyde yaşayan, geçimlerini tütünden sağlayan bir kızdır. Yağmurlu bir gün tarlaya inmesi gerekir ve orada başına çok kötü bir şey gelir. O an imdadına yetişen amcasının oğlu Kadir'dir. Bir şekilde kader onları evlenmeye zorlar. Ama hikaye burada bitmez. İşin içinden öyle gerçekler öyle acılar çıkar ki. Sonundaki mutluluğu görmek için elinizden bırakmak istemezsiniz.
Bu hikayenin ikincisi de var. Nemrudun Gelini. Zaten birinciyi bitiren hemen diğerine geçmek isteyecektir. Köydeki yaşantıyı, oradaki insanların düşünce yapılarını, köyden şehre gelen insanları karşılaştıkları olayları çok güzel anlatan bir kitap. Şans verin derim.

Evet benim bu seferki üçlüm böyle. Wattpad okuyanlar için güzel alternatifler olsun istiyorum. Kendi adıma orada kaliteli hikaye bulmak zor olmaya başladı. Sizinde platformda bildiğiniz güzel hikayeler varsa yorumlara beklerim.
Mutlulukla kalın.

Eşleştirme Mimi - 2

Merhabalar.
Yakın zamanda katıldığım bir mimde eşleştiğim blog arkadaşımdan soruları aldım ve elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım. Çok anlamlı sorular ve her maddede aklıma bin tane fikir geliyor. Bakalım ortaya nasıl cevaplar çıkacak. Yazarken planlarım hep değişiyor çünkü. Eşleştiğim İstiridye Avcısı blogunun cevaplarını da okumak isterseniz buraya tıklayınız. Ben hayatımda cevaplamayı sevdiğim klişe denebilecek soruları sordum. Nedense durup durup hep böyle sorulara ne cevap veririm diye düşünürüm. İç sesim hiç susmadığı için olsa gerek. :)
1- Doğum ve ölüm hakkındaki düşüncelerin neler?

Doğum gerçekten bir mucize. Hem biz insanların hem de doğada canlılığını sürdürüp çoğalan her canlı için akıl almaz bir süreç bence. Ben kendi türümüz için açmak istiyorum bu kelimeyi. Bence doğum biz insanlar için umut verici bir şey bir yandan. Çünkü kendi fikirlerinizle bir birey yetiştirme şansı elde ediyorsunuz. Bu da dünyanın daha iyi bir yer haline gelmesi için yapılabilecek en önemli adımlardan birisidir. Özellikle son zamanlarda artan feminizm, kadının özgürleşmesi, kendini geliştirmesi gibi konular mevzu bahis olduğundan bunu çokça görebiliriz. Çocukla en çok ilgilenen anne olduğu için bizim toplumumuzda o çocuğa geçirilebilecek olumlu davranışlar için de annelerin kendi benliklerinin farkında, duyarlı kişiler olması lazım. Çok uzatmadan ve kamu spotuna bağlamadan diğerine geçiyorum.

(Ihım ıhım... Araya giriyorum sevgili okuyucular. Yayınladıktan sonra aşağıdaki cevabımın yanlış anlaşıldığını gördüm. Kesinlikle kendi yaşantımı olumsuz veya çekilmez bulmuyorum. Aşağıda belirttim ama tam açıklayamamışım. İntihar fikrini de asla düşünmüyorum. Sadece eceliyle olan ölümden bahsediyorum. Belki de hayattan en çok keyif alan insanlardan biriyimdir. Şu an biraz kötü oldum açıkçası. :D )
Ölüm ise bana göre bir kurtuluş demek. Yaşadığımız hayatı sevmiyorum. Bu benim görüp içinde olduğum hayat değil. Nefes aldığımız, gördüğümüz, etkileştiğimiz bu fani dünya. O kadar dayanılmaz geliyor ki bazı şeyler bazen. Cennet ve cehennem fikri en çok o an rahatlatıyor. Eğer bunun gerçekliğine inanmıyor olsaydım bunca kötülüğün içinde boşuna çırpındığımı düşünürdüm. Ölümlerde ağlamayı da hiç sevmiyorum. Açıkçası hiç en yakınım olan kişileri kaybetmedim. Ya da kaybettiklerim de hep yaşlı ve hastaydı. Onlar adına bunu kurtuluş olarak gördüm. Yine de ölüm iyi ki var. Bu şekilde dayanıp daha iyi bir insan olmak için çabalayabiliyorum.

2- Sabır konusunda kendine 10 üzerinden kaç puan verirsin? Neden?

8. Sabırlı bir insan olduğumu düşünüyorum. Hemen her şey olsun istemem. Bazı şeylerin zamanla güzelleştiğinin farkına vardım. Bu her konuda böyle ilişkilerde, işlerde, başımıza gelen sıkıntılarda. Daha birçok örnek verebilirim. Sabrederken umutsuzluğa düşmem. Hep iyi düşün iyi olsun sözünü hatırlarım. Ayrıca aşırı takıntılı bir insan olduğum için toplumda her an bu etkilerden rahatsızlık duyup uyaramıyorsunuz. Mesela sakız sesinden nefret ederim ama otobüslerde hep bir sakız çiğneyen denk gelir. Zaten takık olduğum içinde kulaklarım hemen algılar onu. Eee elalemle muhattap olmamak için de mecbur sabredip içimden kendimi sakinleştirmeye çalışırım. :)

3- Hayatta annen ve baban dışında en minnettar olduğum insan kim?

Buna bir kişi değil iyi olan tüm öğretmenlerim olarak cevap vermek istiyorum. Çok şükür hep iyi kişilikte ve yetkin donanımda öğretmenlerim oldu. Hele hele ilkokul 4. sınıf öğretmenim harika bir insandı. Hala unutamam onu. Keza 5. sınıfta öyle. Ortaokul, lise ve üniversite hep hayran olduğum ve her anlamda çok şey öğrendiğim öğretmenlerim oldu. Ben öğretmen lisesi mezunu olduğum için öğretmenlik mesleği benim için çok ayrı. Gerçekten dünyadaki en önemli meslek ve galiba en önem gösterilmeyen meslek de aynı zamanda. Sevmeyen kesinlikle yapamaz. Severek hakkıyla yapanda kimsenin ulaşamayacağı kadar iyilikler kazanır. Aramızda öğretmenler ve öğretmen adayları varsa gerçekten önemli olduğunuzu bilin. Kısacık staj hayatımda bile gözümün içine bakan o küçük kalpleri hala unutamam. İşte dünyanın güzelleşmesi için annelerden sonra en önemli etken de öğretmenlerdir bana göre.

4- Yarın hayatının son günü olduğunu bilsen bugün yapacağın işler listesi nedir?

Babam hep insan öleceği zamanı bilse yarısını zevk, sefa diğer yarısını da ibadetle geçirir der. Ama ben yarın öleceksem zaten pek alakadar olmadığım ibadetleri yapar mıyım bilemiyorum. Son gün sınava çalışmak gibi olurdu. :) Sanırım ben bol bol yazardım. Sevdiklerimle vakit geçirirdim. Hala yapmadıysam eğer organlarımı bağışlamak istediğime dair bir yazı bırakırdım. Ölüm saatim yaklaştıkça da bilinmezlikten çıldırırdım herhalde. Yine de iyi ki bilmiyoruz ölüm saatimizi.

Eveeet. Yalın soruları yine dallandırıp budaklandırıp cevapladım. Ben böyle düşünce sorularını seviyorum. Yazdıkça da yazasım geliyor. Hem kendimi tam anlatmak hem de okuyanlara kendi doğrularımdan sunmak için. Bu güzel sorular için tekrar İstiridye Avcısı'na teşekkür ederim. Çok keyif aldığım bir mim oldu. Umarım keyifle okumuşsunuzdur.
Mutlulukla kalın.

1 Kart 1 Kitap İçin Kolları Sıvadım

Merhabalar.
Blog dünyasında daha da aktif olunca burada olan etkinliklerle de daha çok karşılaşıyorum. Aslında blogu açalı uzun zaman olsa da bu kadar ilgilenip diğer sayfalarla bu kadar irtibatta değildim o zamanlar. Şimdi asıl konumuza dönelim. Öneri Makinesi'nin instagram hikayesinde gördüğüm bir etkinliğe ben de katıldım. İncirli Kurabiye sayfasının başlattığı ve sanırım iki senedir gerçekleştirilen bir etkinlik. Buradan ayrıntılara ulaşabilirsiniz. Ben de şu sıralar kesme biçme işlerine meraklı olduğum için ve daha kıymetli olsun diye kartı kendim yapmaya karar verdim. Birkaç fikre baktıktan sonra içime sinen ve yapabileceğimi düşündüğüm bir tanesini seçtim. Şimdi bakalım nasıl bir iş çıkarmışım.

Yapmak istediğim kartın üzerinde iple bağlanmış zarflar vardı bu yüzden önce mukavvadan zarf şekilleri kestim. Daha sonra onların üzerine yapıştırmak için bir tarafı parlak beyaz kartondan aynı boylarda ayarladım.
Parlak kısımı üste getirdim ve yapıştırdıktan sonra bir süre bir ağırlığın altında beklettim. Daha sonra istediğim şekilleri renkli kalemlerle çizdim.
Kartın asıl kısmı için de mukavvayı kesip renkli kağıtla defter ciltler gibi ciltledim. Ama tam yetmediği için bir tarafı kötü gözüktü ben de beyaz kağıtla diğer kısmı kapattım. Etrafına da hoş gözükmesi için sarı kağıtla çerçeve yaptım.
Ortalarından iki delik açtığım zarfları iple birbirine bağladım. Sonra uygun yerlerden silikonla ipleri sabitledim. Kalan ipleri de kesip kartımı tamamladım.
Son hali böyle oldu. Ön kısmı burası, arka kısmı da yukarıdaki sarı çerçeveli yer. Oraya eşleştiğim kişiye göre bir yazı yazmayı planlıyorum. Umarım beğenir.
Bu yazıyı da hem etkinliği duyurmak hem de fikir vermek amaçlı yazıyorum. Son tarih 25 Ocak elinizi çabuk tutun. Eğlenceli bir etkinlik olması dileğiyle.
Mutlulukla kalın.

Eşleştirme Mimi

Merhabalar.
Sevgili Deeptone'nun sayfasında gördüğüm bir mim yazısı için geldim. Sevde'nin Şiirleri sayfasının başlattığı bir mim. Onların cevaplarını da okumak isterseniz tıklamanız yeterli.
Şimdi bu güzel ve anlamlı mimi cevaplamaya geçelim isterseniz.


1-Hayat sizce nedir?

Hayat bana göre beni en çok yoran şey. Bazen öyle oluyor ki nefes almak, vücudumu bir yerlere taşımak, insanlara bakmak bana çok fazla gelebiliyor. İç sıkıntıları çok olan bir insanımdır ama bunların hepsi sanki içimdeki küçük bir kutuda oluyor gibidir. Yani dışarıdan bakan birisi asla benim bir şeyi kafaya taktığımı ya da o ortamdan kaçıp gitmek istediğimi anlayamaz.

Aynı zamanda hayat doğaya, aileme, gökyüzüne baktığımda beni tazeleyen her şeyin iyi olabileceğine dair umut veren bir şey oluyor. Ve ben her yukarıda anlattığım sıkıntıları hissettiğimde açık alana gidip derin bir nefes alıyorum. İçimden beni en çok sevenle konuşuyorum ve eğer yakınsak aileme sımsıkı sarılıyorum.

Dışarıdaki tüketen etkenlerden bir an olsun uzaklaşmak için de kağıt kaleme sarılıyorum.

2- Sen nasıl bir insansın?

OLUMLU

Öncelikle ben çok düzenli bir insanım. Şu an aklıma ilk gelen bu. Daha sonra içi sevgi dolu bir insan olduğumu düşünüyorum. Çünkü her gördüğüm şeyde bir iyi yön bulabilir ve onu sevebilirim. Her türlü olumsuzluğu ve farklılığı anlayışla karşılayabilirim. Hayatta insanların en önce mutluluk için yaşaması gerektiğini düşünürüm. Tam bir Pollyanna'yım. İyi bir dinleyiciyim çünkü bir şeyler hakkında birilerini dinlemeyi çok severim. Hediye vermeyi çok severim, almayı da. Sürpriz yapmayı çok severim ama bana yapılmasından pek hoşlanmam.

OLUMSUZ

Çok üşengecim. Bazen kardeşlerime karşı çok otoriterim. Babam tam müdür tipi var sende der hatta. Biraz daha relax olmak isterdim kurallar konusunda. Çabuk karar değiştirim. Hem bir şeyler alırken hem de hayatıma dair kararlar alırken. Biri ile tanıştığımda çok gerilirim ve konuşurken içten içe utanırım. Ama buna rağmen göz temasını asla bozmam. Hiç girişken bir insan değilim. Genelde daha sonra yapmadıklarım için çok pişman olurum. Öpülmeyi ve sarılmayı hiç sevmem. Bana göre bu kötü değil ama insanlara kötü hissettirdiğimi düşünüyorum. Arkadaşlarım çoktur, hepsini de çok severim ama birine özelimi anlatmak için yıllar geçmesi gerekir. Zor yakınlaşan biriyimdir. O yüzden samimi olduğum arkadaşlarım benim için çok değerlidir.

3- İnsanlar sizi hiç üzüp kırdı mı?

Evet hem de daha çok küçükken arkadaşlarım onlara olan güvenimi kırdı. O yüzden yukarı anlattığım sorunlarım var. Ama artık bunu geride bıraktım. Hayatın bana verdiği ders olarak görüyorum. O arkadaşlarımında çocukluğuna veriyorum. Şimdi ise yakın olduğum insanlardan hiç böyle bir şey görmedim. İnşallah da görmem. Küsmek yerine sorunları konuşmak taraftarıyım.
En sevdiğim ve hep kullandığım kitap ayracımda Sylvia Plath'ın bir sözü var. "Kimseden bir şey bekleme böylece asla hayal kırıldığı yaşamazsın". Bunu hayatımda uygulamaya çalışıyorum daha çok.

4- Sizce dost nedir?

Bence dost, uzun zaman yanında olandır. Uzaktan olsa da seni hatırlayan. Yanında olamasa da iyiliğini düşünen. Sevgisini bazen bir sözle bazen bir hareketle belli edendir. Güzel anılara sahip olduğun insandır. Yeri geldiğinde hatanı söyleyen yeri geldiğinde hatasını kabul edendir. Sözü, hareketi özenli olandır. Derdinle dertlenen, kahkahanla şenlenendir.

Umarım herkes gerçek dostlar edinir ve bu çekilmez dünya yaşanılır olur.
Benden bu kadar. Biraz mim dışında iç dökme yazısı oldu benim için. Önceden blogda böyle yazılar da yazardım ama uzun zamandır yazmamıştım.
Bu güzel mimi isteyen yapabilir. Yorumlarda belirtebilirsiniz sizinkileri de okumayı çok isterim. Sondaki eşleştirmeyi merakla bekliyorum.
Mutlulukla kalın.

A Single Rider - Film

Merhabalar.
Yakın zamanda izlediğim bir filmden sizlere bahsetmek için geldim. Önce kısaca konudan bahsedeyim sonra da kişisel görüşlerimi yazayım.
Film bir adamın şirketinin iflası ile başlıyor. Kang Jae Hoon(Lee Byung Hun) şirkette çalışan bir müdürdür ve şirket için var gücüyle çalışmış, kendi parasını ortaya koymuş, eşe dosta kredi vermiştir. Ancak bence işler biraz bizdeki kooperatif meselelerine dönmüş ve patronlar iflası açıklamışlar ceremesi de bizim çalışanlara düşmüştür.
İki sene önce karısı Lee So Jin(Gong Hyo Jin) ve oğlunu Avusturalya'ya göndermiş olan Jae Hoon da madem her şeyimi kaybettim bari ailemle olayım diye kimseye haber vermeden Avusturalya'ya yola çıkar.
Oraya gidince ailesinin kendisinden ayrı bir hayat kurduğunu ve bu hayatın Seul'de olandan çok farklı olduğunu görür.
Onların karşısına çıkmadan bir müddet takip eder bu sırada da Avusturalya'ya çalışmak için gelmiş olan Jina(Ahn So Hee) ile tanışır. Jina'nın vizesi bitmeye yakın başına kötü bir olay gelmesiyle hem ona yardım etmeye hem de ailesinin yaşantısını öğrenmeye çalışır.
Kişisel düşüncelerime gelirsek sadece Gong Hyo Jin oynuyor diye izlemek istediğim bir filmdi. Fragmanını da beğenince merakla başına geçtim. Çekim kalitesi ve mekan seçimleri olarak çok hoşuma gitti. Film boyunca hep hadi karşılaşın hadi karşılaşın diye sabırsızlandım. Sonra birden filmi seyri bir değişti, 'konusu böyle miydi ya?' diye şaştım kaldım. En başından konusunun böyle olacağını bilsem izler miydim bilemiyorum. Belki Gong Hyo Jin için yine izlerdim ama bu kadar beklenti içinde olmazdım.
Filmle ilgili sevdiğim yerlerden bazıları en sevdiğim oyuncuyu farklı bir karakterde görmüş olmak. Çünkü tüm o romantik komedilerden sıyrılan bir roldeydi ve benim aşık olduğum enstrüman, keman çalıyordu.
Onun dışında Lee Byung Hun'un oynadığı filmlerde nedense hep o gözüküyor ekranda. Bir filmini daha izledim ve hep adam vardı ekranda diğer karakterler arada bir görünüyordu. Bu hep mi böyle bilmiyorum ama artık Hyo Jin çıksın dediğim çok oldu.

Adamın ailesinin yaşantısını görünce yaşadığı hayal kırıklığı beni hiç etkilemedi açıkçası çünkü onları ne kadar ihmal ettiği taa en başından gösterilmişti. Ancak daha sonra yaşadığı pişmanlık çok dokunaklıydı.
Lee Byung Hun süper bir oyuncu sadece kameraya bakış atsa kırk tane duyguyu geçirebilir. Bu konuda bir şey söyleyemem. Özel olarak aşırı büyük bir hayranlığım olmasa da onu ve eşini seviyorum da diyebilirim. Ama dediğim gibi Kore'de başrol olduğu filmlerde hep o kadrajdaymış gibi geliyor bana. Ya yapımcılar bunu kullanıyor ya da o özellikle istiyor. Kendisi uluslar arası bir oyuncu  olduğu için egodan kaynaklanabilir diye tereddütteyim. Ama oyunculuğu çok iyi ve izlemesi de çok keyifli. Benim gibi Gong Hyo Jin aşığı biri için rahatsız edici olabilir sadece hep onu görmek.
İşte filmin seyrinin değiştiği yer.
***Çok büyük Spoi***
Burada filmin sonunu yazıyorum artık. Aslında filmde adam ve Jina ölmüştür ve ruhları etrafta dolaşmaktadır adam yukarıdaki resimde karısının odasındaki camda yansımasını göremeyince ne olduğunu anlar ve Jina'nın yanına gider. Onunda parasını gasp etmeye çalışan bir grup tarafından öldürüldüğünü öğrenir. Aslında kadın kocasını özlüyor ve beraber yaşama planları yapıyordur. Adam daha sonra bunu da öğrenir ama iş işten geçmiştir artık. Zavallı Soo Jin ve oğlu Kore'ye döner ve bu acı haberi kabullenmeye çalışırlar.
Böyle hayalet hikayeleri ile bir sorunum yok aslında ama ben daha çok aile dramı, gerçekçilik tarzı bir şey beklediğim için beklediğimin tam tersi bir şey karşılaşınca bir şaşırdım açıkçası. Merak edip izlemek isteyenlere Gong Hyo Jin ve Lee Byung Hun adına müthiş oyunculuklar bekliyor. Sizi sıkmayan, merak uyandıran bir film ama ahım şahım da değil maalesef. Söylemeden de geçemem Gong Hyo Jin'in her sahnesi müthişti. Ama o ağlama sahnelerinde hayranlığım biraz daha arttı. Kendisini çok çok çok seviyorum. :)
Mutlulukla kalın.

İngilizce Öğrenmek İsteyenlere Tavsiyeler

Merhabalar.
Bir süredir İngilizce'mi geliştirmek için uğraşıyorum. Hem YDS sınavına yönelik hem de genel anlamda çalışmalar yapıyorum. Ben de hazır böyle güzel siteler, uygulamalar, yol gösteren hocalar bulmuşken bunu herkesle paylaşayım dedim. İngilizce'nin ne kadar üzerine düşersem bana o kadar imkansız gibi gelmeye başlamıştı üniversitede ama ne hikmetse mezun olup da ayrıca çalışmaya başladığımda zevkli ve kolay gelmeye başladı. Kişinin zihinsel olarak kendine yaptığı baskı en kötüsü gerçekten.
Öncelikle son zamanlarda fazlaca videolarını izlediğim bir eğitmeni tanıtacağım. Hüseyin Demirtaş'la İngilizce. Linke tıklayarak kişisel web sitesine gidip oradan Youtube kanalına ulaşabilirsiniz. Gerçekten çok anlaşılır bir anlatıma sahip ve sizi aşırı derecede motive ediyor. Kendisi ülkemizde İngilizce'nin çok yanlış öğretildiğini düşünen öğretmenlerden ve anlattıklarına bakınca keşke hep böyle öğrenseydik diyorsunuz. Kendi özel derslerinde verdiği çoğu dersi de Youtube'da paylaşıyor. Mutlaka bir göz atın derim.

Şimdi biraz yukarıda anlattığım kanaldan biraz da başka başka yerlerden bulduğum sitelere geçelim. 

Duolingo: Ben uygulama olarak Duolingo'yu kullandım bir süre ama YDS için çalışmaya başlayınca ona ara verdim. Çünkü çok fazla teknolojik aygıt kullanıyorum zaten ve bir süredir kirpik uçlarım kaşınmaya ve gözlerim yanmaya başladı. Ne kadar telefon ve bilgisayarı azaltırsam o kadar iyi.

Voscreen: Değişik kaynaklardan -film,reklam, söyleşi, vb.- kısa kısa videoları size izleten ve daha sonra dinlediğiniz şeyin Türkçe'sini soran bir program. İster alt yazılı ister alt yazısız cevaplayabiliyorsunuz. Çok güzel ve eğlenceli bir program. Denemenizi tavsiye ederim. Bir yerde beklerken bile hem can sıkıntınızı giderip hem de faydalı bir şeyler yapabilirsiniz.

Cleverbot: İngilizce konuşabileceğiniz bir yapay zeka uygulaması. Ben pek sık kullanmasam da eğlenceli bir site bu da. Spontane konuşmak isteyen ve çevresinde konuşacak kişi bulamayanlara öneririm.

Book :) : Farklı seviyelerde İngilizce kitap okumak isteyenlere önereceğim bir site bu da. Pek çok kitap var ve farklı formatlarda bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

News in Levels: İngilizce haberleri üç farklı seviyede okumak isterseniz size önerebileceğim bir site bu. Aynı zamanda sayfanın altındaki videodan sesli halini de dinleyebilirsiniz. Size tavsiyem önce dinleyip anlamaya çalışın sonra okuma parçasına bakın. Zaten çok kısa paragraflar vaktinizi almadan size faydalı bilgiler verecektir.

Easy Lang: Farklı seviyelerde okuma parçalarının olduğu ve daha sonra alıştırmalarını da yapabileceğiniz bir site. Parça içinde kelime üzerine gelince otomatik çeviri yapılıyor. Ayrıca öğrendiğiniz kelimeleri, örnekleri de ayrı bir sayfada bulabilirsiniz. 

Cambridge: Burada hem kendinize uygun hem de küçük çocuklara uygun çalışmalar bulabilirsiniz. Kısa kısa zaten. Her türden çalışmaya yer verilmiş. Tavsiye ederim.

Şimdi en başta anlattığım Hüseyin Demirtaş'la İngilizce sayfasında "listening" bölümünde öğrendiğim siteleri paylaşacağım. Siz yine de o videoları izleyip daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Her derse nasıl çalışılması gerektiğini anlattığı çok açıklayıcı videoları var.


Sırasıyla kolaydan zora konuşma metinleri dinleyebileceğiniz ve yazılı metinleri ile takip edebileceğiniz siteler. Ben özellikle duyduğumu anlamada zorlanan biriyim. Çok fazla Amerikan dizisi de izlemediğim için aşina değilim pek. O yüzden benim işime yarıyor. Zamanında yatırımı Kore'ye yapmasaydım iyiydi. :)

Bir diğer diyeceğim de sözlük olarak İngilizce-İngilizce sözlük kullanmanız. Bu konuda pek güzel uygulama bulamadım. Sadece şuradaki siteyi buldum. Hoşuma da gitti ama tembellik edip pek kullanmıyorum. Hemen elim Google Translate'e kayıyor. Siz benim gibi olmayın.
Hem dilini geliştirmek isteyenlere hem de sıfırdan başlamak isteyenlere uygun programlar olduğunu düşünüyorum hepsinin. Kendi seviyenize göre istediğiniz yerden başlayabilirsiniz. Tabii unutmayın her şey istikrarlı olursa fayda gösterir. Çalışmalarınızın her gün devamlılık göstermesini unutmayın. Bu benim için bile zor geliyor ama yılmamak lazım. Bu sene bullet journal tutmaya başladım bu arada. Önceden günümü planlamazdım ama aşırı faydasını gördüm. Size de tavsiye ederim.
Umarım işinize yarar bilgiler edinmişsinizdir. Şimdiden iyi çalışmalar niyetlenenlere.
Şakır şakır konuştuğumuz günlerin gelmesi dileğiyle.
Mutlulukla kalın.

Pain - Film

Merhabalar.
Birikmiş filmler yazıları gelmeye devam ediyor. Bu arada önceki yazımda belirttiğim az resim az spoi kararını eski postlarımı okuyarak tekrar gözden geçirdim. Ve eskilerden daha keyif aldığımı anladım. Blog, ileride okumak için kendime de yazdığım bir yer olduğundan eski düzende yazmaya karar verdim. Ben normal hayatta da böyle ışık hızında karar değiştiren biriyimdir. Bloga yansıtmayı pek istemezdim ama her halimle tanıyorsunuz artık beni. Bu durum bazen çok yorucu olabiliyor. Aynı durumda olup bunu yenmeyi başaran varsa bana akıl verebilirsiniz. Yoksa ömür boyu ikizler burcunun çilesini çekeceğim. :D
Filmimize gelirsek benim bayılarak izlediğim Kore filmlerinden biri daha. Eğer romantik ve dram ağırlıklı Kore filmlerine aşinaysanız ve seviyorsanız Pain'i de çok seveceksiniz. Ancak normalde Kore filmlerini beğenmeyenler için zevkli geçeceğini sanmıyorum. Bu konuda dünyada binlerce film vardır illaki.
Konusu şöyle Nam Soon (Kwon Sang Woo) hissiz bir adamdır. Tek başına yaşayan, hayattan bir beklentisi olmayan ve geçimini bir mafyanın yanında çalışarak sağlamaktadır. Dayak yiyerek para kazanan biri anlayacağınız.
Dong Hyeon (Jung Ryeo Won) ise hemofili hastası, kimsesiz bir kızdır. Ailesinin hastane masrafı ve okul kredisini ödeyebilmek için sokakta kendi yaptığı el işi ürünleri satmaktadır. Her gördüğü tefeciye borcu vardır ve hepsinden kaçmak için çeşitli yolar geliştirmiştir.
Bir gün Nam Soon'un patronu gidip Dong Hyeon'dan borcunu almasını ister. İkili böylece karşılaşmış olur.
Dong Hyeon hesap kitap yaparak aylık küçük bir meblağ ile ödeme yapabileceğini söyler ama Nam Soon bunu kabul etmez ve ev sahibinden depozitoyu borca karşılık alır. Evsiz kalan kızımız hem kaptırdığı parayı almak hem de taksitli ödemeyi kabul ettirmek için uğraşmaya başlar.
*Spoi*

>İkilinin sahneleri çok eğlenceliydi. Zaten kızımız kıpır kıpır olduğu için aralarında hiç sakin bir olay olmadı. 

>Birlikte yaşamaya karar verdiklerinde kızın eşyalarını toplaması ve o eşya yığını ile eve gitmeye çalışmaları da çok komikti. 
>Hele ki Nam Soon'un kıza havalı gözükmek için dizideki oyuncu gibi davranması ayrıca beni gülümseten yerlerdendi.
>Ellerini yapıştırıcıyla yapıştırmaları ve devamında yaşadıkları hele ayırmayıp hastaneye gitmeleri kahkaha ile izlediğim yerlerdendi.
>Yemek sahneleri de çok güzeldi. Dong Hyeon, Nam Soon'un hastalığını öğrendikten sonra tıp kitaplarından araştırması ve alıştırma yapılırsa tüm duyguların öğrenilebileceğini söylemesi. Bunun üzerine yemeklerin tatlarını öğretmeye çalıştığı sahneler ikilinin en tatlı sahneleriydi.
>En duygusal sahneyse şüphesiz ben senin yerine de ağlarım sahnesiydi.
>Biraz ortaya karışık resimlerden ekleyelim.
>Burada metrodan çıkanlar kıza çarpıp bir yerine zarar vermesin diye siper olmuştu. :) Tabi biz o arada eriyoruz.
 >Ve en romantik sahneler keşke hep böyle bir arada mutlu kalsalardı.
> Klişeleri de gerçekleştirdiler.
> Bu sahne süperdi. İkisi de birbirini düşüyorlar ama konu bu kadar acı üzerine olunca mutlu son hayal tabii.

*Spoi son*
Ben izlediğim için mutluyum. Sevdiğim türden hem romantik hem dram bir arada olan bir film. dediğim gibi meraklıları çok sevecektir ama illa herkes izlesin diyemem. Genele vurduğumuzda ortalama kalıyor. İzlemeyi düşünenlere şimdiden iyi seyirler.
Mutlulukla kalın.