Neler Hakkında Yazıyorum?

haruki murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haruki murakami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2019 Pazar

Kadınsız Erkekler - Haruki Murakami - Okur Yorumu

Merhabalar.
Uzun bir aradan sonra bir kitap yorumu ile geldim. Nedense bu kitabı bitirir bitirmez yazasım geldi. Son Youtube kanal önerilerimde bahsettiğim Ebru Aykaç'ın kanalında öyküler hakkında bir video izlemiştim. Ve onun öykü kitaplarını böyle şevkle anlatması ben de öykü okuma isteği uyandırdı. Elimin altında da Kadınsız Erkekler kitabı duruyordu. Daha önce takip ettiğim bir sayfanın bu kitabı pek sevmediğini de hatırlıyorum. Ki kendisi Murakami'nin büyük hayranlarındandır. Neyse efendim bir koşu kitabı buldum ve birkaç gün önce okumaya başladım. An itibariyle de bitti. Şimdi gelelim yorumlamasına.
Kitabın içinde kadın erkek ilişkilerini konu alan yedi hikaye var.  Hepsi de bir şekilde sonu belirsiz ya da ayrılıkla biten hikayeler.

Kişisel görüşüme gelirsek. Ben kitaba başladığımda ilk hikayeden (Drive My Car) beni bağladı. Karakterin düşünceleri, şoför kızla olan diyalogları, o hafif boşvermişlik hali çok hoşuma gitti. Hatta devamı olsa da okusam dedim.
Sonra ikici hikayede (Yesterday) "acaba birinciyi geçiyor mu ne?" diye düşündüm. İki erkeği konuşmaları, özellikle Japon kültürünü ve oradaki günlük hayatı biliyorsanız, çok gerçekçiydi.
Üçüncü hikayede (Bağımsız Organ) diğerlerinden bile daha iyisi olduğunu düşündüm. Doktorun tüm hayatı boyunca yaşadığı o rahatı sırf bir belgesel ile tamamen sorgulamaya girişmesi ve bize göre ne kadar acı olursa olsun onun geldiği o son noktada aslında bir nebze huzurlu olduğunu düşündürmesi çok çarpıcıydı. Ve bence o geldiği nokta sırf aşkına karşılık bulamamasından değil artık yaşadığı dünyanın ona fazla gelmesinden ve asla yaşamaktan aldığı tadı bir daha asla alamayacak olmasındandı.
Dördüncü hikaye (Şehrazad) belki de en sevdiğim hikaye bile olabilir. Ve kesinlikle oradaki kadın karakterin bakış açısıyla da bir hikaye okumayı çok isterdim. Çünkü aralarındaki ilişki benim kitap veya filmlerde okuyup izlemek istediğim türlerdendi. Herksin kendi koşuşturmaları olduğu halde bir şekilde toplum kurallarını yıkmak pahasına nefes alacak bir yer oluşturmak. Dışarıdan yüzeysel görünen bir ilişkinin belki de yeni bir güne başlamak için itici güç oluşturması. İnsanların dışarından en zor sezilen duyguları bunlar sanırım ve bunları bir şekilde gözlemliyor olmak benim hoşuma gidiyor. Zaten bir şeyi okumadan ya da izlemeden önce genelde çevrede göremeyeceğim ya da rahat rahat konuşamayacağım şeyler olması seçmemde etkili oluyor
Vee tatataamm beşinci hikayeye (Kino) geldiğimizde başlangıçta yine diğerleri gibi iyi bir şeyler okuyacağım galiba dedim. Ama sonlarına doğru "mistik bir şeyler mi acaba?" diye düşündüm. Ki uzak doğuda böyle şeyler çokça seviliyor. Ama o son beni hiç tatmin etmedi. Daha doğrusu olayın nasıl bağlandığını anlamadığımı düşünüyorum.
Altıncı hikayenin(Aşık Samsa) daha başından pek hoşlanmayacağımı anlamıştım. Karakterle ilgili bir sıkıntı vardı bana göre. Hem nasıl o hale geldiğini bilmiyor hem de günlük işlere nasıl tepki vermesi gerektiğini sezinliyordu. Sürekli onun hiç bilmediği bir dünyaya gözlerini açtığı vurgulanıyor ama buna rağmen çevredeki olayları hemen kavrayan, onları anlamlandıran ve bir nebze sorgulayan biri anlatılıyordu. Bunda bir sorunum yok ama karakter bunları jet hızıyla yaptığı için bana inandırıcı gelmedi. Ve diğer okuduğum hikayelerde olan cinsellik konusu beni rahatsız etmezken bu hikayede ilk gördüğü kadından tahrik olup ve bunu kalpten gelen bir şey olarak yansıtması çok çiğdi. Maalesef aşk bu değil.
Ve kötü talih beni son hikayede de bırakmadı. Yedinci hikaye (Kadınsız Erkekler) belki de Aşık Samsa'nın da etkisiyle çok karmaşık geldi bana. Başlangıçta adamın kadına kayıtsızlığı daha sonra aslında onsuz ne kadar yalnız hissettiği ve adını ya da yaşadıklarıyla ilgili şeyleri kimliği açık olur korkusuyla rahat rahat paylaşamayacak kadar önemsediği bir durum aldı. Bana göre biraz yazarın kendi günlüğünden bir parçanın alınıp konulmuş hissi uyandırdı. Ya da bazen olur ya bir şey sadece bir kişi içindir ve bir tek o anlar orada yazanı. Belki de böyle bir amacı vardı o hikayenin de.

Bu benim Haruki Murakami'den okuduğum ilk kitaptı. Her ne kadar orta karar olsa da ben yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım. Çünkü herkes bu kitabın ona göre aşağı kaldığını söylüyor zaten. Bir diğer noktaya da değinmek istiyorum. Sanki Murakami'nin tüm erkek karakterleri biraz kayıtsız, biraz depsesif, biraz ayrıksı kişilerdi. Tek bir romanda okusam bunu sevebilirdim ama peş peşe adı değişen ama karakter özellikleri az çok aynı kalan erkekleri okumak da biraz beni sıktı açıkçası. Buna paralel kadın karakterler de birbirine benziyordu. Daha önce Burning filmini de izlediğimden "Murakami'nin karakterlerinin hepsi birbirine benziyor sanırım" gibi düşünce içindeyim şu an. Bakalım başka bir kitabını okursam bu görüşüm doğru mu değil mi göreceğim.
Benden bu kadar. Kitap hakkında sizin de söylemek istedikleriniz varsa yorumlara beklerim.
Mutlulukla kalın.