Neler Hakkında Yazıyorum?

Türk filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2020 Çarşamba

Gece - Film

Merhabalar.
Yine bir Türk filmi ile geldim bugün de. Ve daha en başından söylüyorum gidin izleyin. O kadar beğendim. Sanki rol değil de kafamı hayattalarına sokup gizlice izlediğim gerçek insanlar gibi bir performans sergilemiş oyuncular. O kadar beğendim.
Film 2014 yapımı bir Erden Kıral filmi. Bu izlediğim ilk filmi ama son olmayacak çünkü listemde Vİcdan var. Bakalım ne zaman izlersem artık. Bu film Zahit adlı bir romandan uyarlanmış. Filmi izledikten sonra kitabı da okuma istediği doğdu içime çünkü kitaba adını veren Zahit karakteri filmde çok kapalı kalmıştı. Belki kitabı okursam daha net anlaşılır onun cephesi de.
Filmin konusu ise şöyle doğudan batıya göç etmiş bir ailenin fertleri zamanla değişen düzenin içinde bir taraflara savrulmuştur. Ailenin en büyük kızı Süsen, çocukluk aşkı Yusuf'la evlenip evden ayrılmıştır. Ama Yusuf'un savruk yaşamı onu da içine almış ve mutluluk hayalleri bir bir suya düşerken içinde sıkıştığı hayattı kabullenip devam etmiştir. 
Ailenin en büyük oğlu Zahit ise dağa çıkmıştır ve kendisinden haber alınamıyordur. Evde kalan Gülcan ve Nahit ise nispeten gelecekleri parlak, anneleriyle yaşayıp gidiyorlardır.
Zamanla hayatlarında olan değişikliklere ayak uydurmaya çalışan bu insanların gelecekte onları bekleyen sorunlarla baş etmelerini ve bir çıkış yolu bulmaya çalışmalarını izleriz.

Filmde her bir oyuncu muhteşem iş çıkarmıştı. Hiçbirini ayıramayacağım kadar harikalardı. Bir taraftan gerçekten görüp tanıdığımız, bildiğimiz insanları izler gibiyken diğer taraftan gün içinde yanından geçip gittiğimiz, göz ucuyla bakıp hiç önemsemediğimiz kişileri izliyor gibi hissettim. 

***Spoiler***
Olaylar hakkında fikirlerimi belirtirken belki spoiler verebilirim o yüzden uyarımı şöyle bırkayım.
Süsen ve Yusuf'un ilişkisi çok problemli olsa da bana nedense çok tanıdık geldi. O kadar çok duydum ki eşini, evini, evliliğini ayakta tutmaya çalışırken yıpranan kadınları. Süsen mutsuz olsa da gidecek yeri olmadığını ve hatta gitse bile hayatının bundan daha iyi olmayacağını düşünen bir kadındı. Başına gelenleri bizim insanımızın tipik bir özelliği olan kadere bağlayıp kabullenmişti. Başta eşini seviyor olsa da sonrasında yaşadıkları bana artık sevgiden çok alışkanlık ve mecburiyet duygusunun var olduğunu hissettirdi. Yusuf da aynı şekilde hayatını değiştirmek için pek çok fırsatı varken benim yolum bu deyip hala aynı hatalarda ısrar eden bir karakterdi. Bir arada mutlu olmak yerine içine düştüğü çukurda debelenip durdu film boyunca.





Filme bence kadın filmi de diyebiliriz. Çünkü filmde kadınların olaylara yaklaşımı, hissettikleri, acıları, seçimleri ve toplumun zorladığı kalıbın dışına çıkmış, her ne kadar saygı görmeseler de, baş kaldırabilen karakterler vardı. Süsen ve Gülcan'ın ilişkisinin her anı çok duygusaldı. Ve kız kardeşim olmasa da o duygu bana çok tanıdık geldi. Birlikte dertleşmenin, kadın kadına birbirine destek olmanın verdiği o hissiyat geçti bana. 



Bir de anne tarafı var tabii. Biz annenin hislerini hep çocuklarının ağzından dinledik. Bilmediği bir memlekette, belki çok hakim olmadığı bir dilde, kocası gitmiş, çocukları dağılmış yaşamaya çalışan bir kadın. Toplumun yıpranmışlığının getirdiği bir cahillik hali. Üstüne üstlük başımızda bir erkek olsun fikrine sahipken tamamen kadın başına kalmışlığın getirdiği hisler. Düşününce onu da izlemek isterdim çünkü filmin dokusuna çok uygun bir karakterdi. Zaten filmdeki belki de tek kusur bazı karakterler çok detaylı iken bazılarının hiç anlaşılamıyor olması olabilir. 


Mesela Zahit karakteri. Neden öldü onu bile anlayamadan bitti film. Tamam bir davası vardı ve onu sorgulamaya başladığını gördük. Yanlarındaki adamın sorgulamasından rahatsız olduğunu da anladık ama başta söylediği çoğu cümlenin içi boş kaldı. Üstelik film içinde göründüğü sahneler çok kopuktu. Nahit için de neden içeri girdiği muallaktaydı diyebiliriz. Bir takım gruplara katıldığını gördük ama neden onu aldılar? Sadece bir toplantıya gitti diye mi? Filmde bu siyasi taraf yedirmek istenirken biraz havada kalan yerler olmuş ne yazık ki. Bir yorum görmüştüm 'neden siyasi olaylara daha fazla yer verilmemiş de kardeşlerin yaşantısı gösterilmiş' diye. Açıkçası ben bu halini daha çok beğendim. Siyasi bir filmdense arkada kalan ailenin hislerini görmek daha gerçek geldi. Hele ki Gülcan abisi açlık grevindeyken 'neden abi neden' diye sordukça benim de hep kendime sorduğum sorular geldi aklıma. Yıllardır bu topraklarda nice gençler yitip gitti. Belki bir şey değişti belki hiçbir şey değişmedi ama acı hep aynı kaldı. O halde neden? Sonunu bile bile neden bu düşmanlık, anlaşmama çabası? İnsan olarak geçinmek varken neden karşımızdakini öteleme isteği?
Sabaha kadar yazsam da cevabını bulamam o yüzden tek yapabileceğim kendi hayatımı kendi doğruma göre yaşamak. Ötekileştirmeden, zarar vermeden, sadece severek. Ne olursa olsun.











***Spoiler son***
Evet bir film yazısı daha bitti böylece. Bence bir şans verin ve izleyin çok güzel bir film. Hem sinematografi açısından hem de hikayesi açısından baştan sona keyif alacaksınız. İnsanı biraz daha anlamak için bile izlenir. Çok beğendiğim, çok da etkilendiğim bir filmdi. İzlemeyi düşünenlere iyi seyirler, düşünmeyenler de akıllarının bir kenarına iliştirsin bence. Güzel film. :D
Mutlulukla kalın.

8 Eylül 2020 Salı

Hamam - Film

Merhabalar.
Yakın zamanda izlediğim bir filmi bırakıp kaçacağım bugün. Aslında benim doğduğum zamanlarda çekilen bu filmi izlemeyi uzun zamandır düşünüyordum ama hayatım artık öyle bir yere geldi ki tüm her şeyi erteleyip bomboş günler geçiriyorum. Bunun bana pahalıya patlayacağını çok iyi bilsem de yorgun ve yılgınım, halim yok hiç bir şeye. İteleye iteleye işleri yoluna koymaya çalışıyorum. Mesela bu film yazısı için bilgisayarın başına geçtim. Filmden ekran resimlerini aldım. İçlerinden beğendiklerimi seçtim ama iş yazma kısmına gelince üşenip kapatmak istedim. Ama şu an bu sesi dinlemeyip yazıyorum çünkü biliyorum ki bir kere bu sayfayı açınca kelimeler akıp gidecek. Diğer işler için de bu iradeyi gösterip başlayabilmeyi çok istiyorum. Artık adım adım bir şeyler. Filme geçelim şimdi de sızlanmalarım bitmez benim. :)

Üzgün not, biraz yazıp ara vereyim dedim ve aradan bir hafta geçti neredeyse. :( Artık ertelemelerim bu boyutta düşünün. 

Film bir Ferzan Özpetek filmi. Sinemaya ilgim olsa da teknik bilgim yok ama ben yönetmenin filmlerini çok seviyorum. Kamera açıları görüntüler arası geçişler bana tanıdık geliyor filmlerinde. Bu film ilk filmi olma özelliğini de taşıyor ayrıca. Konusuna gelecek olursak Francesco İtalyan bir iş adamıdır. Bir gün Türkiye'de yaşayan teyzesi Anita'dan kendisine miras kaldığını öğrenir.

Bu yüzden Türkiye'ye gelmek zorundadır. İşlerini bir an önce bitirip evine dönmek isterken teyzesinden kalan mektupları bulur. Teyzesi ile yaşayan bir Türk aile vardır. Francesco'yu çok iyi tanımaktadırlar çünkü teyzesi sağlığında hep ondan bahsetmiştir. Geldiği yabancı ülkede bu kadar sıcak bir ilgi gören Francesco kendisine miras olarak bir hamam kaldığını öğrenir. Gün geçtikçe hayatına giren yenilikler onu değiştirmeye ve önceden eksik kalan yanları fark etmeye başlamasını sağlar.

 ***Spoiler***
Anita'nın mektuplarından anladığımız kadarıyla ablası ile problemli bir şekilde gelmiş Türkiye'ye. Sorun da Francesco'nun babası diyebilirim. Aileden dışlanan bu kadın geldiği bu yeni ülkede hamamlardan etkilenip kendisi de bir tane işletmeye karar vermiş. Bir kadının erkek hamamı işletmesi yadırganan ama bir o kadar da ilginç bir şey olduğu için gittikçe ilgi görmüş. Müşterileri ile bir arkadaş-sırdaş ilişkisi geliştirmiş. Kendini herkese sevdirmeye çalışan bir kadın gibi geldi bana. Bizim insanımızın erkekliği ne kadar böbürlenilecek bir şey olarak gördüğünü ama Madam'ın hamamda şahit olduklarıyla o erkekliğin ne kadar boş bir balon olduğunu, o aile babalarının gizli sırlarını, okumak beni hafiften gülümsetti ne yalan söyleyeyim. Bir cinsiyete bu kadar değer yüklenmesi ama bunun o kadar içi boş olması beni güldürüyor.

Benim en sevdiğim sahneler hep yemek masası sahneleridir dizi-filmlerde. Bu filmde de yemek sofrası 'aile' hissinin yaşatan konumdaydı. Özellikle Madam'ın yanında kalan kişiler Francesco gelince ona hemen bağlanıp adeta Madam'ın yerine koydular. Masanın baş köşesinde otururken uyuyakaldığı ve diğerlerinin gülümseyerek onu izlediği kısım bunu açıkça gösteriyor bence.

Bir diğer yandan da aile ile gelen yabancının ilişkileri var. Anne ve baba Francesco'yu oğulları gibi görüp sevmeye başlarlar. Ailenin kızı Füsun ise daha ilk görüşte Francesco'dan etkilenir. Ancak Francesco evin oğlu Mehmet ile tanıştıktan sonra Füsun ile olan sohbetleri azalmaya ve gününü Mehmet'le geçirmeye başlar. -Mehmet Günsür'ü izlemek çok keyfiliydi bu arada. :)-



Zamanla bu ikili yakınlaşmaya başlar. Bakışmalar bize çok şey söyler ama hiçbir zaman net bir şey göremeyiz. Sonra Francesco'nun İtalya'daki eşi Marta Türkiye'ye gelir. Aslında boşanmak istediğini söylemek için gelmiştir ama karşısında gördüğü adam ile bir kararsızlık yaşamaya başlar. Francesco ve Füsun arasındaki yakınlıktan rahatsız olmuştur. Sürekli kocasını izlerken aslında dikkat etmesi gerken kişinin başkası olduğunu fark eder.
Filmde Francesco ve Mehmet arasındaki ilişki sanki bir tül ardından izliyormuşuz gibi belli belirsiz gösterilmişti başlarda. Ufak detaylarla izleyicinin dikkatine sunulmuş gibi. Mesela Marta, Füsun hakkında sorular sorarken Francesco birden Mehmet'ten bahsetmeye başlıyor. Ya da ikili sohbet ederken birden gözleri dalıyor. Marta'nın döndüğü sahnede Mehmet'in kolyesini Francesco'nun taktığını görüyoruz mesela. Böyle detayları fark etmek beni mutlu ediyor izlerken. Direk göstermek yerine seyirciyi de içine alıyor sanki filmin.

  

Marta yeni geldiği bu evde önceki kararlılığını kaybetmeye başladıkça Madam'ın eşyalarına merak salar. İlgisinin çekse de aklındaki fikri bulandırdığını fark edip hep geri adım atar burada gördüğü şeylere. Francesco'nun ilişkisini öğrenmesi ile de ikili arasında son noktaya gelinmiştir. 








Filmin başından beri 'o insanlar tehlikeli' mesajı yerine ulaşır ve hamamı alıp yıkmak isteyen kişiler Francesco'ya zarar verir. Sevdiği insanı kaybeden ikili birbirlerini teselli ederken İstanbul da yeni bir fert edinmiştir.




Son kısımda Marta'nın Mehmet'e yazdığı mektupla pek çok şeyden haberdar oluruz biz de. Mehmet evden gitmiştir. Belki de sevdiği adamın hatıralarının olduğu yerden kaçtı. Marta ise bir zamanlar Madam'ın yaşadığı gibi hamamın sahibi olarak yaşamaya başlar. Başladıkları yerde kendilerini yabancı hisseden karı koca yabancı bir yere kendilerini ait hissederler. Belki bu İstanbul'un büyüsüdür kim bilir.



***Spoiler son.***

Film tabii ki çok güzeldi. Bazı şeylerin sonradan yapılan anlatımlarla anlaşılması benim hep çok hoşuma gider. Bazı filmlerde bu sakar durup kafa karıştırsa da bu filmde çok yerinde olmuş. İzlemesi keyifli bir filmdi. Eğer merak ediyorsanız sakin bir gününüzde başına geçin derim. İzlerken İstanbul'un eşsiz güzellikteki yapılarına hayran kaldım. Son zamanlarda gördüğümüz restorasyon faciası yapılardan biri olmamışlardır diye umut ediyorum. Ülkemizde görmediğim bunca güzellik varken teker teker yok ediliyorlar insan eliyle. Buna seyirci kalmak çok acı.
Söyleyeceklerim bu kadar. Ara verip yazdığım için kopukluklar olabilir umarım keyifle okursunuz yine de. İzlemeyi düşünenlere iyi seyirler. Ben de gidip tembelliğimi kanıtı olan bu posta baka baka ağlayayım. :(
Ama siz...
Mutlulukla kalın. :)