Neler Hakkında Yazıyorum?

Blogları Canlandırma Projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blogları Canlandırma Projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2025 Çarşamba

BCP 2025 * Mayıs * yeşil, bitki, çiçek, pasta, müzik.

Merhabalar.

O kadar uzun zaman olmuş gibi geliyor ki buralara uğramayalı. BCP'yi tamamen unutmuşum. Hayatım pek bir yoğun bu aralar. Hem okul işleri çok fazla hem de gelenim gidenim eksik olmadı. Sağ olsunlar geldiler beraber vakit geçirdik ama ev sahibi olarak birilerini ağırlamak çok zormuş. Atalardan gelen genlerimiz gereği misafirimiz çok olur. Ağırlamayı da severim hani bir şikayetim yok ama tek başına evin sorumluluğunu alınca beni mahvetti. Galiba bu böyle de gider ben bu evde durdukça. :D

Sevgili Deeptone hatırlatmasa Mayıs ayının temalarını benim seçtiğimi bile unutmuştum. Herkesin yazısını okumaya çalışacağım inşallah kendime zaman ayırabilirsem. Hazır temaları ben seçmişim ben de yazayım dedim. Mayıs benim doğum ayım o yüzden kendi sevdiğim şeyleri seçmiştim. Tatlı bir anı olsun diye.  

Mayıs ayı temalarımız yeşil, bitki, çiçek, pasta, müzik. Ben bu ay için iki tane film seçtim. Bu aralar çok müzik dinliyorum yad edelim yeniden. Filmlerimiz Once ve Begin Again. İki film de müzik yapmak isteyen hevesli insanların bu yoldaki çabalarını anlatıyor. Blogta detaylı yazısı var. İşledikleri insan ilişkileri de öyle güzel ki dostluk, sevgi ve birbirine destek olmak ne demek günümüz ilişkilerindeki haliyle izleyebiliyorsunuz. Bizden büyükler bizim neslin ve bizden sonrakilerin yozlaştığını söylese de ben çok güzel noktalar da görüyorum gelen nesilde. Onların onayladığı gibi yaşamıyor olmamız kötü yaşadığımız anlamına gelmiyor. Aslında kendi kendimize dönüştürdüğümüz çok güzel değerlerimiz var bizim de. Kötü insan her yerde kötü, onlarda da bir sürü kötü varmış ona lafım yok bu arada. 

Bu konuya da nereden girdiysem, yazıya başlamadan önce birkaç video gördüm oradan kaldı aklımda herhalde. Ama işte böyle.

Ben artık bitiriyorum yazımı. Blog için de vakit yaratmaya çalışacağım. Yazmak istiyorum. Bana iyi geliyor. Hem aklımda da bir sürü konu var. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

7 Şubat 2025 Cuma

BCP 2025 * Ocak * Panayır, festival, fuar, müzik, dans, kermes, yemek, etkinlik vb.

Merhabalar.
Bir BCP bitti bir başkası başladı. Yazması zaman aldı bende bu sefer. Bilgisayara elimi bile sürmüyorum günlerdir. Çok kısa işlerimi halledip bırakıyorum. Ekranla bağımı azalttım. Pek bir mutluyum. Bu ay için konuyu okuduğum anda aklıma gelen ve çok sevdiğim bir animasyon olan Coco'yu seçtim. İzlemeyen kalmış mıdır bilmem ama bence hemen gidip izlesin. Son yıllarda her şeyin kalitesi vasatlaştı derken karşıma çıkan güzel işlerden biri olmuştu Coco. Çocukluğumuzda her yeni çıkan animasyonla bir kez daha büyülenen halimize döndürdü resmen. Hikayesi sıcacık, içinde bolca müzik, renk var. Tekrar tekrar izlenir. Şarkıları dile dolanır. Replikleri tekrarlanr. Böyle şeyler kıymetlidir bana göre. Şimdiden iyi seyirler. Hani tekrar da izlenir şimdi.
Mutlulukla kalın.

2 Ocak 2025 Perşembe

BCP Aralık* Yılsonu, Yılbaşı, Yeni Yıl ve Kış Mevsimi

Merhabalar.

Bir yıl daha bitti. Bcp de bitiyor. Bu yıldan herkes çok umutlu. Her yıl olduğu gibi. Sanki hayat gittikçe yoran bir şeye dönüşüyor tüm dünyada. Ya da ben böyle hissediyorum. Ama her şeye rağmen keyifli ve yaşamaya değer. Herkesin yeni yılını kutlarım. İnşallah çok mutlu olursunuz. Bir de bu yeni yılın üç ayların başlangıcına denk gelmesi de çok güzel oldu bence. Tamamen yeni bir başlangıç hissi verdi bana. Bugün de Regaip Kandili. Kandiliniz mübarek olsun. Kutlamalarla geçiyor yazı. Bugün çok uzun yazamayacağım. Size önerimi bırakıp kaçayım. Kalus isimli animasyon filmini izlemediyseniz mutlaka izleyin. Ben çok severim. Noeli anlatıyor. Çok duygu dolu ve eğlenceli. Şimdiden iyi seyirler. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

26 Kasım 2024 Salı

BCP Kasım * Kitap Uyarlamaları, Eğitim, Öğretmen İçerikli Eserler, Rus Edebiyatı, Rusya.

Merhabalar.

Bcp Kasım ayı geldi. Artık yıl bitiyor. Ne ara 2025'e bu kadar yaklaştık anlamadım bile. Çoğu kişi gibi pandemi sonrası bende de yok gibi bir şey. Oysa hayatımdaki en karmaşık anları bu zaman diliminde yaşadım. Gerçi öncesinde başlamıştı çoğu şey ama neyse kasveti etrafıma toplamak istemiyorum şimdiden. Bu ay için ben eğitim konusuna uygun bir şey seçtim. Ama böyle iç açıcı bir şey değil izlemesi de üzerine konuşması da zor bir şey. Ülkemizden bir film. Yurt.

Haberleri gelmeye başladığından beri merak ediyordum zaten. İmkan bulduğum gibi de izledim. Ancak bu ay oldu o da. Yönetmenin kişisel hayatından da izler taşıyan bir filmmiş. Bunu bilerek izlerken daha fazla hissediyorsunuz karakterin gerçekliğini.

Konusu şöyle; Ahmet liseye başlamış bir gençtir. 1996 yılının Türkiye'sinde özel bir koleje gidiyordur. Ancak o sene ailesi onu kalması için bir yurda yerleştirmiştir. Bu yurt dini eğitim verilen bir yurttur. Şu an hepimizin çokça aşina olduklarından. Ancak o zamanın siyasi ortamı yurdun faaliyetlerini yasaklamıştır. Kendi içlerinde gizlice müfredat dışında katı dini eğitimler verseler de herhangi bir teftişte sıradan bir öğrenci yurdu imajı çizerler. İşte Ahmet bir anda manevi yönünü keşfeden ve kendini dini işlere adayan babasının isteği üzerine bu yurtta kalmaya başlar. Babasına olan sevgisi ile aslında kendi içinde hissetmese de dini görevlerini öğrenmeye ve oradaki hocaların nasihatlerini dinlemeye çalışır. Ancak okulda başka, yurtta başka, kendi içinde bambaşka yaşayan Ahmet için ergenliğinin başında yaşadığı bu kırılmalar zorlu olacaktır. O zorlanırken yurtta kalan bir başka öğrenciyle de yakınlaşmaya başlar, Hakan. Hakan ondan büyük, liseden mezun olmaya yakın biridir. Ona yeri gelince bir arkadaş, yeri gelince bir abi gibi yaklaşıp yanında olur. Onun hikayesi ise bambaşkadır. Yurdun sistemini çözmüş biridir ama detayların bize anlattığıyla görürüz ki onda açtığı yaraları da sırtlanmış biridir Hakan.

Filmin her detayı çok güzeldi bana göre. Tamamen göze hitap eden bir filmdi en başta. Yönetmenin ilk filmi olmasına üzüldüm keşke daha çok filmi olsaydı da izleseydim dedim. Hikayesi zaten çok güçlüydü. Büyüme hikayesi içinde bize ve hatta dünyadaki her topluma tanıdık gelen din çatışmasını çok başarılı işlemişti. Ahmet'i izlerken çok sevdim ben. Erkeklerin dünyasını anlatan filmlerdendi ve bence bunu da güzel yansıtmışlardı. Yani fırsat bulursanız izleyin derim. İzledikten sonra birçok yazı da okudum film hakkında. Durduğu yeri hafif bulup eleştirenler de olmuş. Beni pek rahatsız etmedi. Hatta baş karakter Ahmet gibi küçük bir çocuk olduğu için bunu başarılı bile buldum. Ders verici bir yere kaymadan olanı anlatır gibiydi. Zaten siz kendi değer yargılarınıza göre kızdığınız veya desteklediğiniz yerleri yakalıyorsunuz izlerken.

Bir de size bir şey sormak istiyorum. Ben bir hikaye yazmak istiyorum. Bunu yayınlamak da istiyorum. Bildiğiniz wattpad gibi okuyanlarla hızlıca etkileşim kurabileceğim uygulamalar var mı? Blog da iyi bir seçenek ama kötü olursam o uygulamayı görmezden gelmek daha kolay olur. Burada batarsam girdikçe hatırlayıp hatırlayıp üzülürüm. :D

Bugünlük bu kadar. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

29 Ekim 2024 Salı

BCP Ekim * Aşk, Sevgi, Anı, Şiir, Cadı, Büyülü Güçler.

Merhabalar.

Bcp yazılarına Ekim ayıyla devam ediyoruz. Öncelikle herkesin Cumhuriyet Bayramı'nı kutlarım. Nice 101. senelere. Gündemde üzücü ve öfkelendirici haberler olsa da böyle günlerde bir araya gelip değerlerimizi bir kez daha kutlamak, birlik beraberlik içinde olmak çok değerli.

Bu arada ben tekrar kötüleştim. Her yerde yeniden kovid olan kişileri duyuyorum o yüzden iki gündür hastalık belirtilerimi takip ediyorum endişeyle. Çok şükür sıradan soğuk algınlığı gibi şimdi ama sizin de aklınızda olsun. Kendinizi dinleyin hastalık belirtileri oluşunca. Zaten iyileşilemeyen gripler var ortalıkta. Ben daha tam iyi olmadan tekrar fenalaştım. Gerçi hep çürüktüm bu seferde öyle oldu. Güneşe aldanıp kazakla dolaştım, banyo yaptım ve bam ertesi gün boğaz ağrısı, çıkmayan ateşin iç yakması, halsizlik. Güya ders çalışacaktım bakın bir bahanem daha oldu. :'(

Neyse artık gevezeliği bırakayım da konuya geçeyim. Ekim ayı temalarımız; aşk, sevgi, anı, şiir, cadı, büyülü güçler. Benim çok sevdiğim iki film var bu konularla ilgili. İlki Marry My Dead Body. Tayvan filmi. Greg Hsu başrolde belki tanıyan vardır. Benim çok sevdiğim oyunculardan. Diğer başrol ise Austin Lin. Benim izlediğim ilk işi diye hatırlıyorum ama bayıldım oyunculuğuna. Bir de o kadar çok izledim ki filmi artık dile hakim oldum, bazı söz oyunlarını bile anlamaya başladım. Her defasında yeni bir detay keşfedip inanılmaz heyecanlanıyordum. Filmin konusuna gelirsek Wu Ming-han genç ve hevesli bir polis memurudur. Üzerinde çalıştıkları çok önemli bir proje vardır ve gizli görevdedir. Ancak görev sırasında başarısız olurlar ve Wu Ming-han'ın üzerine homofobik polis imajı yapışır. Kendisi bundan rahatsız olmasa da medya polis ortansız güç kullanıyor, azınlık gruplara haksızlık yapıyor diye haberler yaptığı için departmanı onu karakola gönderir ve orada çalışmasını ister. Bunun çok sıkıcı olduğunu, gerçek bir polis gibi suçlu kovalamak istediğini söyleyen Wu Ming-han isteksiz ve huysuz birine dönüşmüştür. Görevi gereği çevredeki çöpleri toplarken yerde kırmızı bir zarf görür ve eğilip alır. Anında çevresini bir grup teyze sarar ve torunuyla evlenmeyi kabul ettiğini, tapınağa gelip düğün yapmaları gerektiğini söylerler. Böyle bir gelenek olsa da buna inanmayan Wu Ming-han kadınları tersler ve zarfı atar. Bunun ona kötü şans getireceğini söyleyenlere de kulak asmaz. Ama daha o gün başına gelmeyen kalmaz. Kazalardan kazalara savrulur durur. Zarfı da ne kadar atarsa atsın bir şekilde eşyaları arasında çıkıyordur. Artık bundan korkan Wu Ming-han evliliği kabul eder. Tapınakta onu şok eden bir şey öğrenir. Ölen kişi erkektir ve bir eşcinseldir. Ninesi torunu trafik akzasında öldüğü için onun yaşarken evlenme istediğini gerçekleştirmek ister. Wu Ming-han bunu da kabul eder ve tören başlar. Sayısız komik andan sonra eve gelirler. Artık kurtulduğunu sanan Wu Ming-han o gece bir başka şokla karşılaşır. Kendisi kocası olan Mao Pang-yu'nun hayaletini görebiliyordur. Hayata ani bir şekilde veda ettiği için içinde kalan istekler reankarne olmasını engellemiş ve dünyada sıkışıp kalmıştır. Wu Ming-han ondan kurtulmak için dileğini gerçekleştirmesi gerektiğini öğrenir ve iki inatçının bol komedili, bol aksiyonlu ve bol dramatik maceraları başlamış olur. 

Ben filmi çok sevdim. Hala açar izlerim keyiflenmek istediğimde. Wu Ming-han'ın hayatının nasıl değiştiği görmek beni hep duygulandırıyor. Hayatına Mao Pan-yu'nun girişiyle aslında anlayamadığı her şeyi yavaş yavaş anlamaya başlaması, yalnız ve huysuz bir adamken ruh evliliği sayesinde bir aileye sahip olması beni çok etkiledi. Daha da konuşurum bu konuda. Wu Ming-han çok sevdiğim karakterlerden biri oldu. Mao Pang-yu zaten çok tatlıydı her anda. Şimdi başka versiyonları da yapılacakmış. Merakla bekliyorum. Kesinlikle izlemeyi çok isterim bu hikayeyi.

Diğer film ise Dream Boy. Kitabı da var. Ben okudum fena değildi. Kitaba göre birçok teori de var internette. Bakabilirsiniz onlara da. Konusu Gotik olarak geçiyor. Yani ben pek hakim değilim bu türe ama belki fikir verir. Konusu şöyle Nathan ailesiyle kırsal bir yere taşınır. Ailede genel bir gerginlik vardır. Herkes çok sessizdir. Yavaş yavaş çocuk okula, anne baba işe ve kiliseye gider ve çevre edinmeye başlarlar. Karşı çiftlikte yaşayan Roy, Nathan'la aynı okula gidiyordur. Okul otobüsünü de sürüyor bu bana çok ilginç geldi. Vardır bir anlamı ama ben tam olarak Amerikan kasabası konseptini bilmediğim için anlamadım nedenini. Zamanla Roy ve Nathan yakın arkadaş olurlar. Birbirlerine ders çalıştırırlar. Bir gün Nathan'ın adım atmasıyla ikisi de birbiriyle romantik şekilde yakınlaşmaya başlarlar. Aralarında sır olan bu yakınlaşmalar fırsat buldukça sıklaşır. Sessiz biri olan Nathan, Roy'un arkadaşlığı ve sevgisiyle biraz daha iyi hissediyordur. Ta ki olaylar iyice karışıp vahşileşene kadar. Filmde asla açıkça söylenmeyen olayları kafamızda oturtmaya başlarız biz de izledikçe. Film hakkında pek çok yorum yapılabilir aslında. Olaylar gerçekti, hayaldi gibi. Bu halini ben çok sevdim. Nathan çok tatlı bir çocuktu. Onu izlerken kalbim kırıldı hep. Kitapta da öyle geldi bana. Filmin müzikleri de çok güzeldi. Bence mutlaka dinleyin. Country tarzı deniyor sanırım buna. Brokeback Mountain müzikleri gibi.

Evet benden bugünlük bu kadar. Umarım filmler hoşunuza gider. Ben ikisini de çok sevdim. Her geçen gün çok fazla olay oluyor hayatta. Kendimi hiç olmadığım kadar yorgun ve korku dolu hissettiğim anlar oluyor bazen. Kişisel hayatımda da işler karışık. Genel dünyada ne oluyor nereye gidiyor çözemediğim bir halde. Yani mental olarak düşmeye çok yakın olduğum zamanlardan birindeyim. Hasta da olunca insan daha fazla hassaslaşıyor sanırım. Ama işte böyle filmler, kitaplar bir şekilde gerçeklerden uzaklaşıp kendime şimdi sakin ol, her şey yoluna girecek diyebileceğim boşluklar yaratıyor. Bu aralar daha fazla kurgulara kaçar oldum. İyi olduğunu da düşümüyorum ama kolay geliyor sanırım. Son dakika neden iç dökümü yaşadım ben de anlamadım ama buna ihtiyacım var gerçekten. Umarım sizi sıkmamışımdır veya kötü etkilememişimdir. Hepimiz az çok benzer hallerdeyiz gibi geliyor bana. Ama aynı yerden acıyınca yaramızı beraber sarmak da kolaylaşıyor böylece. İçimdeki sevgi eskiden olduğundan daha az ama sanki bu içimdeki sevgiyi azaltmaya çalışan düşmanlarla savaşıyor gibi de geliyor bazen. Oyunlarda bir köşede soluklanıp içindeki elması tamir eden oyuncular gibi. Her yeni gün kendimin daha iyi bir versiyonuna dönüşmek istiyorum. Daha mutlu, huzurlu, sağlıklı, umut dolu yarınlarımız olsun istiyorum. Dilerim gerçek olur. Hepimiz tüm samimiyetimizle gülümsediğimiz sokaklarda özgürce, güven içinde yaşarız. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

3 Ekim 2024 Perşembe

BCP Eylül * Spor, Sonbahar, Paris, Politik film ya da kitap, Ölmeden önce okunması izlenmesi gereken kitaplar filmler.

Merhabalar.

Biraz geciktim ama buradayım. Ne yazsam, neyi seçsem diye çok düşündüm. Asla içime sinen bir şey bulamadım. Ölmeden önce vb. liseteler de hiç mi hiç hoşuma gitmez zaten. O yüzden bir türlü içime sinen bir şey bulamadım. Gerçi bir şey okudun mu ya da izledin mi deyin o da hayır. Çok yoğun olduğum ama asla kendim için bir şey yapmadığım bir yazdı bu yaz. Son bir haftadır yoğunluğum bitti ve hala dinlenmiş hissedemiyorum. Zaten hasta olmaya başladım. Havalar bir anda soğudu herkes hasta o yüzden. Sizler de çok dikkat edin kendinize. Yavaş yavaş yazıma geçeyim. Pek içime sinmediğinden yazasım da gelmiyor. :D Aslında ben bu filmi çok sevdim. Hatta sonrasında defalarca izledim. Ama temaya uydu mu pek emin değilim. Benim seçtiğim film Handsome Devil. 

Ned yatılı okulda okuyan bir liselidir. Filmin başında babası ve üvey annesiyle hiç istemediği o okula giderken görürüz onu. Okulda zorbalığa uğradığı için ve kendini oraya ait hissetmediği için babasını evde kalması için ikna etmeye çalışır ama daha en başından bunun bir işe yaramayacağını biliyordur. Kaotik okul ortamına girdiği anda zorbalıklar da başlar. Okulun çok meşhur bir rugby takımı vardır ve her bir üyesi de Ned'le uğraşmayı görev edinmiş gibidirler. Bu yüzden Ned rugbyden nefret eder. Okulda gay olduğu dedikoduları da çıkmıştır. Kendisi buna da sessiz kalsa da tamamı erkeklerden oluşan bir yatılı okulda hayatını zorlaştıran bir başka şey de bu söylentidir. Bir gün odasına yeni biri gelir. Conor başka bir okuldan transfer olmuştur. Ned onu gördüğü anda onun rugby takımının yeni üyesi olduğunu da öğrenir. Conor da onun gay olduğunu. İkisi de müdüre beraber kalmak istemediklerini iletir ama istekleri reddedilir ve aynı oda içinde asla konuşmadan yaşamaya başlarlar. Zamanla ikili arasındaki duvarlar kalkar ve yeni bir arkadaşlık başlar. Hala rugbye karşı önyargısı olan Ned oda arkadaşının rugby takımının yıldızı olmaya başladığını görüyordur. Üstelik okulun aykırı öğretmenleri ile yetenek yarışmasında müzik yapmaları da gerekmektedir. Tüm bu değişen hayatı içinde hala zorbalıklarla ve hakkında söylenenlerle mücadele etse de okulda öğrendiği bazı gerçekler ergenliğinde ona yeni bir ders daha verecektir.

Gençlik yapımlarını çok severim. Her şeye rağmen neşeli bir yanı vardır bence. Bu filmde öyleydi. Ned'in her türlü problemlerine rağmen onu izlemek eğlenceliydi. Eğer böyle filmleri seviyorsanız bence şans verin. Pek ünlü oyuncular da var filmde. Sürpriz olsun söylemeyeyim. :D

Bugünlük bu kadardı. Blogu düzenli kullanmak için bir şeyler planlamam gerekiyor. Bununla ilgili tavsiyeleriniz var mı? Birkaç yazı bulursam okuyup blogu da hayatımın bir parçası haline getirmeyi düşünüyorum. En azından hafta sonu iki satır yazayım burada. İyi geliyor. Hoşça kalın.

Mutlulukla kalın.

28 Ağustos 2024 Çarşamba

BCP Ağustos * Yapay Zeka, Hayvan Hakları, Eğitim, Romantizm, Hukuk, Tıp, Webtoon ~2024

Merhabalar.
O kadar yorgunum ki. Enerjim hemen bitiyor sanki ya da yapılacak çok iş var ben yetişemiyorum. Bir de önümde kocaman bir temizlik planı var. Hem de iki ayrı ev için. Gözümde büyüyor daha şimdiden. Sıcak ayrıca yoruyor zaten. Hep ertelediğimi fark edince kısa da olsa yazacağım diye başına oturdum yazının. 
İlk olarak iki gün önce izlediğim filmi seçtim. Kill Your Darlings. Bu eğitim, hukuk ve ucundan romantizme giriyor. Beat kuşağı yazarlarının okullu oldukları dönemi anlatıyor. Filme en sığ yorumumu yapıp savaştan kaçan zengin, okullu çocukların sözde düzene baş kaldırmaları diyorum ben. Gerçek hayattan ayrı tutuyorum tabi. Koca koca yazarlara laf edecek değilim ama filmde ne kadar ayrıcalıklı olduklarını fark etmeyip hep ağlayan kişiler bu aralar beni pek fazlaca sıkıyor. İçgüdüseldir herhalde. Zira şu aralar içgüdülerim pek bir etkiliyor beni. Her an tehlike çanları var kafamda. Ama film çok güzeldi. Ben bayıldım izleyin bence. 
Webtoon için de bir sürü önerim olabilir aslında ama çok uzun yazamayacağım dediğim gibi. Şimdi azıcık dedikodu yapalım. Ben bu aralar bir webtoona düştüm ama ne düşmek. Yatıyorum kalkıyorum o. Aklımdan hiç çıkmıyor. Ay buraya yazmayı bile kıskanıyorum öyle düşünün ama yazacağım yine de. Adı Wet Sand. Ay adı bile güzel. Aşkım benim. Bu webtoon benim karşıma seçim dönemi çıktı. O kafamı öyle güzel meşgul etti ki resmen beni kurtardı. Ondan sonra da ben her üzücü olayda, ülkeyle ilgili her beni boğan haberde bu webtoona sığındım. Sağ olsun canım ülkem hiç boş bırakmadı gündemi o yüzden Wet Sand'le aramız hiç açılmadı. Size de önereyim. Ben Tj'e aşığım. Hatta kendisi benim sevgilim oluyor. Kafamın içinde süren tek taraflı bir ilişki yaşıyoruz. O Ian'ı unutup bana gelene kadar böyle sürecek bakalım. Twitter'da kendisine çokça methiyeler diziyorum. Oradan ilişkimizin gidişatına bakabilirsiniz. Yani benim kafa kırıklığı bu seviyede ona göre. Bu aralar buna çok ihtiyacım var çünkü. Ama şimdi bunları yazarken bile keyiflendim. Böyle böyle atlatacağız. Neyse ne diyoruz kurgular iyi ki var. Ah bir de uyarayım Wet Sand okuduğunuz hiçbir webtoona benzemiyor. Bir de hikayede aşk üçgeni var. Fanları da aşırı kaotik ama ufak detaylar bunlar. :D Bazıları aşk üçgeni sevmiyor da o yüzden. Ah bir de türü bl. Bunu da yazayım. Benden bu kadardı. Wet Sand'e aşkımı yazmalara doyamıyorum ben. Yine yazarım mutlaka. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

30 Temmuz 2024 Salı

BCP Temmuz * Psikoloji, Yolculuk, Yaz mevsimi ~2024

Merhabalar.
Haziran ayını atladım ama Temmuz'a yetiştim. Bu ayın temasını okuduğum anda aklıma izlediğim Ru dizisi geldi. Çünkü tam olarak ben yazın taa kendisiyim diye bağrıyor bence. O kadar yazı hissettiren bir diziydi ki benim için. Elbiseler, deniz, karakterlerin sahildeki sahneleri, meyveler, renkler neredeyse her şey yazın geldiğini hissettiriyordu bana. Bu yüzden bu diziyi yazayım dedim. Meryem Uzerli'nin dizisi olduğunu biliyordum ama diğer başrolün Burak Berkay Akgül olduğunu gördüğüm anda izlemeye karar verdim. Dizinin konusu şöyle; Reyan, Urla'da şef olan eşiyle beraber bir restoran işletiyordur. Bir gün aldatıldığını öğrenir ve hem evliliği hem de iş ilişkileri çatırdar. Böyle karmakarışık haldeyken pazarda karşılaştığı 18 yaşındaki bir gençle aralarında zamanla derinleşen bir ilişki başlar. İki karakterin de ayrı ayrı süren hayatları hem bu ilişki hem de yeniden ayağa kaldırılmak istenen Ru isimli restoran sayesinde kesişerek devam eder.
Ben yaş farkı, yasak ilişki, toplumda tepki gören konuları çok severim. Diziyi izlememi sağlayan şeylerden biri de bu oldu. Hani tam olarak beklediğimi verdi mi derseniz pek değil. Güzel bir diziydi ama bir noktada yeter bunu da yerli diziye çevirmeyin dediğim yerler oldu. Çekimler muhteşemdi. Her sahne çok güzeldi. Her bölüm açılışı da ayrı güzeldi. Önce Urla'daki başka insanların yaşamlarını görüyoruz o arada ana karakterlerden biri ile bağlanıyor sahne ve biz de onların çevresinde yaşananları, başka insanlar olduğunu, bir yerleşim yerinde olduklarını hissediyoruz. Daha gerçek bir hava katıyor bu da diziye. Çünkü genel olarak Ru'da geçtiği için o dağın başında izole olmuş yerden çıkıp gerçekten yaşayan insanlar olduğunu da fark ediyoruz. Bu aralarındaki ilişkinin yargılanışını da gerçekçi kılıyor böylece.
Diziyi sanatsal yönü için kesin izleyin. Konusunu benim gibi ayrıca sevdiyseniz yine izleyin. Oyunculara düşkünlüğünüz varsa da izleyin, çok başarılılar. Özellikle Meryem Uzerli'ye bayıldım. Rol yapmıyor gibiydi çoğu yerde. Çok doğaldı ve inanılmaz güzeldi. Bakmalara doyamadım onun sahnelerinde. Ama eğer derseniz ki benim izlemem için her yönden mükemmel olmalı, ortalama üstüne razı değilim o zaman hiç izlemeyin. Ben son bölümü daha izlemedim ama tüm olanı biteni öğrendim. Yani belki tüm dizi o büyük olay üzerine kurulsa daha ilgi çekici olurdu ama oturup düşünce de arada ipuçları vardı gibime geliyor. Şu aralar ailemin yanındayım ve pek kendi alanım yok. O yüzden ayrıca inceleyemedim bu yazıdan önce. O yüzden aklımda kalan kadarıyla söylüyorum bunu. 
Bu kadardı. Umarım okurken keyif almışsınızdır. Çok sıcak her şey fazla fazla geliyor bana. Uzatmadan kaçıyorum o yüzden. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

3 Haziran 2024 Pazartesi

BCP Mayıs * Dram, Tarihi, Gotik, İrlanda ~2024

Merhabalar.

Şöyle bir kafamı takvime doğru çevirdim ve Mayıs geçti ben yazıyı yazmadım diye bir uyanış yaşadım. Hemen hızlıca yazacağım çünkü pek vaktim yok. Bu ayın teması dram, tarihi, gotik, İrlanda. Ben bir günde uykusuz kalıp izlediğim Normal People dizisini seçtim bu ay için. Gerçekten beni çok etkiledi. Böyle aşkın ızdırabını çekmeyi sevenler için tam. Yer yer gözyaşlarım pıt pıt döküldü. Çoğu sahnede çenem titredi, sesim kırıldı. Marianne'le kendimi çok özdeşleştirdim. Connell'dan nefret ediyorum onu sevme işini Marianne'e bırakıp tüm nefreti kendi payıma alıyorum. O derece bir nefret. 

Konusuna gelirsek; İralanda'da yaşayan iki lise öğrencisi Marianne ve Connell, Connell'ın annesinin Marianne'lerin evinde çalışması ile birbirlerini tanımaktadırlar. Aynı okula giden ikili Marianne'in dışarıdan soğuk tavrına kıyasla evde arkadaşlık kurmayı başarırlar. Zamanla bu arkadaşlık aşka dönüşür ama ergenlik bunu mahvetmeyi başarır. Devamında da Connell'ın rezillikleri bu mahvoluşu sürdürür. Malesef objektif olamayacağım. Çok kızgınım ona. Daha fazla detay da veremeyeceğim. Kitabı da var ama asla okumayın hiç güzel değil bence. Dizisi daha güzel. Hatta dizisi fazla güzel. Çok güzel işlemişler. Çekim açıları ve kurgu çok başarılı. Kitap okuyormuşsunuz hissini de veriyor bence. Bir de bir arkadaşım izleyip bazı sahnelerin çok falza çıplaklık içermesinden rahatsız olmuş. Uyarayım ben de dizide çıplaklık fazlaca mevcut. Rahatsız olacaksanız pas geçin. Ama dizi çok iyi, oyunculuklar mükemmel. Zaten oyunculuklar bu kadar iyi olmasa şu an Connell'ı oynayan oyuncudan da nefret ediyor olurdum o deree bilendim çocuğa. 

Neyse ben kaçıyorum şimdi. Geç oldu, kısa oldu ama olsun artık. Temmuz sonrası kendimi sarsıp bloga yaz çabuk diye darlayacağım kendimi. Hikaye de yazmak istiyorum bu sefer. Canım kurgu yazmak istiyorum. Bildiğiniz canım çekiyor bu aralar. Ders çalışmam lazım ya hep bundan olmadık işlere özenmem. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

6 Mayıs 2024 Pazartesi

BCP Nisan * Bilimkurgu, Fantastik, Fantezi ve/veya Doğa, Bahar ~2024

Merhabalar.

Bu ayın konusu biraz geçe kaldı. Yoğun bir çalışma halindeyim. Temmuz'da Kpss'ye gireceğim. Günlerim hep ders çalışarak geçiyor. Birazcık da özlemişim bu test çözme olayını yalan yok ama genel olarak bunaltıcı olduğunu da söyleyebilirim. Zaman azaldığı için de başka şeylerle uğraşınca suçluluk duygusu yükleniyor bünyeye. Bakalım inşallah iyi bir puan alıp atanırım. Atanmak mı istiyorum onu da bilmiyorum ama galiba hayallerimin mesleği yerine karnımı doyuracak ve ülke şartlarında beni kimseye muhtaç bırakmayacak işe ihtiyacım var. Kendi başıma bir ev kurabilirsem hayattaki en büyük hayallerimden biri gerçek olacak. Şimdiden yalnızca kendime ait bir evin hayalini kuruyorum. Tek başına olmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Hep böyle hissederdim ama büyüdükçe bu bir ihtiyaca dönüştü.

Bu ayın konusuna uygun bir dizi seçtim. Years and Years. İzlerken beni çok zorladı. Bir bölümde hüngür hüngür ağladım hatta. Genel olarak çok keyifli bir diziydi. Korkutucu bir keyif haha. Dizi 2019'dan 2034'e kadar olan zaman diliminde İngilitere'deki bir ailenin yaşantıları üzerinden dünyayı anlatıyor. Emma Thompson bayıldığım bir oyuncu onu izlemek çok güzel olsa da gerek karakteri gerekse partisinin sembolü gereği beni fazlasıyla rahatsız etti. Tanıdığım birilerine çok benzettim. Dizinin anlattığı her şeyin gerçek olacağına inanıyorum ben. Hem iyi hem kötü şeylerin. İnsanların kocaman bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. İster kullasınlar ister kullanmasınlar. Kullanılmayan potansiyelin bile başka şekillerde dünyaya etkisi olduğunu düşünüyorum. Zaman ilerledikçe de sistemlerin insanları potansiyellerini bastırmaya zorladığına inanıyorum. Şu an benim gibi sınavlara çalışanları bile örnek gösterebilirim. Geleceğe karşı umutlu olan biri değilim. Kendi küçük hayatımda illaki mutlu olur, bir şekilde gülümseyerek yaşarım ama dünyanın geneline bakınca bir sürü sorun var ne yazık ki. Kapımı kapatırsam kendi özel hayatımda da işler yolundaysa benden iyisi yok. Böyle diye diye kendimizi oyalayacak şeylere yönelen insanlar topluluğu olduk. Bu dizi bunu da gösteriyor bence. Ne kadar büyük felaketler olursa olsun evlerinin içinde mutluluk varsa mutlular. Ne zaman ki evin içine sorunlar giriyor o zaman bireyler mutsuzlaşıyor. Daha yazarım ama vaktim yok dediğim gibi. Kısaca çok iyi dizi mutlaka izleyin derim. Ailenin bir parçası gibi hissettim ben izledikçe. Böyle hikayeler gerçekten çok keyifli. Dizideki büyükannenin yaşını düşününce ya ben de o kadar yaşarsam diye düşündüğüm anlar oldu. Ya ben de o kadar yaşarsam? İyi mi kötü mü onu bile bilmiyorum. Bakalım yaşayıp göreceğiz.

Mutlulukla kalın.

29 Mart 2024 Cuma

BCP Mart * Kadın Yazarlar, Kadın Hikayelerini Anlatan Eserler ~2024

Merhabalar.

Bcp etkiliğine katıldığım için sevindiğim anlardan biri çünkü bu etkinlik olmasa kendimi motive edip de yazı yazmaya gelmeyeceğim. Burayı ihmal ettiğim zamanlardayım. Bakalım ne olacak böyle merak ediyorum. Bu ayın teması benim çok hoşuma gitti. Herkesi gezip güzel öneriler almak istiyorum. Siz de etkinliğe katılmak isterseniz buradan bilgi alabilirsiniz. Ben bu ayın temasında iki şeyden bahsedeceğim. İlki bir film. Yakın zamanda izlediğim ve aşırı sevdiğim bir film oldu. Ben kuir sinemasını çok severim. Şu son birkaç yıldır da elim hep onlara gidiyor. Sektör de hareketlendi şimdi iyi oldu bol bol içerik bulabiliyorum farklı hikayeler ve farklı tarzlarda. Benim seçtiğim filmin adı The World to Come. Bir kitaptan uyarlanan harika bir film. 1800'lerde Amerika'nın taşrasında geçen bir film. Abigail eşiyle bir çiftlik sahibidir. Kendi aileleri de bu işi yaptığından nesilden gelen bir kader gibi yaşamını kabullenmiştir. Durgun ve hüzünlü biri gibi duran Abigail'in geçmişte başına çok üzücü bir olay gelmiştir ve onun acısıyla baş etmeye çalışıyordur. Bir gün yaşadıkları yere başka bir aile taşınır. Abigail kendine bir arkadaş edinmiş olur böylece. Tallie çok güzel, neşeli ve konuşkan biridir. Zamanla iki kadın birbirlerine arkadaş, dost olurlar. Evlilikleri, çocuklukları ve kendileri hakkında konuşurlar. Aralarındaki bu sevgi gün geçtikçe daha da derinleşir ve iki kadın birbirine aşık olur. Biz filmde iki karakter üzerinden kadınların pek çok yönünü görürüz. Kendi annelerini, annelerinin öğütlerini dinleriz. Ben çok benzerlikler buldum açıkçası. Özellikle çiftlik işlerinin kaydının tutulması hakkında bir diyalog var o beni çok etkiledi. Anlattığı aşk hikayesinin yanında geçmişte kadınların yaşadığı şeyleri izlemek benim daha çok hoşuma gitti. Her yönden çok etkileyici bir film. Kitaptan uyarlandığı için sürekli edebi cümleler duyuyoruz filmde. Gerçekten ayı bir his sarıyor etrafınızı filmi izlerken. Ben gerçekten beğendim.

Diğer önerim ise bir kitap. Yakınlıklar - Lucy Caldwell. Bu bir öykü kitabı. İçinde kadınların toplumda karşılaştığı her konu var neredeyse. Annelik, hamilelik, kürtaj, cinsellik, arkadaşlık gibi pek çok konuda hem kadınların kendi iç seslerini hem de dışarıdaki sesleri duyuyoruz hikayeleri okurken. Gençken ve biraz büyüyünce fikri değişen kadınları görüyoruz. Hikayeler çok etkileyici ve güzeldi bence. Kitabın tek kötü yanı çevirisiydi. Malesef ben bu tarzı sevemedim. Daha bizim dile uyarlanmış bir çeviri olsaydı bu tarz konuları daha da içselleştirip daha duygu dolu bir yerden okuyabilirdim. Ama arada hep ben buradayım onlar orada durumunu hissettim. Farklı bir kültür olduğu, ortak noktamızın kadın olmamız olduğunu ama onun dışında hayata yan yana pencerelerden bakan kadınlar olduğumuzu düşündüm. Yine de çok güzeldi tabi. Bence benden daha zengin okumalar yapanlar buna benim kadar takılmayacaklardır.

Evet benim önerilerim de bunlar. Kadın hikayelerine bayılıyorum. Şimdi televizyonda da Bahar'ı izliyorum. O da çok hoşuma gidiyor. O bizim kültürü anlattığından acı sosu bol oluyor onu izlerken. Ben de biraz severim duygusal acıyı. Arabesk genlerde var galiba. Kendime duygusal mazoşist diyorum hatta. Gidip gidip böyle hikayeleri sevdiğim için. Ama ne yapayım bayılıyorum gerçek hayat dramlarına. Artık bitiriyorum yazımı. Çok şey okudum, çok şey izledim buraya da yazmayı çok istiyorum. Bakalım bir gün mutlaka.

Mutlulukla kalın.

29 Şubat 2024 Perşembe

BCP Şubat * Yalnızlık, Dostluk, Kardeşlik, Sevgi ~2024

Merhabalar.

Kaç gündür kaçak göçek buraya gelip yazayım şu yazıyı, temaya bakayım, kim ne yazmış okuyayım diyorum ama kısacık durup sıvışıyorum geri. Yoğunum ama çok şükür bu yoğunluğa. Allah iş kaygısı versin diye dua var bilmem hiç kullanan var mı çevrenizde. Ben çok duyarım ve söylerim. Başka problemler yerine iş güç için kaygılan demek. İnsanın başına da binbir türlü hal geliyor hayatta. Onları görünce iş ya da okul dertleri kolay geliyor. Yine de Allah kaldıramayacağımız yük vermesi hiçbirimize. Bugün dualarla giriş yaptık ilginç oldu. Ben bir ara çok fazla otobüs kullanıyordum. O sırada çevreyi izlemeyi de çok seviyordum. Ne zaman birini, bir çocuğu, bir hayvanı, ışığı yanan evleri ya da dikkatimi çeken bir şeyi görsem hemen dua ederdim içimden onlar için. O kadar rahatlatırdı ki beni. Başkası için dua ettikçe benim için de dua eden insanlar olacağına inanıyorum. Birkaç gündür bunu düşünüyorum o yüzden sanırım yazı da buraya evrildi. Dua edenleriniz çok olsun canım blog arkadaşlarım. Her dileğiniz en güzel şekilde gerçek olsun inşallah.

Konuya geçeyim yavaş yavaş. Ben bu tema için yakın zamanda bitirdiğim bir kitabı seçtim. Müzik ve Sessizlik. 

Peter Claire adlı bir lavtacı Danimarka kralı IV. Christian'ın saray orkestrasına katılır. Kral mükemmeliyetçi biridir ve orkestranın en etkileyici şekilde duyulması için tasarladığı bir oda vardır. Sarayın altındaki mahzen. Birçok yetenekli müzisyenden oluşan bu grup işlerini en iyi şekilde yapmak için gayret eder ama şartlar çok zorlayıcıdır. Peter Claire o sıralar arayışta olan bir delikanlıdır. Bir önceki çalıştığı yerde yaşadığı olaylar onu sarsmış kendini bulmak için yollara düşmüştür. Yolu Danimarka'ya kadar gider. O sıralar ülke sıkıntı içindedir ve maddi olarak zorluk çekmektedir. Kral bunun sorumluluğuyla kaygılı bir haldedir. Peter Claire'i gördüğü anda ondan ve müziğinden çok etkilenir. Onu meleği ilan eder ve daha ayrı bir özen gösterir. Geldiği gibi kralın gözüne giren lavtacı daha dikkatli olmalıdır şimdi. Hayatla ilgili sorgulamaları devam eden gencin karşısına o sarayda bir şey daha çıkar. Aşk. Kralın eşinin hizmetinde çalışan Emilia'ya gördüğü anda vurulan genç kraliçenin krala olan sadakatsizliği ile sevgilisini kaybedince kitabımızdaki heyecanlı olaylar da başlar.
Kitapta birçok karakter ve onların hayat hikayeleri var. Ben o kadar çok yerin altını çizdim ki anlatamam. Şu an kitap yanımda olmadığı için paylaşamıyorum ama belki daha sonra onları da eklerim buraya. Her karakteri bölüm bölüm okuyoruz kitapta. Çok akıcı bir dili var. Her karakter için farklı aynı zamanda. Ben bayıldım bu kitaba. Normalde kralmış, soyluymuş, siyasetçiymiş vb. yönetici kısmını sevmem gerçek hayatta ama okurken onunla bile empati kurabildim. Son ana kadar ne olacak merak ettiriyor. Hiç tahmin edemeyeceğiniz şeyler ve gerçek olaylara paralel bir anlatım var kitapta. Ben sahaftan almıştım adını sevdiğim için. İyi ki almışım. Eğer bulursanız şans verin derim. Şubat ayının temasındaki her kelimeyi karşılıyor bence kitap. Daha iyi bir seçim yapamazdım.
Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

2 Şubat 2024 Cuma

BCP Ocak * Komedi, Müzik, Mizah ~2024

Merhabalar.
Blogları Canlandırma Etkinliği 2024 yılında da devam ediyormuş ben de katılmak istedim. Çünkü ayda bir bile olsa yazı yazmamı sağlıyor. Buraya ara verdikçe bir tutukluk oluşuyor bende. Bu etkinlik sayesinde bunu kırmış oluyorum. Ölmeden bloğumla düzenli şekilde ilgilenebildiğim günleri görecek miyim merak etmiyor değilim. 
Hazır konuyu ölümden açmışken ilk animasyon filmimizi de tanıtayım. Bu ayın teması için seçtiğim ilk film Soul. Gerçekten komedi ve müziği bir arada harmanlayan çok keyifli bir animasyondu. Herkesin çok seveceğini düşünüyorum. Aralarda hoşuma giden çok detay oldu. Gerçekten kaliteliydi.
Diğer seçtiğim şey de bir animasyon. Ben küçükken Ateş ve Su oyununu çok oynardım. Animasyonu çıkınca da izleyeyim dedim ve çok beğendim. Elemental: Doğanın Güçleri gerçekten yer yer güldüğüm bir film oldu. Karakterler biraz 80'ler Amerikan romantik komedilerinden fırlamış gibi davransalar da izlemesi çok keyifliydi. Sizlere de bu iki animasyonu öneririm.
Mutlulukla kalın.

7 Ocak 2024 Pazar

BCP Aralık * Taze Eserler

Merhabalar.

Blogları Canlandırma Etkinliği bu postla beraber bitiyor. Bu güzel etkinliği başlatan, her ay postları derleyen Okurix'e çok teşekkür ederim. Buradan onun sayfasına ulaşabilirsiniz. Ben her ay herkesin yazısını okumayı başaramasam da elimden geleni yapmaya çalıştım. Eğer bu yıl da devam ederse daha aktif ve dakik olmak istiyorum. Bu ay da hayatımdaki hareketlilikten dolayı yazamadım ama şimdi tamamlıyorum. Belki çok ayrıntılı yazamam ama güzel filmler izlediğimi düşünüyorum. Şimdiden hepsi önerimdir. 

Önce Past Lives. Kore dizilerini sevenler bu filmi duymuştur mutlaka. Bence çok güzel bir filmdi. Benim yaş grubumdaki insanlar yani 90'lıların çok fazla empati yapacağı şey vardı. Özellikle bilgisayar ve internetin hayatımıza daha geç girmesi ama hala çocuk sayılacağımız zamanda girmesi ve gerçekle sanal dünya arasında kurduğumuz denge güzel yansıyordu bence. Çocukluk arkadaşı olan ikilimiz kızın yurt dışına taşınması ile ayrılır ve yıllar sonra sosyal medyadan konuşmaya başlarlar. Nora'ya bayıldım. Her sahnesi müthişti filmin. Özellikle Nora ve kocasının ilişkisine hayran kaldım. Tam benlikti. Karakterlerin duygularını çok iyi yansıtmış film. Replikleri çok kuvvetliydi ve asla sırıtmıyordu. Çok doğal bir iletişim şekilde akıyordu bence.

İkinci filmimiz Culpa Mia. Bir gün çok sıkıldım. Hem wattpadvari hem de ateşli bir şey izleyeyim. Güzel kızlar, yakışıklı erkekler olsun dedim. Tabi bu denkleme İspanyolca otomatikman dahil oluyordu. Araşıtırırken karşıma çıktı ve çok keyif aldım. Sizin de böyle filmler aradığınız zamanda gelir kurtarır günü. Fena değildi. Kız salak değildi en sevdiğim şey bu oldu.

Passages. Bu yılın en beklediğim filmlerinden biriydi. Oyuncularını çok seviyorum çünkü. Beklediğim kadar olmasa da keyifliydi. O dönem nedense şansıma hep üçlü ilişkiler çıkıyordu karşıma. Böyle izlediğim, okuduğum şeylerde bir ortaklık olunca daha da keyifli geliyor bana. Bu filmde öyle oldu. Gerçekçiliği filmi sevmemde en büyük etkendi. Sıkılan çok olur ama bu tarz filmleri seven bunu da sevecektir. Sadece yüzeysel bulabilirsiniz çünkü karakter biraz yüzeyseldi. Narsist bir adamın hayatındaki her şeyi mahvetmesi bence filmin ana fikri.

Saltburn. Taze izlediğim filmlerden. Buraya yazmasam olmazdı. Bu filmi de çok bekledim. Hemen izledim bulduğum gibi. Barry Keoghan beni her zaman kendine hayran bırakıyor. Filmin her anı muhteşemdi. Okulundaki popüler çocuğu takıntı haline getiren Oliver'ın maceraları. Filmi olabilecek en sığ şekilde özetledim öyle acayip şeyler var ki filmde her anına hayran kaldım izlerken. Birkaç gün etkisinden çıkmam ben. Çok beğendim. 

Benim son Bcp postum da böyle. Kısa yazabildim yoğunluktan dolayı ama umarım aralarında seveceğiniz filmler olur. Bir de bir şey sormak istiyorum ya da bilgilendirmek diyeyim. Ben her türden film izliyorum. Konularından kısaca bahsediyorum genelde ama arada çıplaklık ya da müstehcenlik de oluyor filmlerde bunu yazmıyorum. Birkaç kişi önerdiklerini izleyeceğim deyince aklıma takılıyor bilgilendirsem mi diye ama zaten kendileri araştırdığında önlerine çıkacak bilgilerden. Neyse kısacası ben izlediğim filmleri seçerken böyle bir hassasiyet taşımıyorum. Yani önerdiklerim arasından her şey çıkabilir. Bu yazıdaki filmlerde de var. Ona göre öncesinde araştırırsanız bu tarz hassasiyetleriniz varsa sizin için iyi olur. 

Artık blogla daha çok ilgilenmek istiyorum. Eksikliği hep hissedilen bir yer burası. Güzel yazılarda buluşuruz umarım.

Mutlulukla kalın.

30 Kasım 2023 Perşembe

BCP Kasım * Çocuklar, Hayvanlar ve Bilim Kurgu

Merhabalar.
BCP Kasım ayı ile karşınızdayım. Ben bu ay için Beastars animesini seçtim. 2 sezonluk bir anime. Konusu benim için çok orijinaldi o yüzden ben de yeri ayrı oldu. Karakterlerini çok sevdim. Verdiği duygusal tona bayıldım. Gerçekten çok keyifliydi.
Konusuna gelirsek sadece hayvanlardan oluşan bir dünyada etçil ve otçul hayvanlar barış içinde yaşamaktadır. Hikayenin geçtiği Cherryton Akademisi'nde herkesin rahatça eğitim alması için her detay düşünülmüştür. Her şey yolunda giderken bir gün bir lama saldırıya uğrar ve öldürülür. Bu durum okuldaki bütün etçillerin şüpheli konuma düşmesine neden olur. Etçil hayvanlarda kendi aralarında gerçek doğalarını, otçullardan farklı olan fiziksel üstünlüklerini ve bu üstünlüğe rağmen medeniyet içinde yaşamanın gerekliliklerini sorgulamaktadır. Biz bu sorgulamaları bir kurt olan Legoshi ile izleriz. Legoshi kocamandır ve nadir kurt türlerinden biridir. Toplum için faydalı olmak isteyen iyi niyetli bir kurt olan Legoshi bu trajik olayı da çözmek ve okulda hakim olan tehdit havasını yok etmek ister. Bu isteği ile yolu okulun başkanı Louis ve hikayesi beni çok etkileyen Haru ile kesişir. 
Ben Legoshi, Louis ve Haru'yu çok sevdim. Anime de gerçekten çok güzeldi. Karakterlerin dönüşümleri, sorgulamaları, geçmişleri, birbirleriyle olan ilişkileri çok etkileyiciydi. Bence anime sevmiyorsanız bile izleyin. Sadece olay hayvanlar alemine geçiyor geri kalan her şey tıpkı insanları anlatıyor. 
Mutlulukla kalın. 

29 Ekim 2023 Pazar

BCP Ekim * Uzak Doğu Edebiyatı, Anime, Manga, Webtoon

Merhabalar.

Her ne kadar Eylül ayını yazamamış olsam da Ekim'i kaçırmak istemedim. Ama önce...

Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun. Çok gururlu ve mutluyum. Her geçen gün sahip olduklarımızın, bize armağan edilen bu ülkenin ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Büyüdükçe, Atatürk'ü daha iyi tanıdıkça kendim için inşa etmek istediğim hayat için çabalamaya daha fazla güç buluyorum. Önceden beni çabucak yıkan şeyler artık kamçılıyor. Hele de son günlerde ülkemizin vatandaşı olan pek çok kişiden pek çok farklı söz duydukça daha da bağlanıyorum ülkeme, Atatürk'e, onun ideallerine. Şu an kendim için istediğim her şeye ulaşmanın yolunu bana 100 yıl önce göstermiş olan bir lidere sahip olduğum için çok şanslıyım. Bence benim gibi düşünen herkes de çok şanslı. Dilerim ülkemiz ilelebet Cumhuriyet'le anlı şanlı var olmaya devam eder. Herkesin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

Bloğa sık sık yazmak istedim aslında. Eylül 2023 Meydan Okuması bittikten sonra ben de hayat teleşına kapılıp buralara uğramaz oldum. En azından diğer blog yazılarını okumak istiyorum. Bunun için bir kolaylık bulacağım. Aslında sosyal medyada çok boş vakit harcıyorum bana göre. O kadar da yeni bir şey kalmadı oralarda. En azından ben çok fazla kişi takip etmediğimden sanırım hep aynı şeyleri görüyorum. Aslında hepsini kapatmayı bile düşünüyorum. Bakalım kafam atarsa yaparım gibi duruyor. Eminim farkında olmadan çok fazla zaman kazandıracaktır bana.

Bu ayın konusuna geçeyim artık. Yazmadıkça yazmayı özlemişim. Ben lisenin ilk yılından beri Kore batağına düşmüş biriyim. Oradan Japonya, Çin, Tayvan, Tayland derken birçok Asya ülkesinin her türden yapımlarıyla tanışma fırsatı yakaladım. Bol bol dizi, film, kitap, manga, anime, webtoon tükettim. O yüzden buraya yüzlerce şey yazma isteğim var. Ama az tutacağım.

Önce mangalar. Shouju sevenlere benim favorilerim. Namaikizakari, L.DK, Ookami Shoujo to Kuro Ouji, Kimi Ni Todoke, Hapi Mari, Midnight Secretary, High School Debut, Otaku ni Koi wa Muzukashii önerileririm. Hepsini bayılarak okudum.

Psikolojik türde seviyorsanız Oyasumi Punpun ve mangakanın tüm mangaları efsane bence. Bitter Virgin de beni mahvetmişti. 

Yaoi şu aralar taktığım bir tür. En favorim Saezuru Tori wa Habatakanai. Kyuuso wa Cheese no Yume o Miru ve devam mangası da en sevdiklerimden. Filmi de çok iyi bence. 

Anime geçmişim çok azdır benim. Dieğrleri kadar değil malesef. En klasikleri bile izlemedim çünkü bilim kurgu ve fantastik işleri pek sevmem. Önerim ise Sakamoto Desu ga? bu alanda. Süperdi. Sakamoto'ya hayranım ben de herkes gibi. Yazısı da var blogda. Sonradan Beastars geldi aklıma. O da muhteşemdi.

Webtoon kategorisinde epey fazla şey okudum. Bu aralar çeviriler arttı. Neredeyse çoğu da yaoi türüde. Başka türlere de bakıyorum ama cidden sıkıcı oluyorlar artık. Önceden güzel webtoonlar vardı şimdi pek karşıma çıkmıyor. Şu aralar karakteriyle büyük aşk yaşadığım webtoonla başlayacağım. Wet Sand. TJ benim her şeyim oldu. Kendimi onunla evli bile sayabilirim ergenliğin dibine vurup. Öyle bir aşk bu. Hatta size bir ara sadece onunla alakalı diye aldığım şeyleri göstereyim. Tamamen hayranlıkta kafayı kırma noktasındayım. :D Daha sonra Chess Pieces, Dangerous Convenience Store, Blind Game. Şu an için aklıma gelenler. 

Kitap önerim yok malesef. Çok fazla kitap alsam da daha hiçbirini okumadım. O yüzden bir şey diyemeyeceğim. Dizilerin yapıldığı internet romanları sayılırsa onları okudum ama. Yalnız bir an faydalı hiçbir şey okumamışım gibi hissettim. Neyse canım İngilizcem gelişti. Yani Japonca bir noveli iki farklı fan çevirisinden okuyup sonra da karşılaştırma yapmak bence çok geliştiren bir şey. 

Daha yüzlerce hatta binlerce şey önerebilirim aslında oturup düşünsem. Hayatımın çok büyük bir kısmı bu içeriklerle geçti. Çok da seviyorum. Gerçekten keyif aldığım, kafamı dağıtan, beni mutlu eden şeyler. Hepsini bize ulaştıran gönüllü kişiler bu arada. Hepsine çook teşekkürler. Arada çok fansub kurulup dağılsa da işlerini hala yürüten birkaç tane var. Çok büyük zorluklarla ve fedakarlıklarla yapıyorlar her şeyi. O yüzden hepsine minnettarım.

Bu kadardı. Sizlerin yazılarınızı da büyük bir merakla okuyacağım. Umarım bilmediğim çok şey çıkar.

Mutlulukla kalın.  ☾☆

2 Eylül 2023 Cumartesi

BCP Ağustos * Savaş, Tarih ve Yolculuk

Merhabalar.

Bcp etkinliğinin Ağustos ayını biraz geç yazabildim. Yoğun bir aydı ve bittiğini bile sonradan fark ettim. Kurslarım bitti. Sertifika sınavlarımı geçtim. Bu sene Yks'ye girmiştim ve tercih yaptım tercihime de yerleştim. Yeni dönemde bir üniversite öğrencisi olarak 2. üniversitemi okuyor olacağım inşallah. Çok heyecanlıyım yoğun dönemlere geri dönüyorum.

Bcp için birkaç film seçtim. Hepsi de çok severek izlediğim filmler. Umarım sizler de seversiniz. Hepsini öneririm. 

Önce yolculuk teması için seçtiğim şeylere bakalım. Farewell Song filmi ve 3 Will Be Free dizisi. Bir tane de dizi var seçtiklerim arasında söylemeyi unuttum. Daha önce bloğa yazdım yazısını. Benim en sevdiğim ve genele göre kaliteli kalan Tayland dizilerinden. Tam bir suç, kaçma-kovalama, yolculuk, oraların sıcak havasının izlerken sizi yaktığı bir dizi. Farewell Song ise benim Japon aşkım Ryo Narita ve kraliçem Mugi Kadowaki için izlemeye başladığım ve bayıldığım bir film. Bir müzik grubunun son turnelerine çıkmaları ve bu yolculukta aralarındaki sorunlarla yüzleşmelerini izliyoruz. Muhteşemdi.

Şimdi sıra savaş temasında. Firebird, Atonement ve Moffie. Önce Atonement. Ben Keira Knightley'e aşığım. Kadının her şeyine bayılıyorum. Lisede bir dönem oynadığı tüm işlerini sırayla izliyordum ve bu film beni acayip etkilemişti. Hala her şeyiyle aklımda. Çoğu kişi biliyordur bence. Bilmeyenler de bence izlesin. Havası çok güzel filmin.

Firebird filminde savaş var mıydı hatırlamıyorum şu an açıkçası. Askeriyede geçen bir film. Filmde uzun bir zaman aralığı işleniyor. İzlemesi çok keyifli. Çok yürek burkan bir aşkı anlatıyor. Savaş yoktuysa bile burada dursun izlemek isteyenler için. Askeriyedeki bir erle komutanın aralarındaki aşk hikayesini anlatan güzel bir film.

Moffie ise tam bir savaş filmi. İzlerken gerim gerim gerildim. Ben askeriye mantığını oldum olası sevmem. Bu film neden sevmediğimi bana hatırlattı. Bir kitap uyarlamasıymış. Okumayı çok istiyorum. Filmi izledikten sonra araştırmıştım ama siz biliyorsunuz ki bu kız tam bir erteleme makinası o yüzden unuttum gitti. Bcp sağ olsun bana hatırlatmış oldu. İşte bloğu hayatımızdaki güzelliklerinden biri. Filme dönersek ben ana karakterin yanında Sachs karakterini de çok sevdim. Bir şekilde kendime yakın hissettim hatta. Zor bir film ama güzel bir film.

Evet bu seferki önerilerim bu kadar. Umarım seversiniz. Ben koşuşturmaya devam edeceğim bu süreçte. Ama çok iyi geliyor var ya. Hele ki evde kaldığım o dönemlerden sonra. Psikolojim düzeliyor en önemlisi o. Eskiye dönmeyi hiç istemiyorum. Kendinize çok iyi bakın.

Mutlulukla kalın. 

1 Ağustos 2023 Salı

BCP Temmuz * Komedi, Mizah, Alman Edebiyatı

Merhabalar.

Bu BCP'ler de olmasa buraya uğradığım yok valla. Havalar çok sıcak. Yaz kurslarına başladım. Almanca ve İşaret Dili öğreniyorum. Geriye dönüp bakınca bu yoğunluk iyi geliyor ve mutlu ediyor beni. Konu Alman edebiyatıyken hazır da Almanca öğreniyorum diye kitap seçmek istedim ama yeni dönem insanı kitap okuyamıyormuş. Topu tüm dünyaya atayım da ben tembel görünmeyeyim. :D

Kitap okumadığım için ben de dizilerden seçtim bu ay. İlk dizimiz benim aşık olduğum Jeon Do Yeon'un dizisi, Crash Course in Romance. Yetişkin insanların aşk hikayelerini seviyorsanız mutlaka izleyin. Hayat koşuşturmasında olan iki insanın başta düşmanlıkla başlayan daha sonra hoşlantıya dönen çok tatlı, çok romantik hikayesi. Aşk adam Jung Kyung Ho da bizi bir kez daha hayran bırakıyor. Hele Dispatch'in sevgilisiyle yakaladığı bir an var. Resmen gerçek kdrama. Gözlerimde kalplerle okumuştum o haberi. :)

İkinci dizimiz de Kore'den The Boy Next Door. Webtoondan uyarlanmış. Choi Woo Shik ile Jang Ki Yong çok sevdiğim aktörler. İkisini böyle bir hikayede izlemek aşırı eğlenceliydi. Sürekli kahkaha atıyorsunuz. Ben zaten bromance ve bl dizilerini izlemeyi çok seviyorum. İşin içine komedi de girince tam safe dizilerden oluyor. 

Ve son olarak da güncel izlediğim bir Tayland dizisini önereceğim. Be My Favorite. Tayland sektöründen gelen haberler beni sektörden çok soğutmuştu. Ama bu dizi nasıl olduysa ilgimi çekti ve bir bakayım derken müptelası oldum. Gawin çok sevdiğim bir oyuncu. Krist sıkıntılı biri olsa da benim gözümde, iyi bir oyuncu olduğu için ve Gawin ile enerjileri süper uyumlu olduğu için izlerken de keyif alıyorum. Biraz fantastik, biraz dram, bolca romantik komedi. Bu dizi bl türünde. Onu da belirteyim izleyecekler için.

Benim bu ayım böyle. Sıcakta hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Çok bunaltıcı. Konuları da uzun uzun yazmak isterdim ama klavye bile yanıyor şu an. Umarım blogları gezip okuyacak enerjim ve odağım olur. Siz de bir şeyler okumakta zorlanıyor musunuz? Hayat sanki korona sonrası bambaşkalaştı. hıh.

Mutlulukla kalın. :)

1 Temmuz 2023 Cumartesi

BCP Haziran * Fransız Edebiyatı ve Doğa

 Merhabalar.

Haziran bitti bile. Nasıl geçti hiç anlamadım bu sefer. Sıcaklar bizim burada bir anda bastırdı. Yorgandan pikeye hızlı bir geçiş yaptık. Hastalanırım diye korkuyordum ama şükür kuru öksürükten başka bir şey yok gibi. Bu aralar karşıma çıkan Tehlikeli İlişkiler kitabından uyarlanan şeyler daha çok gözüme çarptı ya da öncesinde bildiklerimle bir şekilde denk geldim. O yüzden bu ay için bu kitabı seçtim. Tehlikeli İlişkiler - Choderlos De Laclos.

Kitap mektuplaşmalar şeklinde ilerliyor. Zamanında bloğa yazdığım bir yazıyı da koyayım buraya. Ayrıntılı okumak isteyen bakabilir çünkü pek vaktim yok yazacak. Dediğim gibi bu kitabın çeşitli yıllarda uyarlamaları yapılmış bolca. Bazıları çok uymuştu bazıları yetersizdi. Ama ben hepsine bir şekilde ulaştım. Garip bir şekilde ilgimi çekiyor bu konu. Karakterleri üzmeye aşırı yatkın bir konu olduğundan her halde. Ben trajedi, dram gibi konulara bayılırım.

Bu günlük bu kadar olsun o halde. Herkesin bayramını kutlarım. Yakın zaman da hayatımda bazı değişikler olabilir. Yine. :) Belki bu yazmamı kolaylaştırır ve daha çok yazı yazarım buraya. Kelime Oyunu hep aklımda. Çok yazmak istiyorum. Ama iştesi var. Neyse halledeceğiz diye umuyorum. Bir hayatımı ortaya saçıp yeniden toplayayım da ferahlasın.

Hoşçakalın.

Mutlulukla kalın.

27 Nisan 2023 Perşembe

BCP Nisan * Belirli Yazarlar, Yönetmenler

Merhabalar.

Her ay belli konular hakkında yazıp sonrada birbirimizi ziyaret ettiğimiz Bcp etkinliğinin Nisan ayındayız. Sizler de etkinliğe katılmak isterseniz. Okurix blogunu buradan ziyaret edebilirsiniz.

Bu etkinliği yaparken bir şeye çok üzülüyorum o da yeterince kitap okumuyor olmam. Elim hep filmlere gidiyor nedense. Kitaplara filmler kadar hevesli olamıyorum. Zaten genel bir dikkat süresinde azalma var galiba ülkede. Kitap okumak daha da zorlaşıyor böyle olunca. Ama yılmak yok. Bozulduğu gibi tamir olabilir her şey. Ben artık buna inandırmaya çalışıyorum kendimi. Bir şey bozulduysa tamir olabilir, değiştiyse eski haline de dönebilir. Boyun düzleşmem var çünkü ve artık hayat konforumu etkiliyor. Böyle düşününce en azından rahatlatıyor. Neyse konumuza geçelim. Ben bu başlığı görünce aklıma hemen bahsetmek istediğim birkaç yönetmen geldi. Onların filmlerini izlediğimde çok etkilenmiştim. Daha fazla yönetmen var aklımda ama hem ilk bu kişilerin gelmesi hem de diğerleri daha popüler oldukları için farklı öneriler yapayım dedim. Bakalım bilenler çıkacak mı?

Benim sebepsiz en sevdiğim film olan Glück filminin yönetmeni Doris Dörrie. Hem bu filmi hem de diğer filmlerini izleyin bence. Blogda Glück yazısı da var.

Daha önceki Bcp etkinliğinde Rus sinemasından bir şeyler izleyeceğimiz bir madde vardı. Ben onun için araştırırken Aleksandr Sokurov isimli yönetmeni keşfetmiştim. Hakkında söylenenlerden etkilenip iki filmini izlemiş diğer filmlerini de arşivlemiştim. Merakla onları izleyeceğim zamanların gelmesini bekliyorum. Keşke daha çok film izleyebilsem. Size de bu yönetmeni bir araştırmanızı öneririm.

Diğer bir önerim ise Marco Berger. Kendisi Arjantinli bir yönetmen. Ben nasıl denk geldim hatırlamıyorum ama yakın zamanda Un Rubio adlı filmini izledim. Filmi çok sevdim. Modern zamanın ilişkilerini iyi yansıttığını düşünüyorum. Karakterler ve oyunculuklar da beni çok etkiledi. Daha sonra diğer bir filmi olan Absent'i izledim. o da Un Rubio'da verdiği gerginliği hissettirdi ama o filmden biraz aşağıda kaldı. Diğer filmlerini de izlemek istiyorum. Konulara bir bakının severseniz şans verin bence. Ben böyle uyarıları yapmayı pek sevmiyorum aslında ama bu filmlerde ve yazının genelindeki filmlerde rahatsız olacağınız sahneler olabilir. Ben her şeyi izlemem derseniz izlemeden önce biraz bakının.

Geldik sonuncuya, Francis Lee. Kate Winslet'in harika performansıyla Ammonite, yönetmenden izlediğim ikinci filmdi. Birincisi God's Own Country. İki filmde hem gerçekçilikleri hem de oyunculuk performansları ile beni kalbimden vurdu. İzleyin bence. God's Own Country daha fazla etkiledi sinema zevki açısından ama Ammonite filmiyle daha fazla bağ kurdum.

Filmleri yönetmenlerine göre seçip izlemek bana her zaman zevk verir. Her filmde benzer şeyler yakalamak hem oyun gibi gelir hem de o işin bir parçası gibi hissettirir. Belki onların üstünkörü geçtiği yerlere fazlaca anlamlar veriyoruzdur ya da ufacık bir detayı keşfedip üzerine düşünülmüş, özenilmiş, emek verilmiş bir işin hakkını teslim ediyoruz diye düşünürüm.

Sizlerde bir film izleyeyim diye düşünürseniz bu yönetmenlere bir şans verebilirsiniz.