Neler Hakkında Yazıyorum?

Pazar 6'lısı: Kış Olimpiyatları

Merhabalar.
Hep pazar 6'lılarını görüp özenirdim ama üşengeçlik yüzünden bir türlü başına geçemedim. Bu ayın maddeleri çok eğlenceli ve hemen bitiyor. :D O yüzden ben de bu fırsatı değerlendireyim dedim. Umarım gelecek ay da aynı azmi gösterip yapabilirim.
Gelelim cevaplarıma.
pazar6lisi
Kayakla Atlama- Sıkıldığınız için atlayarak okuduğunuz bir kitap: Çimlerin İntikamı - Richard Brautigan
Elime aldığımda kısa zaman öncesinde çok etkileyici bir kitabı bitirmiştim ve bir türlü bu kitaba odaklanamadım. Yarım yamalak okumaya da kıyamadığım için bıraktım. Umarım uygun bir zamanda tekrar okurum.

Kızak- Herhangi bir toplu taşımada okuduğunuz/okumaya uygun bir kitap: Çirkin Aşk - Collen Hoover
Akıcı bir kitaptı, geçmişe ara ara gidip geldiği için bölümleri kısaydı. Hemen o gün bitirmek istediğim her yerde okumuştum gün boyu.

Kısa Mesafe Sürat Pateni- Bir oturuşta okumalık bir kitap: Kahperengi - Hande Altaylı
Çok merakla aldığım ve anında kurgunun içine girdiğim bir kitaptı. Elimden bırakamadım gün boyu. Hemen de bitti. Bittiğinde sizi dinlendiren kitaplardan.

Biatlon- Hem filmini izlediğiniz hem de kitabını okuduğunuz bir kitap: Aynı Yıldızın Altında - John Green
Aklıma bundan başka filmini izlediğim kitap gelmiyor. Dip not kitabı daha çok sevdim.

Curling- Sizi düşündüren bir kitap: Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
Hem okurken hem de bitirdikten sonra aklıma takılan bir kitap oldu. Yol gösterici bir yönü olması ve o zamanki tavrı net bir şekilde anlatması çok hoşuma gitti.

Serbest Stil Kayak- Bu yazıyı okuyanlara önereceğiniz bir kitap: Emma - Jane Austen
Yakın zamanda okuduklarım arasında en beğendiğim kitap.

Bir sonrakinde görüşmek üzere deyip yazımı noktalıyorum.
Mutlulukla kalın.

Mim: Kurgusal Aşklar

Merhabalar.
Başlığını görür görmez tam benlik dediğim ama iş başına geçip de soruları yanıtlamaya gelince canımdan can giden bir mimle karşınızdayım. Beni kimse mimlemedi :( ama yine de fangirl'lük mertebesinin en üstlerinde biri olarak kendime göre bir mim deyip gönüllü oldum. Bu güzel mim için de Esseve Rin'e teşekkür ediyorum.
Öncelikle genelde elime alıp da sayfalarını hissederek okuduğum kitapların hiçbirinde erkeklerin yakışıklılığı ya da baklavaları anlatılmıyormuş bunu fark ettim. :D
Bu yüzden cevaplarım genelde internette okuduğum hikaye karakterlerinden.
O halde başlayalım.
1. Birlikte Dünyayı Dolaşmak İstediğim
Hayranlık mevzu bahis olunca bir adet Asude Boy olmalı diyerekten buraya en parası bol olanı koyuyorum. Tuna Üstüner. Tek yapman gereken cüzdanın ağzını açmak tatlım. Gerisini bana bırak. ;)

2.  Hem Eğlenilecek Hem de Evlenilecek Olan
İnternetten okuduğum bir hikayenin ideal sevgili dediğim karakteri Mason Lowe. (Price of a kiss) Mason harika birisi. Espiritüel ve anlayışlı. Tam bir eşte aradığım özellikler. Tüm ömrüm onunla sıkılmadan geçerdi.

3. Göründüğü Gibi Soğuk/Sert Olmayan
Ne tam soğuk ne de tam sert. Ama kendini ifade etmede biraz sorunlu diyebiliriz. Twitter'da az Sinan~ diye ortalığı inletmedim. Bu yüzden Vurdu ve Aşk'ın Sinan Tümer'i benim için bu maddeye tam uyuyor. Yine bu da internetteki bir hikaye.

4. Birlikte Issız Adaya Düşmek İstediğim
Bu sefer bir manga karakteri gelsin. Issız adaya düşsek eminim türlü yılışmalarla bana o anki olumsuz durumu unutturur ve el birliği ile kurtulma yolunu aramamızı sağlardı. Evde Naruse nidaları ile kendimden geçtiğim doğrudur. Tam aşık olunacak karakterdi. Aşkı iki boyutta bulanlara gelsin. Namaikizakari - Naruse.

5. Sabahlara Kadar Mesajlaşmak İstediğim
Daha mimi okurken karar vermiştim. Eleanor ve Park'tan Park. Sırf kitaptaki o telefon ve otobüs konuşmaları bile referans alınabilir. Ortak noktalarımızdan ya da sadece kendi hoşlandığım şeylerden bile saatlerce bahsedebilirim ona. En güzel seven Koreli, Park.

6. Battaniyelere Sarıp Sarmalamak İstediğim
Onu haremime katamam ama himayeme almak istiyorum. Şeker Portakalı'ndan Zéze. O küçükcük yüreğiyle ne acıları göğüsledi seri boyunca. En içimi yakansa Güneşi Uyandıralım oldu. Onu sarıp sarmalayıp kendi oğlum yapmak isterdim.

7. Birlikte Dünyayı Yönetmek İstediğim
Hem gözü karalığı hem de sağlam karakteri için Arslan (Eşkıya) benim bu madde için düşündüğüm kişi. Eminim dünya o zaman adaletli ve huzur dolu bir yer olurdu. Arslan kimseyi kalıplara sokmadan barış içinde yaşatırdı. Hem belki o zaman sevdiği ile de arasına kimse girmez benim içim de bu kadar parçalanmazdı.

8. Birlikte Baloya Gitmek İstediğim
Ben de bir klasik olarak Jane Austen karakteri koyuyorum bu maddeye. Mr. Knightley. Bakış açısına ve centilmenliğine hayran olmuştum okurken. Çok sık da dans etmeyen biri olunca kıskananlar çatlasın edası ile onunla dans etmek isterdim. :D

Evet benim cevaplarım böyle. Çoğu kişi yaptı mimi gördüğüm kadarıyla. İsteyenleri de ben davet ediyorum. Kitaplar iyi ki varlar. Aşkın her türlüsünü yaşatan bir mucize onlar.
Kitapla ve mutlulukla kalın.

Sinema ve Ben - Mim

Merhabalar.
Yine bir mim yazısı ile karşınızdayım. Sevgili Öneri Makinesi'ne bu güzel sorular için teşekkür ederim. Sinema gerçekten çok sevdiğim ve günün birinde mutlaka içine girmek istediğim bir alan. Bu yüzden daha bir keyifle cevaplıyorum soruları.
Resmin üzerine tıklayarak ilgili siteye ulaşabilirsiniz.
1. Sinemada izlediğin ilk film?
Tam adını hatırlamasam da mutlaka bir animasyon filmidir. Ailece filme gitmeyi çok severiz. Bunun için de en güzel seçenek animasyonlar oluyor. Ancak dediğim gibi isim olarak hatırlamıyorum.

2. Film en güzel .................'de/da izlenir.
Film en güzel yatakta izlenir. Ya da sıcacık bir battaniye altında hafif uzanırken. Dikkatim çok çabuk dağılır ve film izlerken yalnız olmak isterim. Bunun içinde ev ortamı sessiz, sakin ve tamamen bana özel.

3.Filmi izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?
Dediğim gibi sessiz bir ortam ve mümkünse yalnız olmak paha biçilemez bir seyir keyfi yaşatır bana. Yoksa aksi olan en ufak bir şey batar. Ve de filmi en başından izleyemiyorsam hiç içime sinmez. Film bittiğinde de yazıları çıkarken birkaç dakika daha durup bekler filmi kafamdan geçiririm. Sonda çalan müzikleri de seviyorum bu yüzden. Genelde filmin son duygusu üzerine çok açıklayıcı hisler uyandırıyorlar.

a)Tek başına mı, kalabalık mı?
Tabi ki tek başına.

b) Mısır mı, cips mi?
Dikkatim dağıldığı için hiçbir şey yemek istemem. Yenmesi de beni çok rahatsız eder. Öyle ki kendi çiğneme sesimden bile sinir basar. Maalesef bazı eften püften konularda aşırı takıntılıyım. Kötü bir huy ama n'aparsın herkeste bir iki tane var bunlardan. :)

c) İki boyutlu mu, üç boyutlu mu?
İki boyut. Gözlük takmak başımı ağrıtıyor ve açıkçası ben o gerçekçilik hissini hiç yaşamıyorum yani boşuna o gözlüğün verdiği rahatsızlığa katlanmış oluyorum. Ay yazarken bile burnumun kemer kısmı karıncalanıyor. :D

d)Avm sineması mı, sokak sineması mı?
Çok büyük bir kayıp bence ama hiç sokak sinemasına gitmedim. Ama avmlerden genel olarak hoşlanmadığım için bilmesem bile sokak sineması eminim daha güzeldir. (Ah aklıma geldi de pastane sinemasına gitmiştim belki o sokak sinemasından sayılır.)

e)Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?
Fragmanı da izlerim yorumları da okurum. Ama bunlar beni pek etkilemez izlemek istiyorsam herkes kötü de dese izlerim. Zaten genelde insanlardan farklı düşündüğüm için yorumları okumuş olmak spoi yemediysem pek etkili olmuyor.

Evet bir mim daha burada bitti. Daha öncekilerde hiç etiketleme yapmamıştım çünkü unutmuştum. :) Ama şimdi etiketlemek istiyorum.

Kitabın DNA'sı
Yürüyen Balık
Daha Mutlu Daha İyi Bir Hayat Mümkün

Tekrar bu güzel mim için teşekkür ederim. Umarım yapan herkes keyif alır.
Mutlulukla kalın.

Merhamet Dizisi Hakkında

Merhabalar.
Siyah Beyaz Aşk dizisinin düzenli izleyicisi olduğumdan beri İbrahim Çelikkol’un da hayranı oldum. Öncesinde pek tanımazdım bu yüzden ben de araştırmaya başladım. Tam benim üniversite sınavına gireceğim senelerde Merhamet isimli bir dizi başlamıştı. Hatırladığım kadarıyla o zaman da çok izlemek istemiş ama sınav maratonu dolayısıyla izleyememiştim. Ferhat karakterinden tamamen farklı birini oynadığı için de hayatımda bir ilk yapıp bitmiş bir Türk dizisini izledim. Ha bir daha yapar mıyım? Hayır! Çünkü bölüm süreleri o kadar uzun ve konular öyle entrikaya müsait ki bir zaman sonra ‘ne olur bitsin artık’ diyorsunuz. 
Dizi Hande Altaylı'nın Kahperengi adlı kitabından uyarlanmıştır. Konusu şöyle; Narin (Özgü Namal) çok zor şartlarda okumayı başarmış ve başarılı bir avukat olmuştur. Bir gece en yakın arkadaşı Deniz’in (Burçin Terzioğlu)  evinde verdiği partide ilk ve tek aşkı Fırat’ı (İbrahim Çelikkol) görür. Deniz’in kardeşi Irmak’ın (Yasemin Allen) sevgilisi olarak karşısına çıkan Fırat ile beraber yıllardır kaçıp saklandığı geçmişini düşünmeye ve arkasında bıraktığı ailesini merak etmeye başlar. Kitaptan farklı olarak Narin’in peşinde Yaslıhan’daki kasaba günlerinden ona takıntılı olan bir mafya babası vardır. Sermet Karayel (Mustafa üstündağ).
Öncelikle dizi ile ilgili söyleyeceklerime dönelim. Dizi çok kaliteliydi. Özellikle ilk sezon şahane idi. Bir kitaptan uyarlama olduğu için hemen gidip kitabı alıp okudum. Onunla ilgili de en kısa zamanda bir yazı yazacağım. İkinci sezonda ise kitapla alakalı bir yer kalmadığı için daha bağımsız bir senaryo ilerledi. Ancak karakterlerin üniversite yılları yine kitaptaki gibiydi. Karakterlerin hepsine bayıldım. Zaten hemen hepsinde de psikolojik olarak sorunlar vardı bana göre. Ben bu tür karakterleri daha bir severim. Sermet karakterine en başından beri hayranım. Hele beşinci bölümde yemek sofrasında yaptığı çıkış beni benden alıyor. Oyuncular dizide hem günümüzü hem de on üç yıl öncesini canlandırıyorlar. Ve hepsi harika iş çıkarmışlar. Narin ve Fırat’ın toyluğu, Sermet’in iş bilmez, serseri halleri çok iyi yansıtılmış.
Dizide belli sahneler var ki içime işledi. Biri yukarıda belirttiğim gibi beşinci bölümde. Diğeri Fırat ve Narin’in ilk karşılaşmaları. Orada çalan o saniyelik müzik sanki beynimin içine kazındı. Öyle güzeldi. Bir de ilk öpücük. o kadar doğal geldi ki gözüme. Narin'in utanmaları Fırat'ın havalı tavırları altında yatan o sevgi. Ve diğer bir sahne de otuz ikinci bölümde Fırat’ın Narin ile görüşebilmek için kapısında ağlama sahnesi. İbrahim Çelikkol’un oyunculuğunu Siyah Beyaz Aşk’da beğenmiştim ama Merhamet’te daha da beğendiğimi söylemeliyim. Dizinin beni müthiş heyecanlandıran sahneleri ise Sermet ve Deniz’in sahneleriydi şüphesiz. Tamamen zıt iki insanın aşk yaşamaya çabalamalarını ve birbirinden tatlı repliklerini bayılarak izledim. Sermet’in fedaisi Ali’yle olan ilişkileri de sanki iki sevgiliyi izliyormuşum hissi uyandırdı. Hele sürekli Ali’nin trip atması, telefonu açmadığında Sermet’in bozulmaları falan çok keyifliydi.
Sonu ise hiç mi hiç olmamıştı. Zaten Türk dizi mantığına göre karakterler bir gün olsun gün yüzü görmediler. Herkes birbirinin kuyusunu kazdı durdu. Ee mağlum mafyamızda var silahlar, tehditler gırla. Bari finalde mutlu son olsun istedim ama maalesef. Bir de bana öyle geliyor ki dizi ekibi de final yapılacağını bilmiyordu. Çünkü pek çok konuk oyuncu girmişti diziye. Tam da entrika çevrilecek noktadaydılar. Bir beş bölüm daha ortalık karıştırıldı. Ama son bölüm ne olduysa saçma bir aksiyon sahnesi ile Narin ve Deniz öldü, önceki bölümlerde kardeş olduklarını öğrendiğimiz Fırat ve Sermet ise öylece arkada kaldılar. Hem de Narin’le Fırat’ın iki aylık ikizleriyle.
Yine karakterler ölebilirdi. Zaten o kızların çilesi ancak ölünce biterdi ya neyse, daha bir özenli çatışma sahnesi, bol kan, gözyaşı olsa, acıtasyonu zirveye çıkarsa daha iyi olurmuş. Yine de bu finali kabullenirsem biraz Sermet ve Fırat’a ceza olduğunu da düşünüyorum. Çünkü Fırat zamanında Sermet’in tehditleri yüzünden Narin’i terk edip gitmişti. Sermet ise kendi eliyle canını yaktığı adamlar yüzünden canından çok sevdiği karısını kaybetti. Son dört bölüm hariç her saniyesi izlenebilir bir diziydi. İlk sezon ise süper ötesiydi. Bir de finalin son sahnesi Deniz ve Narin’in deniz kenarında konuşmaları çok dokunaklıydı.
Merak ettiğim bir diziyi de böylece öğrenmiş oldum. Hem tembelliğin tadını çıkardım hem de çok güzel dizi müzikleri, yeni bir kitap, düşündükçe gülümseyeceğim aşk hikayeleri kazandım.
Aradan yıllar geçmiş niye yazıyorumuna gelecek olursak da, sevdim. Ben sevdiysem yazarım. O yüzden de yazdım. Okumak isteyen buyursun, yok istemeyen de kitap yorumunu beklesin. :)
Mutlulukla kalın.

Emma - Jane Austen 'Okur Yorumu'

Merhabalar.
Sınavlar bitti, derslerden geçildi, tatil başladı. Pek tatil gibi geçmese de hafifletilmiş okul dönemi denilebilir benim için. Finallere çalışırken okuduğum bir kitabı tanıtmaya geldim sizlere.
Jane Austen artık herkesin bildiği bir yazar oldu. En meşhur kitabı Aşk ve Gurur olsa da yazar en çok Emma kitabını severmiş. Bence bunda yazarlık yeteneklerinin en iyi gösterildiği kitabın bu olmasının da etkisi büyük.
Emma'nın konusuna gelirsek; Harfield kasabasında yaşayan her yönden pek çok rahatlığa sahip bir hayat yaşayan Emma'nın olgunlaşma süreci diyebiliriz. Öncelikle Emma'nın kişilik özelliklerinden başlayalım. Küçük bir yerde, sayılı zengin ailelerden birinin kızı olması bile onun belli bir kibre sahip olduğunu bize anlatabilir. Ama neyse ki bu kibir sosyete kurallarında hoş hatta gerekli sayılabilecek bir seviyededir. Annesini erken yaşta kaybetmiş, ablası ve fazla evhamlı babası ile bir başına kalmış kızımız dadısı tarafından çok iyi yetiştirilse de çevrenin onu her şeyde çok iyi bulup pohpohlaması ile öz güveni yüksek biri olmuştur. Kitabın başlamasıyla Emma'nın dadısının evlendiğini öğreniriz. Hatta Emma bu yakınlaşmayı önceden sezdiği için önsezilerinin çok iyi olduğunu iddia eder. Ve kitap boyunca bu özelliğini kullanarak doğru-yanlış vardığı sonuçları okuruz.
Emma özünde çok aklı başında ve akıllı bir kızdır. Ancak her şeyden hemen sıkılması ve kendini geliştirmeye gerek duymaması aile dostları Mr. Knightly'yi rahatsız eder. Hatta hemen her konuda ona yanlışı söyleyen yegane insandır.
Çöpçatanlık hevesi kitap boyunca pek çok kalbi kırsa da birazcık Mr. Knightly'nin yol göstermesi ile de hatasını anlar ve kabul eder. Bu da onun sevilebilir yanlarından biridir.
Ben kitabı okumadan önce bazı sürprizleri bildiğim için şok etkisi yaratmadı ama bilmeyen biri için çok şaşırtıcı kısımlar olduğunu söylemeliyim.
Tabii Jane Austen klasiği olarak sonunda herkes mutlu ve evli olacaktır. Merak ediyorum yazar kitapları şimdi yazsa hala karakterleri evliliğe sürükler miydi? :D
Severek okuduğum -olayları bilsem bile- eğlendiğim bir kitap oldu Emma. İlgilenenler tereddüt etmesinler.
Mutlulukla kalın.

Yeni Yıl, Yeni Keşifler, Yeni Tatlar

Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl sizlere kutlu olsun.
Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl içiniz umutla dolsun.
Merhabalar efendim.
Umutsuzluk dolu zihnimi bu girişle tazeleyip yeni umutlar ve yeni güzelliklerle dolduruyorum.
Çok yorucu ve hiçbir şeyi tam yapamıyor olmaktan stresli bir seneyi geride bırakıyoruz. Şimdiden herkese mutlu bir 2018 dilerim. Sevdiklerinizle, olmak istediğiniz yerlerde, gönlünüzce yaşamanız dileğiyle.
Aklımda pek çok tilki dolanıyor blog hakkında. Her an yeni bir şeyi yazma hevesi ile doluyorum ama malumunuz ikizler burcu. Hemencecik kaçıyor o istek. Ama yazacağım. Hatta şu an da başladım bile.
Yemek yapmayı çok seven biri olarak aylar önce bir Youtube kanalı keşfettim.
Emir Yargın'la Çakal Lezzetler.
Emir'e bayıldığımı söylememe gerek yok herhalde. Zaten izleyince siz de seveceksiniz. Çok pratik, tam öğrenci işi, şovlu, sunumlu, çakal tarifler için ziyaret etmeyi unutmayın.
Ama en çok da o harika enerjisinden bir parçacık koparmak için izleyin. Final haftasının stresini şıp diye alıyor kendileri.
Bunun yanında Emir Yargın aslında bir müzisyen. Ben elektronik müzik dinlemediğim için bir kaç gün öncesine kadar şarkılarından haberim yoktu. Ancak RGB adlı Youtube kanalında Emir Yargın - 10 Dakika adlı röportajda birkaç şarkısını duydum ve dinlemek istedim.
Gerek sözleri gerek klipleri olsun çok da sevdim. Ama favorim Büyük Kaçış Planı.
Hatta dinlerken 'bana kimse böyle bir şey söylemeyecek' diye hüzünlendiğim de doğrudur.
Lisede Servet-i Fünun yazarlarıyla tanıştığımızdan beri bir kaçma istediği baş göstermiştir ben de zaten. Bu şarkı da tam duyguyu verdi o yüzden.
Bir de bu söz. Biri söylese hemen atlayacağım arabaya ama nerede öyle kırmızı vosvoslu prens bu devirde.
Bunun yanında bir de Twitter'da Recipes GIFs adlı bir sayfa var. Hızlandırılmış şekilde hem terapi gibi gelen hem de yeni şeyler öğreten bir yer. Yurt dışında çekilen videolar olduğu için tariflerde Türkiye'de bulamayacağınız şeyler olabilir. Ama her ürünün yerine benzeri bir tat kullanarak bu sorunu çözebilirsiniz.
Evet şimdilik bu kadar. Tekrar mutlu bir yıl dileklerinde bulunup kaçıyorum.
Mutlulukla kalın.
Ve biri size kitaplarını al, kaçalım derse kıymetini bilin. ;)

Kürtaj 'Tarihi Bir Aşk Romanı, 1966' - Okur yorumu

Merhabalar.
Öneri Makinesi'nin önerisi ile aldığım bir kitap Kürtaj.
Richard Brautigan'ın okuduğum ilk kitabı. Kolay okunan ama geç anlaşılan cümleleri var. Birazcık kendinizi yazar gibi düşünmeye zorlamanız gerekebilir. Ve emin olun bunu yaptığınızda gündelik yaşantıda bir hayalin içinde karmaşadan uzak kalmanın anahtarına sahip olacaksınız.
Kendi adıma, romandaki karakter gibi ben de kalabalık ortamlardayken bir an kendi hayal dünyamda kaybolup geri bulunduğum zamanı kavradığımda bir anlık şaşırıyorum. Neden orada olduğumu ya da çevremdekileri yeni keşfetmiş gibi bir çarpılma yaşıyorum. Bu yüzden satırlarda böyle izler görmek beni sevindirdi. Yaşantımız içinde bazı belliliklere takılmak ve onlara duygusal anlamlar yüklemek kıymetli bir uğraş benim için. Eşyalara bu kadar değer verilmemesi söylense de hayatta çoğu insandan daha değerli objelerim var benim.
Neyse kitaba geçersek arka kapak yazısı başta hiç anlaşılmasa da kitabı okuduktan sonra konuyu sırasıyla çok iyi tanımlayan kelimelerden oluştuğunu görüyoruz. Asla ayrılmaması gereken bir kütüphanede çalışan kahramanımız bir gün dünyadaki en güzel kızla tanışır. Vida. V-(ay)-da.
Vida bedenen erken olgunlaşmış ve bunun şikayetçisi biridir. İnsanların bakışları ve onun salt dış görünüşüne karşı sergiledikleri tavır kendi bedeninden nefret etmesini sağlamıştır. Kütüphaneciye yazdığı kitabı teslim etmeye geldiğinde ondan etkilenir. Gerisi başlıktaki gibi bir kürtaj macerası ve Meksika'ya doğru yolculuk.
Kitabın arkasında;
6:45 okuru göz ardı etmemelidir ki:
"mutlu insanların öyküsü yoktur"
der.
Kütüphaneye kitap getiren herkes de bu tanıma uyar bence. Getirdikleri kitapların konusu ve insanların özellikleri çok iyi seçilmiş. Bu da yazarın iyi bir gözlem yeteneği olduğunu gösteriyor.
Bir kaç tane de kitapta beğendiğim cümleleri bırakayım.
Düşünü yarıda kesmek hiç hoşuma gitmedi. Bir düşün nelere değebileceğini bilirim, ama ne yazık ki... "Merhaba," dedim.
Vida'yla ilk karşılaştığımda yanlış bir bedenin içindeydi ve insanlara bakamadığı açıkça belli oluyordu, içinde olduğu şeyden sıyrılıp çıkmak ve ondan saklanmak ister gibi bir hali vardı.
Ne yazık ki aşkın masumiyeti yalnızca yükselen fiziksel bir durumdu, öpücüklerimiz gibi şekillenmiş bir şey değil.
Sanki bir zaman kapsülüne girmiş de yeniden dünyaya dönmüş gibiydik.Çocuklar hala doktorun muayenehanesinin önünde oynuyorlardı ve onlarsız bir hayata doğru giden, birbirine tutunan, sıkıca sarılan şaşı şaşı bakan bu iki gringonun cadde boyunca ilerleyişini seyretmek için bir kez daha Hayat oyunlarını ara verdiler.
Mutlulukla kalın.