Neler Hakkında Yazıyorum?

öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2024 Pazartesi

Kalbimde Yeri Ayrı Olan Dizi Önerileri * HIStory 3: Make Our Days Count

Merhabalar.
Bir önceki yazımda daha aktif olmak istediğimi söylemiştim. O yüzden geçiktirmeden aklımdakileri yazmayı planlıyorum. Ben aslında çok fazla bl yapım izliyorum. Asya bu konuda bolluk içinde. Çok kaliteli işler var. Eğer ilginizi çekiyorsa şimdi size bl türünün en güzel dizilerinden birini anlatacağım. Niyetim bloğu böyle bir tarafa çekmek değil ama önümüzdeki paylaşımlarda bl içerikler fazlaca olacak şimdiden bilgilendirmesini yapayım. 
Dizimiz Tayvan dizisi. 20 bölüm ve her bölüm 25 dakikadan oluşuyor. Konusuna gelecek olursak Xiang Hao Ting lisenin popüler ve bir o kadar yaramaz çocuklarından biridir. Kız kardeşine örnek olmak istediği bir dönem çalışıp çabalayıp 2. olmuş ama ondan sonra dersleri hiç ciddiye almayıp sıralamada sonlara düşmüştür. Bu onun hiç umrunda değildir. O günlerini arkadaşlarıyla takılarak, kız arkadaşının peşinde koşarak, eğlence ile geçirir. Bu serseri oğlumuzun kız arakadaşı da kendi gibi ilgiyi çok sever ve Hao Ting'in artık eskisi kadar ilgili olmadığını düşünüp kendine daha ideal bir aday seçmek ister. Okulun dahisi Yu Xi Gu. Yu Xi Gu derslerde hep birincidir. Çok iyi bir okula gideceği kesin, geleceği parlak, çalışkan biridir. Kızımız HaoTing'e YuXiGu'dan hoşlandığını söyler. Bunu duyan HaoTing'de hırs yapar ve intikam almak ister. Başta XiGu için hayatı zorlaştırmak için her şeyi yapsa da zamanla onun yaşadığı başka problemleri fark eder ve kendini suçlu hisseder. Ama hissettiği tek şey suçluluk değildir. HaoTing YuXiGu'dan hoşlanmaya başladığını fark eder ve hislerini ona açar. Israrcı aşığımız kabul edilmek için her şeyi yapacaktır. Bakalım YuXiGu zorlu hayatına bu şımarık çocuğu kabul edip kalbinde aşka yer açacak mı?
*Belki biraz spoiler olabilir bundan sonrasında.
Ben diziyi hala arada açar izlerim. Çok kaliteli bir iş bence. History Tayvan'da seri olarak çekilen bir iş. Yani başka hikayeler de var başka oyuncularla. Ama galiba ben en çok bu hikayeyi seviyorum. Dram ağırlıklı bir dizi olduğu için de ayrıca bağlandım. Bu tür işler benim için unutulmaz oluyor hep. Hala bazı resimlerde, müziklerinde aynı duyguları hissettiriyor bana. HaoTing ve XiGu'nun beraber kurdukları dünya ve buna doyamadan yaşamak zorunda kaldıkları hala içimi yakıyor. Onları çok seviyorum ben.
Eğer izlemediyseniz ve Asya bl yapımlarına ilginiz varsa mutlaka izleyin derim. Çok şey kaçırıyorsunuz. Oyuncular bu sene başka bir dizide de yan rol olarak yer aldılar. Herkes bu dizinin 2. sezonunu bekliyor ama zor gibi. Bakalım ilerine ne olursa artık. Ah bir de başka bir Japon bl dizisinde kendi karakterleriyle sonda ufak bir gözüktüler. Çok buruktu orası da benim için ama çok da anlamlıydı. Dizilerin isimleri Kiseki ve Life: Love on the Line bu arada. Belki merak eden olur. İlkini ben sevemedim pek devam ettiremedim o yüzden ama ikincisi izleme listemde. Konusunu artık öğrendim sayılır ama o da dram olduğu için izlemek istiyorum. 
Evet bu kadardı. Artık eskisi gibi uzun uzun spoiler yazıları yazmıyorum. Çok vakit alıyor öyle olunca. İçimden geçen öylesi ama artık olduğu kadar. Ses kaydı atılıyor olsa daha pratik olur aslında. Saatlerce filmler, diziler, kitaplar hakkında konuşmak istiyorum.
Hoşçakalın.
Mutlulukla kalın.

17 Aralık 2023 Pazar

Kalbimde Yeri Ayrı Olan Dizi Önerileri * Be My Favorite

Merhabalar.
Asya yapımlarına ilgi duyduktan sonra bir noktada sadece Kore değil diğer ülkelerin işlerini de merak eder oluyorsunuz. En azından ben de böyle oldu. Kore'nin komşularından başlayıp yavaş yavaş haritada uzaklaştım ve bir gün Tayland diye bir ülkenin dizi-filmleri de fena değilmiş dediğim bir an yaşadım. Sonra bir de baktım ki aslında yeppudaa'da izlediğim bazı filmler zaten Tayland filmiymiş. Neyse başta lakornlara baktım ama cıks olmadı. Bana gelmedi o tarz. Sonra Tayland eğlence sektörünün demirbaşlarından biri olan bl yapımları gördüm. Aa ne kadar farklı, ülkede böyle işlerin yapılıyor olması ne kadar güzel, keşke bizde de böyle özgürce anlatılabilse bu konular derken aslında orada da bu dizilerin biraz hayranlardan para koparma amacı olduğunu, gerçek dertlerin işlenmediğini düşünmeye başladım. Bu düşünce sürecinde birkaç diziyi izlemiştim. İçlerinden bazıları gerçekten çok güzeldi. Bazıları çok ders verici, tam da önemli noktalara parmak basan işlerdi. Ama çoğunluğu fanlara yaranmaya çalışılan ve saçma işlerdi. O yüzden oradan da uzaklaştım. Neyse sonra çok sevdiğim bir dizide oynayan çok sevdiğim bir oyuncu yeni bir diziye başladı. Partneri çok da sevmediğim biriydi. Konuya baktım, ilk bölüme şöyle bir bakındım ve hmm izleyeyim dedim. Konu fena değildi. Başrolü çok beğeniyordum. Teknik kalite de çok iyiydi, bunu Tayland'da bulmak zor çünkü bence. Neyse işte izlemeye başladım. İzledikçe bağlandım. Bazı sahneler geldikçe takdir ettim. Onların ilişkisini gördükçe o aşka aşık oldum. Ve çok keyifli, çok sevdiğim bir dizi izlemiş oldum. Size de anlatmak istiyorum şimdi bu diziyi. Hatta kendimi motive edip daha çok dizi yazmak istiyorum buraya.
Şimdi dizinin konusuna gelelim. Kawi (Krist Perawat), otuzlarında, mutsuz, para sıkıntısı çeken ve lisede yapmadığı şeylerin ve kavuşamadığı aşkının pişmanlığıyla hayatı kendine dar eden biridir. Üniversite döneminde babasının maddi sıkıntıları yüzünden kendini tüm ekstra masraflardan çekmiş, bir işte çalışan ve bu sebeplerle sosyalleşemeyen bir öğrencidir. Kendini geri çektiği her seferde üzülse de bir türlü kabuğunu kıramaz. Üniversitedeki gizli arkadaşlık uygulaması ile Pearl (Aye Sarunchana) ile eşleşmiştir. Ona kim olduğunu söylemeden hediyeler alır, okulda ona faydası olan yardımlarda bulunur. Bir yandan da Pearl'den hoşlanıyordur. Bu gizli arkadaşlık uygulamasında herkesin kimle eşleştiğinin açıklanacağı gün Pearl için son parasıyla bir müzik küresi alır. Heyecanla ona götürürken birine çarpar ve küre kırılır. Verecek bir hediyesi olmadığı için kendini açık etmeye gitmez. Ama onun yerine giden biri vardır, Pisaeng (Gawin Caskey). Benim aşkım bu işte hihii :). Pisaeng, Pearl ile çocukluk arkadaşıdır ve orada boynu bükük kalınca gizli arkadaşın benim deyip öne çıkar. Yapılan tüm o jestleri de Pisaeng yapmış görünür böylece. Kawi buna çok kızar ama sesini çıkarmaz. Yıllar geçer ve Kawi mutsuz ve pişmanlıklarla dolu bir yetişkin olur. Bir gün ona bir davetiye gelir. Pearl ve Pisaeng evleniyordur ve Kawi de davetlidir. Bunu görüp daha fazla öfkelenen, hayatına isyan eden Kawi kırık küreyi alır ve tamirciye gider. Ama tamirci yıllar önce üretilen bu küreyi tamir edemeyeceğini söyleyip reddeder. Kawi o an tüm öfkesiyle bağırıp sızlanır. Hayatının mahvolduğunu, pişmanlıklarını, mutsuzluklarını döker ortaya ve çıkar gider bir banka oturur. O sırada yanına bir adam gelir ve ona küreyi tamir edip ona geri verebileceğini söyler. Biraz tereddüt etse de kabul eder. Ama hemen sonra pişman olur. Ya adam geri vermezse, ya onu dolandırdıysa, ama ucuz bir küre için niye bunu yapsın ki, hayatı yine berbat gidiyor işte, bir küre kalmıştı elinde o da gitti, Pearl de Pisaeng'le evleniyor derken derken adam küreyi geri gönderir. Tüm bu olumsuz duygularını beslemeyi bir an için bırakmayı başaran Kawi küreyi alır, çevirir ve bir anda her şey değişmiştir. Kawi geçmişe, üniversitedeki ilk yılına geri dönmüştür. Bunun ona verilen 2. şans olduğunu öğrenen Kawi bu kez tüm işleri doğru yapmaya ve Pearl'e kavuşmaya kararlıdır. Zamanla verdiği tüm kararların geleceği öngörülemez şekilde değiştirdiğini ve Kawi'ye göre daha da mahvettiğini gördükçe ne yapacağını bilemez hale gelir. Ama Kawi'nin olumsuz olarak gördüğü bu değişiklikler belki de herkes için 2. bir şanstır. 
Ben diziyi çok ama çok sevdim. Pisaeng hem oyuncusuyla hem karakteriyle beni kendine hayran bıraktı. Hatta bir ara herkese bir Pisaeng verilse dünyada mutsuz ilişki kalmaz diye bile düşündüm. Ya da sadece bana verin. :D Kawi'nin karakter gelişimi de çok iyi işlenmişti. Olgunlaşması, hayatının kontrolünü ele alması, sürekli şikayet etmek yerine olduğu durumu iyileştirmeyi öğrenmesi çok iyi işlenmişti. Diğer karakterlerin hikayeleri de işlenmişti ve onlar da gerçekten çok güzledi. Her bir detayıyla bayıldığım bir dizi kısacası. Eğer Tayland işlerini seviyorsanız, bl dizi izlemek istiyorsanız ama kalitelisini bulmak istiyorsanız, Gawin'e özel bir düşkünlüğünüz varsa benim gibi :) ya da arada farklı 12 bölümlük hoş bir dizi izleyeyim farklı bir kültür göreyim derseniz tavsiye ederim. Yani kısaca herkese tavsiye ediyorum bu diziyi. Ben kesin tekrar izlerim çünkü editleri görünce bile yüzüm gülüyor. Bu kadardı. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

16 Mart 2023 Perşembe

BCP Mart * Kadın Yazarlar Ve Polisiye

Merhabalar.

Blogları canlandırma projesine devam ediyoruz. Mart ayının konusu kadın yazarlar ve polisiye. Bu sefer biraz erken yazıyorum. Hazır aklımda bir şey varken ve zamanım da varken yazayım dedim. Ben polisiye teması için bir süredir merak ettiğim Kuzuların Sessizliği filmini seçtim. İmdb'de puanı çok yüksek olan filmler, hep izlemem gereken, izlemediğim için çok şey kaçırıyormuşum gibi düşündüren bir yerdeler benim için. Ama çoğu da eski olunca pek sıra gelmiyor açıkçası.

Neyse gelelim filme. Ben gerçek suç olaylarını dinlemeyi seven biriyim. Özellikle seri katillerin psikolojileri çok ilginç olduğu için bununla ilgili çok yayın tükettim. Birazcık Amerika'nın olayları hikayeleştirmesiyle de -bence- bu tarz içerikler sıkça yapılıyor. Yine bu türden bir podcastte bu filmden bahsediliyordu. Konuşmacılar sevdiklerini söyleyince de izleyeyim dedim. Ama gerçekten çok sıkıldım. Belki o zaman için başarılı ve farklı bir iş olabilir ama ben sevemedim. Çok tahmin edilebilir bir senaryoya, teatral oyunculuklara (bunu demek asla haddim değil belki ama sevemedim işte), başı sonu kopuk gelen noktalara sahip bir filmdi. Olayları ve nelerden esinlenildiğini bilmesem karakterlerin çoğu davranışını bir sebebe bağlayamazdım bile bence. Sadece polisin eski anılara gittiği sahneleri çok sevdim. Sahne geçişleri harikaydı. Devam filmleri de varmış ama izlemem sanırım. Hala nasıl bu kadar çok puan aldı anlayamıyorum da. Zamanında aldığı ödülleri sonuna kadar hak ediyordur ona sözüm yok. Çünkü o zamanın şartlarına göre değerlendiriliyor. Ama şimdi üzerine başka bir sürü benzer ve bence daha gerçekçi hikaye gelmişken en azından bu kadar yüksek puanlı olmazdı diye düşünüyorum. Bu tamamen benim cahilliğimden de olabilir. Eğer bilmediğim bir nokta varsa aydınlatın beni. Ya da sadece benim kişisel zevklerimle uyuşmadığı için de olabilir bilemiyorum. Ama düşüncelerim bu şekilde.

Kadın yazarlar konusu için de son zamanlarda okuduğum bir kitap var. Benim şu an ki okuma hızıma göre Mart bitene kadar bitmeyebilir o yüzden ilk 100 sayfanın verdiği hislerle yazıyorum bunları. Gerçekten ilginç ve hoş bir kitap. 

Kitabın adı Müzik ve Sessizlik. Danimarka'ya kralın emrinde çalışmaya giden bir müzisyenin hikayesini anlatıyor. Yorumlardan gördüğüm kadarıyla insanların sıkça sahaflarda denk gelip beklentisiz okumaya başlayıp sevdikleri bir kitap olmuş. Sahafta sıfır beklentiyle alma kısmı benim için de geçerli. Sevmek kısmını da zaman gösterecek. Şu ana kadar merakla dolu bir hoşlantıyla okuyorum denebilir. Ama çok karakter var. Bir not defteri alıp notlar alsam iyi olacak. 

Böyle işte Mart ayı da böyle geçti, geçiyor. Daha yazsam çok fazla serzeniş, öfke, iç sıkıntısı, korku çıkacak kelimelerimden ama elim de varmıyor bir şekilde. Neyse yazma çubuğu kıpırdanıp duruyor. Beynim karma karışık. Durgun sulara kavuşunca bol bol yazarım. Mutlu mutlu şeylerden bahsederiz.

O zaman bir kez daha...

Mutlulukla kalın.

1 Mart 2023 Çarşamba

BCP Şubat * Şiir ve Psikoloji

Merhabalar.

Bcp Ocak yazısı geç gelmiş olsa da Şubat'ı geciktirmek istemedim pek. Sizler de Blogları Canlandırma Etkinliğine katılmak isterseniz Okurix bloguna buradan ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Bu ayın konusu hakkında düşünürken tek bir öneri yapmak istemedim. Hem bu ay izlediğim hem de öncesinde izleyip Bcp içinde önermek istediğim işleri yazmak istiyorum.

-Bu ay izlediğim bir filmle başlayayım. Sister My Sister. Bu film 1933 yılında Fransa'da yaşanan bir cinayet olayını konu alıyor. Ben gerçek suç konularını kurguda izlemeyi sevmiyorum. Bu filmde de o his vardı. Ama oyunculukların övüldüğünü görünce izlemek istemiştim ve iki kız kardeşin oyunculuğunu, evin hanımları ile hizmetçilerin aynı evde görünmez duvarlarla ayrılmış yaşamlarını izlemek güzeldi. Onun dışında ortalama diyebilirim. Ama gerçekte yaşayan kişilerin çocukluğundan geçen travmaları öğrenince çok üzülmüştüm.

-Bu ay baştan sona izlememiş olsam da hayatımın her anında mutlaka azar azar da olsa izlediğim bir dizi Lost. Benim en sevdiğim Kore dizisi oldu artık kendileri. Her detayına aşığım. Bence psikoloji türüne çok yakışan bir havası var.

-Bir başka dizi de Grey Rainbow olsun istedim. Oyunculuklar amatör kalabilir ama çekim kalitesini, konunun işleniş tarzını çok beğeniyorum ben. Bir Tayland dizisi. Konuyu sevmeyen insanlar olabilir o yüzden öncesinden bir okuyun. Ben Tayland yapımlarından genelde bl türünde olanları izliyorum. Onlardan da kalitelisi ya da bana hitap edeni diyeyim, çok az çıkıyor. Gray Rainbow da onlardan biri. Benim için, bir anda sevdim nasıl oldu anlamadım diyebileceğim dizilerden.

-Bir başka önerim ise belki çoğu kişinin karşısına çıkmıştır. Kısa animasyon filmi olan The Boy, the Mole, the Fox and the Horse. Aklınız erdiğinde daha da anlamlanan mesajlarıyla o karların içinde içinizi sıcacık yapan bir film. Hani toplumlar hakkında, yeni nesil hakkında bir sürü eleştiri ya da yorumda bulunuluyor ya son zamanlarda. Bireysellik, mental rahatsızlıklar, toplumsal dejenerasyon gibi gibi. Onlara öğüt niteliği var.

Ben şu an kişisel hayatımda ve zihin dünyamda hiçbir gerçekliğe inanamaz olduğum bir noktadayım. Dünyanın bir yerlerinde yaşanıyor denenler, kendi ülkemizde olduğu söylenen şeyler ve daha başka pek çok ifadeyi kulaklarım duyuyor, gözlerim görüyor ama beynim kabul edemiyor, inanamıyor. İnkar gibi de değil ama sanki soyutlandım. Acıdan uyuşuyorum artık. Birilerini, bir şeyleri haklı bulmak haksız bulmak. Doğrusu neydi, yanlış olan ne çözemiyorum. Muhtemelen bu yazdıklarım bile bendekilerin ufacık bir yansıması oldu ve kendim bile çözemediğim zihin karmaşamı asla anlatamadım ama parmaklarım yazmaya başladı ve durdurmadım. Yazının geneli dağınık olabilir o yüzden kusura bakmayın. Kafamı toplamak biraz zor bu aralar. Umarım öneriler hoşunuza gider. Bu sefer böyle oldu. Kendinize iyi bakın.

Berrak bir zihin -umarım- ve...

Mutlulukla kalın.

30 Ocak 2021 Cumartesi

Dear Ex - Film

Merhabalar.
Dün izleyip çok sevdiğim bir filmi anlatacağım bugün. Film daha önce bloğa da yazdığım Cakemaker filmini anımsattı bana. Ondan daha farklı bir şekilde benzer duyguları anlatıyor diyebiliriz.
Dear Ex için konuşacak olursam çok kaliteli bir film izlediğimi söyleyebilirim. Senaryo, oyunculuklar, akış, müzikler, sahne planlaması hepsi beni mest etti. Film bitince hiç şu da şöyle olsaydı demedim. Böyle bir hikayede izleyicinin merak edebileceği her şeyi bize anlatıyor film bence. Hadi konusundan ve benim en sevdiğim kısım olan spoiler kısmından bahsedelim.

Film bir Tayvan filmi. Dilin muhteşemliği ile de beni kazandı yani. Türüne dram yüklü komedi diyebiliriz. Olayları izlerken sizi gülümseten bir tarafı var ama karakterlerin acıları o kadar sahici ki bir yandan da kalbiniz sızlıyor onlarla birlikte. Gülümsemeniz hep bir buruk. Her an gülümserken bir damla gözyaşı akacakmış gibi geliyor insana.
Konusu şöyle; Song Cheng Xi yakın zamanda babasını kaybetmiştir. Annesi ile ilişkisi hep kavgalar üzerine kuruludur ve annesinin tüm huylarından nefret ettiğini düşünür.

Lui San Lian eşinin onları bir erkek için terk etmesinin acısı üzerine bir de ölüm haberini alınca içinde kalan öfke ve acıyla baş etmeye çalışır. Üstüne bir de eşinin sigorta parasını oğluna değil de bir başkasına bıraktığını öğrenince iyice öfkelenir ve o kişiden parayı almayı kafasına koyar. Oğlunu da alıp adamın kapısına dayanır.


Jay de sevgilisinin ölümü ile baş etmeye çalışıyordur. Bir de üzerine sevgilisinin eşi ve oğlu onun kapısına dayanıp ondan sigorta parasını almaya çalışır. Bana para falan kalmadı. Kimde olduğunu bilmiyorum dese de Lui San Lian'ı ikna edemez.


Bu üçlü ortak noktaları olan Song Zheng Yuan'ın ölümünü atlatmaya, bunu yaparken geçmişin hesabını sormaya, kafalarındaki sorulara cevap bulmaya çalışırlar.

***Spoiler.***
Film karakterlerin duygularını yansıtma konusunda çok başarılıydı. Bunu yaparken kimseyi yargılamadan, kötü göstermeden sadece anlamaya çalışıyordu. İhanet bir yana bir de toplumun belki de en büyük önyargısı olan eşcinselliği anlatamasına rağmen hiçbir karaktere kızamıyorsunuz ya da kötü bir açıdan izlemiyorsunuz. 
Ben karakterlere anne, baba, çocuk ve adam diyeceğim bundan sonra. Daha kolay olacak anlatması.

Çocuğun babasına olan sevgisi ilk andan hissediliyor. Annesi ne kadar olanları saklamaya çalışsa da o her şeyin farkında ve sadece babasının onlardan başka olan hayatını anlamaya çalışıyor. Babasının sevgilisinin kötü biri olduğunu düşünse de yine de merak edip tanımak istiyor. Adam ve çocuk arasındaki ilişki de beni çok etkiledi. Sevdiği adamdan kalan biri olarak görüp çocuğa değer vermesi de çok dokunaklıydı. Hatta anneye bile içinde bir yerlerde sevgi beslediğini hissettim. Adam ve anne birbirlerine çok benziyordu bana göre. 





Çocuk ve anne arasındaki çatışma hali babanın ölümüyle daha da artıyor filmde. Öyle ki çocuk evi terk edip adamın evine yerleşiyor. Annesinin o zaman bile eve geri dönmesi için dil dökmesi, işe yaramayınca her gün oğluna yemek getirmesi, adamın evini temizlemesi, oğlunun alerji ilacını vermesini söylemesi beni çok etkiledi. Hayatta tutunacak tek dalı oğlu kalmış. Onu kaybetmemek için de biraz fazla hırpalamış. Yine de ben en çok anneyi anladım filmde. Hemcinsim olduğundan mıdır nedir en yakın hissettiğim karakter oydu.







Burada eline aldığı kitabın ölen eşine ait olduğunu öğrenip donup kalması, kitabı bıraktıktan sonra eli kirlenmiş gibi hissetmesi, evde dokunduğu her şeye karşı temkinli olması aslında ne kadar kırgın olduğunu gösteriyor. Eşini içinde affedememiş bir türlü. Arada oğlu olmasa o eve ayak bile basmayacak ama sırf oğlu için yuvasını yıktığını düşündüğü adamla konuşuyor. Ona oğlu hakkında bilgi veriyor. Oğlunu ona emanet ediyor. İşte bunları da gördükçe anneye kıyamadım hiç. Çok fedakardı bana göre.


Anne, eşini çok severek evlenmiş. Baba eşcinsel olduğunu bilse de normal bir hayat istediği için bunu saklamış kadından. Ve evi terk ettiği zaman da kadının öfkesi bir türlü dinmemiş. Psikoloğa 'Her şey yalan mıydı? Hiç aşk yok muydu yani?' dediğinde çok içim acıdı. Sevilmemiş olmasına aslında en büyük öfkesi. Kandırılmasına. Belki en başında baba kendini kabul etseydi şimdi çok başka ve mutlu hayatları olacaktı hepsinin. Ama ona da kızamıyorum. Öyle büyük bir baskı ki bu. Kendini kabullensen bile dışarıdaki dünyayla mücadele edecek gücün olamayabiliyor. En yakının ailen bile senin duygularını anlamıyor oluyor. Böyle hayatların çok da uzağımızda olmadığını bilmek çok daha acı verici hale getiriyor filmi. 




Adam ve çocuğun arasındaki diyaloglar da çok hoştu. Çoğu yerde beni gülümsetti. Ben senin üvey annenim bana saygılı davran demesi, annesine bir saygısızlık ettiğinde anneden önce çocuğu azarlaması, kadının o benim oğlum karışma demesiyle kavgaya tutuşmaları filme komik bir hava katıyordu. Ama dediğim gibi bunu yaparken bile oyuncuların bakışı, duruşu öyle muazzam ki içlerinde taşıdıkları acı ekranda görülebiliyor. Hep buruk kalıyor gülümsemeleriniz. 




Burada yaptığı şeyi doğru bulmadım bir türlü. Anne de çok vicdan azabı çekti bundan sonra ama adamın annesine gidip gerçekleri anlatması beni çok üzdü. İçindeki öfkenin azalacağını düşünüyordu ama bence hiç de öyle olmadı. Aksine daha da kötü hissettiğini gördük. Neyse ki onun yaptığı kendince kötü olan bu şey çok daha güzel bir şeye sebep oldu.

Böyle geçmişten kesitlerle karakterlerin duygularını daha iyi anlayabiliyoruz filmde. Ve bunlar günümüzle öyle güzel bağlanıyor ki izlerken hiçbir kopukluk yaşamadan, hatta tam yerinde görüyoruz biz geçmişte yaşananları.




Benim filmden ilk gördüğüm resim buydu. Bu yüzden bir araba yolculuğu yapacaklarını düşünmüştüm. Ama öyle çıkmadı. Burada adamı tiyatroya yetiştirmeye çalışmaları çok eğlenceliydi. Ben sonda bu üçlünün aile olabileceğine inanıyordum. En azından birbirlerinin hayatlarında olacaklarına. Ama öyle bitmedi. Düşünüce asıl son daha olası tabii ama yine de karakterler birbirlerine çok benziyorlardı bence. Birbirlerine ihtiyaç duyuyorlardı.

Bu da adam ve babanın oğlunu izledikleri kısım. Baba kanser oluyor. Hayatımın geri kalanını kendim olarak geçirmek istiyorum deyip evi terk ediyor. Yıllar önce tiyatroda tanışıp adamla birbirlerine aşık olmuşlar. Ama baba normal bir hayat istiyorum deyip adamı terk etmiş. Hatta anne ve babanın tanıştıkları gün adam ve baba da tanışıyorlar. Bunu görünce çok kötü oldum. Babanın yaptığı seçimle hepsinin hayatı değişiyor. Belki bambaşka şeyler yaşanacaktı. Bunu düşünmenin bir faydası yok tabii. 








Burada bir itiraf Jay yani adamı oynayan oyuncu çok yakışıklı bence. İzlerken gözlerimden kalpler çıktı sürekli. Buraya koydum okurken kalbe ihtiyaç olur falan. :D

Ve tiyatronun ilk gösterim zamanı gelir. Bu oyun 17 yıl önce babanın ve adamın tanıştığı oyundur. Yıllar sonra küçük bir toplulukla yeniden sahnelenecektir. Adam bu oyunu çok ciddiye alır ve kırık ayağına rağman gerçekleştirmek ister. Anne bunu bir türlü anlayamaz ve ona bu saçma inadı yüzünden kızar. Taa ki sahnedeki rüzgar çanlarını görene kadar. 

Eşiyle ilk tanışmasında rüzgar çanı hediye etmiştir baba ona. İlk o zaman aşık olmuştur kadın da. Ve fark eder ki o gün babanın ölümünün 100. günü. Kendi içinde yenemediği duygular yüzünden bunu bile hatırlamadığını fark etmesi anneyi çok sarsar. Ve bir kez daha aklı başına gelir.



Burada adamın annesinin gelmesi beni öyle mutlu etti ki. Hep ona ilişkisini ve kim olduğunu anlatmak istiyordu. Ama baba hep annen üzülür diyerek reddediyordu. Sonunda gelip oğlunu alkışlaması, kucaklaması beni çok mutlu etti.




Anne belki burada mahcup oldu ama bence içi biraz olsun rahatladı. O kötü bir niyetle yapmıştı ama sonucu iyi oldu. Tapınakta dua ederken 'Hani iyi insanların başına iyi şeyler gelirdi. Neden benim başıma bunlar geldi? Yoksa ben iyi biri değil miyim?' diye ağlayışı geldi aklıma bu sahnede. Anne iyi biriydi belki de bu ona bir işarettir. Kötü bir niyetle yapmış olsa da iyi bir şeye sebep oldu.

Sonunda anne ve oğlunun mutlu olmalarına çok sevindim. Özellikle anne adına. Bir şeyleri geride bırakması gerekiyordu. Sigorta parasını da adama bırakması çok güzel bir şeydi. Adam babanın ameliyatı için tefeciden borç alıyor. Baba da zaten bu yüzden sigorta parasını adama bırakıyor. Anne de bunu öğrenince parayı adama veriyor. Böylece her şey yoluna girmiş ve üç karakter de iç hesaplaşmalarını bitirmiş oluyorlar. Annenin bu hareketi bile hala babayı sevdiğini gösteriyor bence. Onun sevdiği kişiye zarar gelmesin diye yapıyor sanki bunu.

***Spoiler Son***

Benim bayıldığım bir film oldu Dear Ex. Yeniden izlemeyi de düşünüyorum ileri de. İnsanları en gerçek halleriyle anlatan bir film olduğunu düşünüyorum. Çekim kalitesi ve müzikleriyle de harika. Mutlaka izleyin derim. Ben Netflix'ten izledim. Kesin başka sitelerde de vardır ama. İzlemeyi düşünenlere iyi seyirler şimdiden.
Mutlulukla kalın.