Neler Hakkında Yazıyorum?

film önerileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film önerileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2024 Pazar

BCP Aralık * Taze Eserler

Merhabalar.

Blogları Canlandırma Etkinliği bu postla beraber bitiyor. Bu güzel etkinliği başlatan, her ay postları derleyen Okurix'e çok teşekkür ederim. Buradan onun sayfasına ulaşabilirsiniz. Ben her ay herkesin yazısını okumayı başaramasam da elimden geleni yapmaya çalıştım. Eğer bu yıl da devam ederse daha aktif ve dakik olmak istiyorum. Bu ay da hayatımdaki hareketlilikten dolayı yazamadım ama şimdi tamamlıyorum. Belki çok ayrıntılı yazamam ama güzel filmler izlediğimi düşünüyorum. Şimdiden hepsi önerimdir. 

Önce Past Lives. Kore dizilerini sevenler bu filmi duymuştur mutlaka. Bence çok güzel bir filmdi. Benim yaş grubumdaki insanlar yani 90'lıların çok fazla empati yapacağı şey vardı. Özellikle bilgisayar ve internetin hayatımıza daha geç girmesi ama hala çocuk sayılacağımız zamanda girmesi ve gerçekle sanal dünya arasında kurduğumuz denge güzel yansıyordu bence. Çocukluk arkadaşı olan ikilimiz kızın yurt dışına taşınması ile ayrılır ve yıllar sonra sosyal medyadan konuşmaya başlarlar. Nora'ya bayıldım. Her sahnesi müthişti filmin. Özellikle Nora ve kocasının ilişkisine hayran kaldım. Tam benlikti. Karakterlerin duygularını çok iyi yansıtmış film. Replikleri çok kuvvetliydi ve asla sırıtmıyordu. Çok doğal bir iletişim şekilde akıyordu bence.

İkinci filmimiz Culpa Mia. Bir gün çok sıkıldım. Hem wattpadvari hem de ateşli bir şey izleyeyim. Güzel kızlar, yakışıklı erkekler olsun dedim. Tabi bu denkleme İspanyolca otomatikman dahil oluyordu. Araşıtırırken karşıma çıktı ve çok keyif aldım. Sizin de böyle filmler aradığınız zamanda gelir kurtarır günü. Fena değildi. Kız salak değildi en sevdiğim şey bu oldu.

Passages. Bu yılın en beklediğim filmlerinden biriydi. Oyuncularını çok seviyorum çünkü. Beklediğim kadar olmasa da keyifliydi. O dönem nedense şansıma hep üçlü ilişkiler çıkıyordu karşıma. Böyle izlediğim, okuduğum şeylerde bir ortaklık olunca daha da keyifli geliyor bana. Bu filmde öyle oldu. Gerçekçiliği filmi sevmemde en büyük etkendi. Sıkılan çok olur ama bu tarz filmleri seven bunu da sevecektir. Sadece yüzeysel bulabilirsiniz çünkü karakter biraz yüzeyseldi. Narsist bir adamın hayatındaki her şeyi mahvetmesi bence filmin ana fikri.

Saltburn. Taze izlediğim filmlerden. Buraya yazmasam olmazdı. Bu filmi de çok bekledim. Hemen izledim bulduğum gibi. Barry Keoghan beni her zaman kendine hayran bırakıyor. Filmin her anı muhteşemdi. Okulundaki popüler çocuğu takıntı haline getiren Oliver'ın maceraları. Filmi olabilecek en sığ şekilde özetledim öyle acayip şeyler var ki filmde her anına hayran kaldım izlerken. Birkaç gün etkisinden çıkmam ben. Çok beğendim. 

Benim son Bcp postum da böyle. Kısa yazabildim yoğunluktan dolayı ama umarım aralarında seveceğiniz filmler olur. Bir de bir şey sormak istiyorum ya da bilgilendirmek diyeyim. Ben her türden film izliyorum. Konularından kısaca bahsediyorum genelde ama arada çıplaklık ya da müstehcenlik de oluyor filmlerde bunu yazmıyorum. Birkaç kişi önerdiklerini izleyeceğim deyince aklıma takılıyor bilgilendirsem mi diye ama zaten kendileri araştırdığında önlerine çıkacak bilgilerden. Neyse kısacası ben izlediğim filmleri seçerken böyle bir hassasiyet taşımıyorum. Yani önerdiklerim arasından her şey çıkabilir. Bu yazıdaki filmlerde de var. Ona göre öncesinde araştırırsanız bu tarz hassasiyetleriniz varsa sizin için iyi olur. 

Artık blogla daha çok ilgilenmek istiyorum. Eksikliği hep hissedilen bir yer burası. Güzel yazılarda buluşuruz umarım.

Mutlulukla kalın.

2 Eylül 2023 Cumartesi

BCP Ağustos * Savaş, Tarih ve Yolculuk

Merhabalar.

Bcp etkinliğinin Ağustos ayını biraz geç yazabildim. Yoğun bir aydı ve bittiğini bile sonradan fark ettim. Kurslarım bitti. Sertifika sınavlarımı geçtim. Bu sene Yks'ye girmiştim ve tercih yaptım tercihime de yerleştim. Yeni dönemde bir üniversite öğrencisi olarak 2. üniversitemi okuyor olacağım inşallah. Çok heyecanlıyım yoğun dönemlere geri dönüyorum.

Bcp için birkaç film seçtim. Hepsi de çok severek izlediğim filmler. Umarım sizler de seversiniz. Hepsini öneririm. 

Önce yolculuk teması için seçtiğim şeylere bakalım. Farewell Song filmi ve 3 Will Be Free dizisi. Bir tane de dizi var seçtiklerim arasında söylemeyi unuttum. Daha önce bloğa yazdım yazısını. Benim en sevdiğim ve genele göre kaliteli kalan Tayland dizilerinden. Tam bir suç, kaçma-kovalama, yolculuk, oraların sıcak havasının izlerken sizi yaktığı bir dizi. Farewell Song ise benim Japon aşkım Ryo Narita ve kraliçem Mugi Kadowaki için izlemeye başladığım ve bayıldığım bir film. Bir müzik grubunun son turnelerine çıkmaları ve bu yolculukta aralarındaki sorunlarla yüzleşmelerini izliyoruz. Muhteşemdi.

Şimdi sıra savaş temasında. Firebird, Atonement ve Moffie. Önce Atonement. Ben Keira Knightley'e aşığım. Kadının her şeyine bayılıyorum. Lisede bir dönem oynadığı tüm işlerini sırayla izliyordum ve bu film beni acayip etkilemişti. Hala her şeyiyle aklımda. Çoğu kişi biliyordur bence. Bilmeyenler de bence izlesin. Havası çok güzel filmin.

Firebird filminde savaş var mıydı hatırlamıyorum şu an açıkçası. Askeriyede geçen bir film. Filmde uzun bir zaman aralığı işleniyor. İzlemesi çok keyifli. Çok yürek burkan bir aşkı anlatıyor. Savaş yoktuysa bile burada dursun izlemek isteyenler için. Askeriyedeki bir erle komutanın aralarındaki aşk hikayesini anlatan güzel bir film.

Moffie ise tam bir savaş filmi. İzlerken gerim gerim gerildim. Ben askeriye mantığını oldum olası sevmem. Bu film neden sevmediğimi bana hatırlattı. Bir kitap uyarlamasıymış. Okumayı çok istiyorum. Filmi izledikten sonra araştırmıştım ama siz biliyorsunuz ki bu kız tam bir erteleme makinası o yüzden unuttum gitti. Bcp sağ olsun bana hatırlatmış oldu. İşte bloğu hayatımızdaki güzelliklerinden biri. Filme dönersek ben ana karakterin yanında Sachs karakterini de çok sevdim. Bir şekilde kendime yakın hissettim hatta. Zor bir film ama güzel bir film.

Evet bu seferki önerilerim bu kadar. Umarım seversiniz. Ben koşuşturmaya devam edeceğim bu süreçte. Ama çok iyi geliyor var ya. Hele ki evde kaldığım o dönemlerden sonra. Psikolojim düzeliyor en önemlisi o. Eskiye dönmeyi hiç istemiyorum. Kendinize çok iyi bakın.

Mutlulukla kalın. 

27 Nisan 2023 Perşembe

BCP Nisan * Belirli Yazarlar, Yönetmenler

Merhabalar.

Her ay belli konular hakkında yazıp sonrada birbirimizi ziyaret ettiğimiz Bcp etkinliğinin Nisan ayındayız. Sizler de etkinliğe katılmak isterseniz. Okurix blogunu buradan ziyaret edebilirsiniz.

Bu etkinliği yaparken bir şeye çok üzülüyorum o da yeterince kitap okumuyor olmam. Elim hep filmlere gidiyor nedense. Kitaplara filmler kadar hevesli olamıyorum. Zaten genel bir dikkat süresinde azalma var galiba ülkede. Kitap okumak daha da zorlaşıyor böyle olunca. Ama yılmak yok. Bozulduğu gibi tamir olabilir her şey. Ben artık buna inandırmaya çalışıyorum kendimi. Bir şey bozulduysa tamir olabilir, değiştiyse eski haline de dönebilir. Boyun düzleşmem var çünkü ve artık hayat konforumu etkiliyor. Böyle düşününce en azından rahatlatıyor. Neyse konumuza geçelim. Ben bu başlığı görünce aklıma hemen bahsetmek istediğim birkaç yönetmen geldi. Onların filmlerini izlediğimde çok etkilenmiştim. Daha fazla yönetmen var aklımda ama hem ilk bu kişilerin gelmesi hem de diğerleri daha popüler oldukları için farklı öneriler yapayım dedim. Bakalım bilenler çıkacak mı?

Benim sebepsiz en sevdiğim film olan Glück filminin yönetmeni Doris Dörrie. Hem bu filmi hem de diğer filmlerini izleyin bence. Blogda Glück yazısı da var.

Daha önceki Bcp etkinliğinde Rus sinemasından bir şeyler izleyeceğimiz bir madde vardı. Ben onun için araştırırken Aleksandr Sokurov isimli yönetmeni keşfetmiştim. Hakkında söylenenlerden etkilenip iki filmini izlemiş diğer filmlerini de arşivlemiştim. Merakla onları izleyeceğim zamanların gelmesini bekliyorum. Keşke daha çok film izleyebilsem. Size de bu yönetmeni bir araştırmanızı öneririm.

Diğer bir önerim ise Marco Berger. Kendisi Arjantinli bir yönetmen. Ben nasıl denk geldim hatırlamıyorum ama yakın zamanda Un Rubio adlı filmini izledim. Filmi çok sevdim. Modern zamanın ilişkilerini iyi yansıttığını düşünüyorum. Karakterler ve oyunculuklar da beni çok etkiledi. Daha sonra diğer bir filmi olan Absent'i izledim. o da Un Rubio'da verdiği gerginliği hissettirdi ama o filmden biraz aşağıda kaldı. Diğer filmlerini de izlemek istiyorum. Konulara bir bakının severseniz şans verin bence. Ben böyle uyarıları yapmayı pek sevmiyorum aslında ama bu filmlerde ve yazının genelindeki filmlerde rahatsız olacağınız sahneler olabilir. Ben her şeyi izlemem derseniz izlemeden önce biraz bakının.

Geldik sonuncuya, Francis Lee. Kate Winslet'in harika performansıyla Ammonite, yönetmenden izlediğim ikinci filmdi. Birincisi God's Own Country. İki filmde hem gerçekçilikleri hem de oyunculuk performansları ile beni kalbimden vurdu. İzleyin bence. God's Own Country daha fazla etkiledi sinema zevki açısından ama Ammonite filmiyle daha fazla bağ kurdum.

Filmleri yönetmenlerine göre seçip izlemek bana her zaman zevk verir. Her filmde benzer şeyler yakalamak hem oyun gibi gelir hem de o işin bir parçası gibi hissettirir. Belki onların üstünkörü geçtiği yerlere fazlaca anlamlar veriyoruzdur ya da ufacık bir detayı keşfedip üzerine düşünülmüş, özenilmiş, emek verilmiş bir işin hakkını teslim ediyoruz diye düşünürüm.

Sizlerde bir film izleyeyim diye düşünürseniz bu yönetmenlere bir şans verebilirsiniz. 

28 Mayıs 2022 Cumartesi

BCP Mayıs * Rus Edebiyatı ve Sineması ya da Spor

Merhabalar.

Blogları Canlandırma Etkinliği'nin bu ayki konusu başlıktaki gibi Rus edebiyatı ve sineması ya da spordu. Eğer siz de bu etkinliğe katılmak isterseniz buradan bilgi alabilirsiniz. Ben uzun zamandır Rus sinemasından bir şeyler izlemek istiyordum o yüzden hakkımı bundan yana kullandım. İzleyebilecek filmleri araştırırken Rus bir yönetmen hakkında birkaç şey okudum ve çok ilgimi çekti. Aleksandr Sokurov hakkında Tarkovski'nin varisi ve Rus sinemasının Dostoyevski'si deniyormuş. Gerçekten bu sözleri hak eden kişinin filmlerini çok merak ettim. Araştırdığımda konuları çok ilgimi çeken iki filmini buldum. Bunlar bir üçlemenin ilk iki filmiymiş. Bu yüzden ikisini de peş peşe izledim. Yönetmen zamanında varisi ilan edildiği Tarkovski ile de çalışmış. Hatta onun sayesinde iş bulabildiğini söylediği yazılar gördüm. Yönetmenin mezuniyet ödevini izleyen Tarkovski çok beğenmiş denilene göre. Ayrıca Aleksandr Sokurov sürekli farklı teknikler kullanarak çalışmış. O yüzden diğer filmlerini de izlemeyi çok istiyorum. 

Şimdi geçelim filmlerden konuşmaya. İlk filmimiz 1997 yılından Mat i Syn. Anlamı Anne ve Oğul.
Hasta ve ölüm döşeğinde olan bir anne ile oğlunun bir gününü gösteriyor film bize. Özellikle bir yakınını kaybeden veya hasta bir yakınına bakan kişiler için çok anlaşılır bir film olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma bunları tecrübe ettiğim için bazı noktalar o kadar benim duygularımı gösteriyordu ki çok etkilendim. 
Filmi bir noktada Freud'un oedipus teorisine benzetenler olmuş. Tabi ki bu alanda çalışan birine göre benim düşüncem anlamsız kalıyor ama ben Freud'un bu teorisine tam olarak katılmıyorum. Filmde anne ve oğul arasında derin bir sevgi olduğunu görebiliyorsunuz. Ama bunu bu teoriye bağlamak bana mantıklı gelmiyor. Neyse dediğim gibi benim kişisel bakış açımda Freud'un teorileri pek aklıma yatmıyor çoğu zaman o yüzden sadece böyle bir bakış açısından da bakan var diyerek devam ediyorum.
Bu tarz filmleri herkesin seveceğini düşünmüyorum. O yüzden öncesinde iyi karar verin. Çoğu kişi sıkıldıklarını söylese de film bence çok güzeldi. Doğa seslerinin kullanılması beni mest etti. Sahne geçişlerinde sanki yağlı boya tablolarından çıkıp gelen manzara kesitleri, karakterin geniş planda kırsal arasında küçücük kalmış halini izlemek, rüzgarın sizi üşütecek kadar gerçekçi sesi, annenin nefesini dinletmesi... Hepsi filmi etkileyici kılan detaylardı.
Filmle alakalı daha ayrıntılı bir yazı yazmak istiyorum. O yüzden sevdiğim sahnelerin resimlerinden birazını paylaşıp diğer filme geçiyorum. İlginizi çeken türden bir filmse şans verin derim. 







*
İkinci film ise Otets i Syn adlı 2003 yapımı bir film. Bu filmin anlamı da Baba ve Oğul. Bu film diğerinden daha farklı bir şekilde işlenmiş. Yine temelinde Ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki işleniyor ama bu sefer başka karakterlerde dahil oluyor hikayeye. Ben ilk filmi daha çok sevdim ama bu filmde de satır aralarında saklı olduğunu düşündüğüm, yoruma açık çok fazla psikolojik detay vardı bana göre.
Filmin konusuna gelecek olursak; eski bir asker olan baba küçük yaşta annesiz kalan oğlunu kendi başına büyütmüştür. Sürekli bir arada olan bu ikili birbirlerine oldukça bağlıdır. Ancak oğulun askeri okula başlayıp evden ayrılması ile baba artık hayatlarını ayrı ayrı kurmaları gerektiğini düşünür. Başka bir şehirden gelen iş teklifine sıcak bakmaya başlar. Ayrıca yeniden evlenmek gibi konuşamalar geçer ikili arasında. Biz filmi ikilinin bu yol ayrımını hissettikleri yerden izlemeye başlarız. Kendi adıma karakterlerin davranışlarını anlamlandırmak da başta çok zorlandım. Ama film ilerledikçe ve olayları öğrendikçe daha mantıklı gelemeye başladı. Hatta bir ara karakter sarhoş mu diye bile düşündüm. İçki içtiği bir sahne yoktu öncesinde bu yüzden acaba Ruslar böyle mi davranıyor günlük hayatta dedim. Çünkü her yerin kendi davranış kalıpları var. Bize ilginç gelen onlar için normal olabiliyor. Neyse bu yüzden Rusları daha iyi tanıyor olsam daha anlamlı olabilirmiş gibi de geldi. 

Baba ve oğul arasındaki ilişkinin bu kadar güçlü olması bize normal gelebilir aslında. Çünkü hayatta sadece ikisi var düşününce. Ama yönetmen ikili her bir araya geldiğinde yan karakterlere öyle bir bakış attırmış ki tüm sahneyi o gerilimle izliyorsunuz. Yargılar bakışlar size de acaba burada başka bir durum mu var dedirtiyor. Bu gerilimi hissetmek de güzeldi. Biraz psikoloji üzerine bilginiz varsa yorumlaması daha da keyifli bence. 
Bu filmi de ayrıntılı yazmak istediğim için pek bir şey yazmayacağım şimdi. Fikir vermesi açısından birkaç şey söyleyeyim ama. Filmde sürekli müzik dinliyorsunuz. Her sahnenin arkasında müzik var. Bazen bunu karakterler seçiyor bazen kendiliğinden çalıyor oluyor. Bu filme karşı oluşturduğunuz duyguları yönlendiren bir şeydi bence ve bu tekniği çok sevdim.

Ayrıca filmde biraz hayalcilik mi desem, gerçek üstülük mü desem bir şey var. Yani bana göre sanki karakterlerin eylemleri gerçek bir davranış değil de içlerinden geçen davranışlar gibiydi. Hani belki size de olur bu. Bir durum içindesinizdir o an bir davranış sergilersiniz ama içinizde başka bir şey yapmak isteyen, başka bir söz söylemek isteyen bir yanınız vardır. O an belki uygunsuz olacak diye kendinizi engellersiniz. Bana da karakterler o içten gelen sese göre davranıyormuş gibi geldi. Umarım anlatabilmişimdir. 



Böyle işte. Biraz hastayım o yüzden ilaçlardan kafam bulanık şu an. Erteledikçe erteliyorum bu yazıyı onun için vazgeçmeden yazayım dedim. İki filmi de sevdim. Ayrıca yazmak isteyecek kadar da ilgimi çekti detayları. Eğer ilginizi çektiyse, bu tür filmleri seviyorsanız izleyin derim. İnceleme yazılarını okumak da çok keyifliydi. Herkes farklı bir açıdan bakmış oluyor ve farklı bir fikir veriyor size. 
Bu kadardı.
Mutlulukla kalın.

30 Nisan 2022 Cumartesi

BCP Nisan * İki Film Önerisi

 Merhabalar. 

Geçen ay konuya uygun bir şeyler bulmakta çok zorlandım. Yeni bir şeyler ararken de fark ettim ki ben tıpla alakalı konularla hiç ilgili değilim. O yüzden bu türde bir dizi izlemek beni çok yoracaktı. Eski izlediklerimden de yazmak istemedim. O yüzden bir kereden bir şey olmaz deyip atladım. Aslında böyle düşündüğümde içimde beni suçlayan ve bir kere yapan hep yapar diye azarlayan bir taraf da var ama ben bu içimdeki çatışmalarla mücadele ederek yaşıyorum zaten. Merak ediyorum bir gün zihnim berrak bir su gibi kıpırtısız ve dingin kalabilecek mi? Neyse benim saçma hallerimi bırakalım da güzel bir şeylerden bahsedelim.

Bu ayın konusu 1900'lü yıllar, nostalji, siyah beyaz. Siz de etkinlik ile ilgileniyorsanız buradan bilgilere ulaşabilirsiniz. Gelelim benim seçtiklerime. Ben iki film seçtim. Bunlardan birini önceleri bloğa da yazmıştım ama o kadar seviyorum ki böyle bir tema varken aklıma gelince bir kere de burada yazayım dedim. Tekrar tekrar izlediğim, yakın zamanda radyo tiyatrosunu bulup dinlediğim bir kurgu. Benim kişisel zevklerime tamamen uyan bir işlenişi var. Lafı daha fazla uzatmadan, ilk filmimiz Kırık Bir Aşk Hikayesi. Blogdaki yazımı da buraya bırakayım belki ayrıntılı düşüncelerimi okumak isteyen olur. Bu filmden bir repliği her yerde görme ihtimaliniz var aslında.

+Evliliğe karşı mısın ?
-Hayır, birbirini sevmeyen karı kocalara karşıyım. Mutsuz çocuklara, sevgisiz evlere karşıyım.

Ben de ilk başta bu repliğin sahibi filmi merak ederek izlemiştim daha sonra bunun gibi sevdiğim bir sürü replik oldu. Karakterlerin günlük hayat içindeki gerçeklikleri bana bu filmi sevdiren en önemli şeylerden biri oldu. Konusundan da kısaca bahsedersem. Bir gün bir kasabaya Aysel isimli bir öğretmen tayin olur. Geldiği sıralarda kasabanın önemli ailelerinin çocuklarının nişanı vardır ve ona davet edilir. Fuat babasının vefatıyla işleri devralır. Ancak bir türlü toparlayamayınca aile dostlarından ona ortaklık teklifi gelir. Bunun sonucu olarak da kızı Belgin'le nişanlanacaktır. Fuat yaşadığı yerde kendini sıkışmış hisseden bir gençtir. Yeni gelen Aysel ile birbirlerinden etkilenirler. Ancak konumları gereği bir ilişki yaşamaları çok yanlıştır. Biz de bu iki insanın kırık aşk hikayesini iç burkan müziği, yüreğe dokunana replikleri ile izleriz.

*

İkinci film ise Dönersen Islık Çal. İzlemeyi çok fazla istediğim bir filmdi. Konusu ilgimi çekmişti ve beni çokça etkilediği için de buraya yazmak istedim. İstanbul'un Beyoğlu sokaklarında geceleri çalışan iki insanın hayatlarının kesişmesini izliyoruz. Karakterlerimizin biri cüce diğeri ise hayat kadınlığı yapan bir travesti. Bu toplumdan dışlanmış ve sıkça toplumun karanlık yüzünü gören iki insan bir gece karşılaşırlar. Yardımlaşma ile başlayan tanışıkları zamanla bir dostluğa dönüşür. Birbirlerinin hayatlarını öğrenirler. Yaralarını görürler. Merhem olmaya çalışırlar. Bir yandan da hayat denen o şeyin bizden başkaları için nasıl olduğunu izlertirler bize. Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz ama işte insan her şeye öyle saçma kriterlerle değer biçmiş ki bir başkasına acı vermekte hiç beis görmüyor.

Böyle iki filmle bitirmek istiyorum. Çok araştırdım aslında ama bir türlü içime sinen öneriler bulamadım. Birkaç kitabı eskiden okumuşum. Zaten herkesin de bildiği klasiklerdi. O yüzden yazmak istemedim.

Yazmama tutukluğu baş gösterdi yine. Klavyede kalıveriyor parmaklarım. Bu kadar olsun. Umarım beğenirsiniz.

Mutlulukla kalın.

2 Mart 2022 Çarşamba

Man In Love - Film

Merhabalar.
Dün benim için duygusal açıdan zor bir gündü. Birkaç şeyden dolayı içimde engelleyemediğim bir acı, gözlerimde her an akmaya hazır yaşlar vardı. Bazen sessizce akıp gitseler de hemen kendimi engellemeye çalışıyordum. Bu aralar nedensiz ağlama seanslarım bitmiyor çünkü. Artık sadece acı çektiğim için ağlamak istemiyorum. Çünkü böyle kendimi bıraktığımda hiçbir zaman psikolojimi toparlayamacak gibi hissediyorum. Neyse işte bu ruh halinde olduğum için biraz üzücü bir şeyler izlemek ve kendime ağlayacak bir neden sunmak isteyerek, bir de filmi çok merak ettiğim için, Man In Love filmini izledim. Her anlamda beni kendine hayran bırakan bir film olduğu için de ertelemeden gelip buraya yazmak istedim. Hadi şimdi filmden konuşalım.
Daha önceleri bloğa Dear Ex adlı bir filmi daha yazmıştım. İşte bu filmdeki başrolümüz, Dear Ex filminde de oynamış. Bu bilgiyi filmi ziledikten sonra fark ettim. Çünkü iki karakter de öyle farklı ki birbirinden asla aklıma bile gelmedi izlerken aynı kişi olabilecekleri. Roy CHiu'ya orada zaten hayran kalmıştım bu filmle aşık oldum resmen. Böyle yetenekli oyuncuları izlemeyi çok seviyorum.

Filmin konusundan bahsedelim biraz da. A-Cheng bir tefecinin yanında çalışıyordur. Yüzünde yara izi, serseri hareketleri, olur olmadık yerlerde yaptığı çılgınlıklar ile nevi şahsına münhasır diyebileceğimiz biridir.




Bir gün hasta bir adamdan borç tahsil etmek için hastaneye gider ve orada adamın kızı ile karşılaşır.


İlk görüşte kadına aşık olmuştur. Onunla görüşebilmek için borcu bahane ederek sürekli karşısına çıkar. Hao Ting peşindeki bu adamdan hem korkar hem rahatsız olur. Her defasından borcu ödemek için ona sunduğu yollar, iş yerinde bile rahatsız edilmesi, şikayet edince polisin bile bu adamı tanıyıp onu ciddiye almaması ile çıkmaza girmiştir.

Hastane masrafları, biriken faturalar, babasının önceki borçları derken iyice dibe batmıştı. Borç istediği akrabaları bile ona sırt çevirince A-Cheng'in son teklifini kabul etmeye karar verir. A-Cheng ile Hao Ting belli bir süre sevgili olacaktır. Ve randevuya çıktıkları her sefer için borcun bir miktarı silinecektir.


Köşeye sıkışan Hao Ting el mecbur bu adama katlanmaya çalışır. Ama gittikçe dışarıdan tehlikeli ve değişik görünene bu adamın iyi yanlarını görmeye başlayacaktır. 
***Spoiler***
Bundan sonrası film hakkında spoilerlı yorumlarımla dolu olacak. :D)
A-Cheng gerçekten benim çok sevdiğim bir karakter oldu. Öncelikle çok gerçekçiydi. Karakterin bazı hareketlerini hayranlıkla izledim. Oyunculuk öyle başarılıydı ki.  Daha sonra aşık halleri var bir de. O ilk görüşte aşık olma hissi ekrandan çıkıp sizi içine çekiyor bence. Böyle ilk anda pata küte düşen karakterlere bayılıyorum. Şöyle durup düşünce de kurgularda en sevdiklerim hep o karakterler oluyor. 





Bu sahnede A-Cheng, Hao Ting ile bir dükkan açmayı planlıyor. Hao Ting uzun zamandır bunu hayal ediyormuş ve tüm araştırmalarını yapmış. Belli bir birikimleri var ve artık dükkanı tutmaya karar veriyorlar. A-Cheng 'dükkan açıldıktan üç ay sonra düzeni oturtup kar etmeye başlarız değil mi' diyor. Hao Ting de onu onaylıyor. Daha sonra A-Cheng 'o zaman 6 daha geçince nikah kıyalım' diyor. "Hem babanın ölüm yıl dönümü. Onu ziyarete gittiğimizde ona kızıyla ilgilenen biri olduğunu söylemek istiyorum." Bu sahnedeki diyaloglar daha sonra A-Cheng ve Hao Ting hastanedeyken de duyuluyor. O zaman bu konuşmanın üzerinden dedikleri kadar zaman geçmiş ama planladıklarından bambaşka yerdeler. Bunu düşündükçe hala içim sızlıyor. Hao Ting'in babasına kızıyla ilgilendiğini söylemek istiyordu. Ama şimdi o da onu bırakıp gidiyor. Belki her şey yolunda gitse o gün onların düğün günü olacaktı. Bunları düşündükçe geride kalan ve şu ana kadar acı çekmiş olan Hao Ting'e çok üzülüyorum.
Bu sahnede Hao Ting'in babasının cenaze sahnesi. Kimse gelmezken bir anda A-Cheng'in arkadaşları ve daha önce yardımının dokunduğu kişiler geliyorlar cenaze yerine. Kocaman bir tören düzenleniyor. Herkes Hao Ting'e A-Cheng'in evli olduğunu bilmiyorduk duyunca hemen geldik diyor. Beraber babasını son yolculuğuna uğurluyorlar. İşte Hao Ting önceden de düşüncelerinin değişmeye başladığı adamı tam manasıyla görüyor. Kendini ona açıyor. Sevgisini kabul ediyor, karşılık veriyor. Hao Ting sessiz ve soğuk kanlı bir karakter. Ama A-Cheng ile yakınlaştıkça duvarlarını indirip hem A-Cheng'e hem çevresindekilere hem de ekran başındaki bizlere başka bir yönünü gösteriyor.


A-Cheng'in babasıyla olan sahneler de içimi parçaladı. Hele ki Hao Ting'in babasının cenazesinden sonra kendi babasının yanına gidip ona vitaminlerle dolu bir poşet götürüyor ya. O sahne çok güzel. Çevresindekiler ne güzel hayırlı bir evladın var derken o babasına poşeti verdikten sonra öndeki arabanın içindekilerle takışıyor. Çok acayip biri gerçekten. Eskiden beri kavgalara bulaşmaktan geri durmamış biri olmuş ama bir yanı da çok yufka yürekli. Zorunda kalmasa asla tefecilik işlerine bulaşmayacak ama birilerine çatmaktan da geri durmayacak biri. Hayatın başka yollar sunmadığı kişileri izlemek daha da acı.

Filmde ne zaman bir şeye sevinsem, mutlu mutlu izleyip gülmeye başlasam bir sonraki sahnede beni şoka uğratacak bir olumsuzluk yaşanıyordu. Filmin geneli bu denge üzerine ilerliyordu. O yüzden böyle birkaç sahneden sonra rahat rahat mutluluğumu da yaşayamadım. 



Başroller gerçek hayatta da evlenmişler geçe yıl. Bu sahnelerdeki bakışları görünce hiç şaşırtmıyor. :)


A-Cheng kardeşinin berberindeki adını bilmediğim o renkli dönen şeyi her defasında çalıştırmaya çalışıyor. Başlarda bu hoş bir etki katsa da film ilerledikçe o şey dönmedikçe sanki A-Cheng'in işleri de yolunda gitmiyormuş gibi geliyor. Ve sonda A-Cheng'den gelen paketle öyle kötü oluyorsunuz ki. Bundan sonra ne zaman bu şeylerden görsem içim burkulacak eminim. 

Ona sevdiği yemekten yapıyor Hao Ting. Çok uzun sürdü diyor. Bu replik beni ayrıca yaralamıştı izlerken.


Filmde beni hüngür hüngür ağlatan kısım A-Cheng'in cenazesine daha önce borç almak gittiği kişileri geldiğini gördüğüm zamandı. O an öyle kötü hissettim ki. Deli gibi ağlamaya başladım. Dışarıda nasıl gözükürse gözüksün birilerinin minnetini kazanmış. Kimse onu yalnız bırakmamış. Tapınaktaki adamın yeni ameliyat olmuş oğlu bile gelmişti. Dağıttı bu sahne beni gerçekten. 







***Spoiler Son***
Böyle tatlı bir resimle veda edeyim. Man In Love gerçekten çok sevdiğim bir film oldu. Kore filminde uyarlandığını görünce Kore versiyonunu da izlemeye karar verdim. Eminim o da çok güzeldir. Sizler de dram dolu romantik filmleri seviyorsanız izlemenizi tavsiye ederim. Film Netflix'te mevcut. Şimdiden iyi seyirler.
Mutlulukla kalın.