Neler Hakkında Yazıyorum?

SORUYORUM KENDİME...

Sürüklendiğimiz yerlere bile fazlayız.
Ne kendimiz memnunuz ne de etrafımızdakiler.
Hep bir şeyler yanlış. Her an tutarsız.
Biz ne bir şarkıda varız, ne de bir resimde huzurlu...
Söylesene nedir ki bu olumsuzculuk. Her şeye hayır, herkes kötü?
Nereye kadar gider?
Benim dağıttıklarım bana geri dönecekse bu hayatta, neden inadına siyahım onlara?
Asil değilim, karanlığım.
Uyumlu değilim, huzursuzum.
Tek tük şeyler de bile nasıl anlamlar varken ben neden saydamım?
Görünmeliyim, gök kuşağını taşımalıyım kanatlarımda.
Gülümsemeliyim.
Ve sormalıyım kendime, nereye kadar peşimde sürüklediğim mutsuzluklara batmaktan kaçacağım?
Bu boşluk beni ne zaman yutar?
Yüksek yerlerden manzaralara bakmak güzeldir. Ama o manzarayı sahiplenip kimse görmesin derken birden yerin dibine çakılmak da bir o kadar yakındır bu hayatta.
Ve şu an bazıları çakılmış. Çırpınamıyor bile. Sesi bile çıkmıyor belki de. 
Tek bir şansı vardı. O da, gözünü köreltip sahiplendiği uçurumun tepesindeki son anında kala kaldı işte. 
Şimdi ben soruyorum kendime, acaba hala bir şansım var mı?
Çünkü bu uçurumun dibi çok soğuk görünüyor.

Namaikizakari - Manga


Ben özel eşyalarına çok düşkün biriyimdir. Küçük bir kağıt parçası bile olsa sırf anısı var diye onu ömür boyu saklamak isterim. Sakladığım her şey de birbiriyle öyle ilgisizdir ki ne arasanız bulabilirsiniz. Ve sanırım bu blog da benim kırmızı kutum gibi her şeyi içinde barındıran bir yer olacak.
Asıl başlığımıza dönersek...
Namaikizakari; benim en en sevdiğim manga olmakta.
Konusu şöyle ki: Machida Yuki, yakın arayla doğmuş üçüz erkek kardeş ve ikiz kız kardeşlerin en büyüğüdür. Daha kendisi çocukken kendinden küçük beş kişiye ablalık yapmak zorunda kalmıştır. Eh bu durumda da hemen olgunlaşmıştır. Ancak bir durum vardır ki. Yuki kendini hep katlanmaya programlamıştır. Oto kontrolü sağlam tutup elinden alınan şeyler karşısında ağlamayıp serin kanlı yaklaşmıştır. Ama bu nereye kadar böyle gidecek dersiniz?
Naruse Shou ise umursamaz, kendinden büyüklere bile saygılı davranmayan, -ki bu Japonya'da fazlasıyla önemli- bayağı bir yakışıklı ve upuzun bir gençtir. Yuki onu ilk gördüğünde, "Ona karşı ilk izlenimim; dış dünyaya karşı ilgi göstermeyen, şımarık ve kibirli bir kişiydi." diye tanımlar. 
İlk karşılaşmalarında büyük bir talihsizlik yaşanır. Naruse yanlışlıkla Yuki'nin göğsüne dokunur. Her ne kadar bu durum Yuki için çok sarsıcı olsa da kendini ifadesiz olmaya ve bu olayı takmamaya zorlar. Yuki aynı zamanda okulun basketbol takımının menajeridir. Ancak ilk baştaki amacı kaptan Kido'ya yakın olabilmektir. Takım için aşırı derecede çaba sarf edip, takım arkadaşları tarafından patroniçe adını alsa da hala ilk niyetinin saf olmadığı konusunda vicdan azabı vardır. -böyle de duyarlı bir karakter işte.- Bizim upuzun Naruse'miz de takımdadır ancak haliyle Yuki ona pek ısınamaz. Ancak bir gün pat diye gelen öpücük ve aşk itirafıyla neye uğradığını şaşırır. Evet Naruse, Yuki'ye aşık olmuştur ve bunu ona söyler. Ama bizim duygularını asla belli etmeyen kızımız buna pek inanmaz ve dalga geçtiğini düşünür. Tabi bir de Kido-sempai var. Ve pek sevgili Kido-sempai'mizin tazecik kız arkadaşı. Sonrasında olanları isterseniz okuyup öğrenebilirsiniz.
Bana sorarsanız eğer kesinlikle onların ki gibi bir aşk isterdim. Yuki her ne kadar duygularını saklayıp kendini geri çekse de Naruse'nin onu iyice gözlemleyip kendini ifade etmesi için üzerine gitmesi çok hoş. Bazen insanlar çabuk sıkılabilir hatta karşındakinin neyi sevebileceğini bile düşünmez. Böyle bayat ilişkilerin olduğu günümüzde Naruse gibi düşünceli bir aşık bulmak zor. Bu iki karakterin yanı sıra takımdaki diğer karakterler de çok eğlenceliler. Özellikle öğrencilerin Yuki'yi evi çekip çeviren bir anne gibi görmeleri çok tatlı. Bir de kıskandıklarında yüzlerinin kararması var ki her böyle olduktan sonra mutlaka beni kahkahalara boğan veya iç çektiğim bir olay olur. Şu an için bu kıskançlıklar Naruse'nin eski yakın arkadaşı Hakamada-kun yüzünden oluyor. Merak ettiniz değil mi?
Ben türkçe çevirisini http://puzzmos.com/manga/Namaikizakari sitesinden takip ediyorum. Daha yeni 45. bölümün güncelini verdi ve ve ve yine harikaydı. Telefonum Namaikizakari'nin resimleriyle dolu zaten. Hemen alta sizin için de birkaç tanesini paylaşacağım.
Manga okumak gerçekten eğlenceli. Bu hobiye başlayalı çok olmadı ama pek çok mangadan haberdarım diyebilirim. İleride sevdiğim diğer mangaların tanıtımını da yapmayı düşünüyorum. Bazı vazgeçilmezlerim var ki en başta onları anlatacağım. Namaikizakari de onlardan birisi.
Eğer sizde merak ettiyseniz bu umursamaz çocuk ve kendi kabuğundaki sempai'in maceralarına ortak olun derim.
-Karakterlerimiz;
 -Bazen sadece sarılıp destek olman gerekir...
 -Ağızdan olmaz! -Okuyunca anlayacaksınız. :) -
 -Demirden kalenin yıkılıp o gülümsemenin geldiği an; "Kazandık!" 
 -Böylede tatlıyız.
 -Ve birileri yine kıskanmış.
-Böyle yaptığında şapur şupur öpmek istiyorum şunu.-
 -İlk defa sevgilisi olan Yuki kız arkadaşınım bile diyemiyor.
-Buraya ayrı bayılıyorum. Kurgu içinde okurken cuk oturuyor resmen.-
 -Ve son olarak Naruse'nin Yuki için Kyoto'dan aldığı hediye; kyou beni. İlk ayrılık.
(Kyou beni bir makyaj malzemesiymiş. İçinde anladığım kadarıyla ruj yapısında bir boya var ve fırça yardımıyla kullanılıyor. Bir sitede 30 TL civarındaydı. Ben alttaki resimde Sakura çiçeği olanı çok sevdim.)

Evet bir yazımın daha sonuna geldim.
Mutlulukla kalın...

Bir 'ASUDE' Okuru Olmak


Ben kesinlikle iflah olmaz bir romantiğimdir. Ancak benimle iki çift laf etseniz bile bunun kocaman bir palavra olduğunu savunursunuz.
Ne yazık ki gerçek bu: Ben aşk denen mucizenin hayatıma girmesini sabırla bekleyen ve deli gibi isteyen birisiyim. Aynı zamanda bunun en büyük imkansızlık olduğunu düşünecek kadar da karamsar...
Bunun için bize yaşadığımız koşuşturmalı hayatta tadamayacağımız duyguları tattıran kitaplar iyi ki var.
Evet, sizde benim gibi aşka aşık biriyseniz eğer en yakından bir ASUDE kitabı edinebilirsiniz. İçinde aşkı, entrikayı, göz yaşını ve sonsuz mutlu sonları bulacaksınız. Hani gökten üç elma düştü hikayelerinden.
Benim yazarla ilk tanışmam 'Kore Hikayeleri' diye bir forum sayfasına dayanır. Ne yazık ki ben konu teknoloji olunca kaplumbağa hızında yaşayan birisiyim bu yüzden forum kapandıktan sonra keşfettim ve yorum yapabilme imkanım olmadı hiç. İlk okuduğum hikayesi ise 'Kalbin İntikamı'dır. Ahh, hala her satırıyla aklımda. Her yeni kurguyla kendini geliştiren bir yazar olsa da o okuduğum ilk hikayenin tadı bambaşka bana göre. Daha sonra tesadüf eseri 'Papucumun Ajanı'nı bir arkadaşımın elinde görmem ve kapaktaki ASUDE yazısıyla heyecandan kendimi kaybetmemle keşif serüvenim devam eder.
Deniz'li Tuna'lı şeker tadında bir maceradan sonra sırasıyla Papucumun Ajanı 2, Dikkat Aşk Çıkabilir, Gül ve Avcı, Beni Sev Diye romanları bana birbirinden değerli hatıralar kattılar. Kahkaha attığım, göz yaşı akıttığım, kıskançlıkla iç çektiğim, romantizmden eridiğim onlarca anı. En sevdiğim kitabı diye bir şey söyleyemiyorum çünkü her biri ayrı ayrı harika ve her yeni gelen bir öncekinden de harika olacak. Ve eminim son kitabıyla önceden şöyle bir görünüp kaybolan karanlık adamımız Tekin'inin de müptelası olacağım.
Gerçek olan bazen o kadar sıkıcı gelir ki kaçmak isteriz. Daha iyi bir yerde olayım, daha mutlulukla dolayım, ya da sadece biraz huzur bulayım... Bana göre bu değerli insan bu kitapları da bunun için yazmış. Birazcık gerçek hayattan kaçıp uzayın derinliklerinde, Uranüs'ün gölgesinde soluklanalım diye.
Genç olalım, neşe dolalım, aşık olalım diye...
Kendi adıma kitaplarıyla beni sayısız kez mutlu eden bu yazara teşekkür ediyorum. Hiç denk gelmedi ama kitap fuarlarında çekilen resimlerde gördüğüm kadarıyla samimi ve çok tatlı bir yazara sahibiz. Gelecek kitapları sabırsızlıkla bekleyeceğime eminim. Ve size tavsiyem romantik kitapları seviyorsanız ve kaliteli bir şeyler okumak istiyorsanız bu kitaplara da bir şans verin. Zaten sonrasında bir bakmışsınız o yüzünüzden eksik olmayan tebessümle kafanızda yeni bir romantik komedi çekiyorsunuz.
Sonra mı?
Sonrası, sonsuza kadar mutlu biten ve keşke, keşke hayatımda bir kez böyle bir şey başıma gelse diye hayaller kurduğunuz bir aşk macerası oluyor.
Mutlulukla kalın...

'Eleanor & Park' Okur Yorumu


Bu bloğu açtığımda tam olarak ne yazmam gerektiğini bilmiyordum. Can sıkıntısı ile kendime bir hobi edinmek istedim ve bilgisayarın başına oturdum.
Ben o yazdıkça rahatlayan insanlardanım, evet. 
Sonra kendime anı olarak bırakmayı düşündüğüm bu sayfaları kendim için değerli şeylerle doldurmaya karar verdim. Ve şimdi size okuduğum kitaplar arasında en sevdiğim olanı anlatacağım.
Bana bir şans verilseydi ve istediğin kitabın içine girip orada yaşa denseydi kesinlik tercihim 'Eleanor & Park' olurdu. Orada o okul servisinin bir köşesinde durup el ele tutuşan o ürkek çifti izlemek, gizli vedalaşma yeri olan o karavanın etrafında turlamak, anlatılan o öğrenci dolaplarına yaslanıp çevreyi izlemek isterdim.
Tabi ki bunu yaparken o dönemin vazgeçilmez müziklerini dinlemek...
Kolumun altına sıkıştırdığım eşsiz çizgi romanlara göz atmak...
Gelelim kitapla ilgili düşüncelerime.
Rainbow Rowell'ın yazdığı diğer kitapları okumadım ama hepsi bu kitaptaki gibiyse çok eğlenceli bir anlatımı olduğunu söyleyebilirim. Hikaye üçüncü kişinin ağzından anlatılıyor. Ve öyle cümleler var ki siz orada anlatılan duyguyla dolup taşıyorsunuz. Bana göre yakın zamanda bu kitabında bir film haberini alabiliriz. Şu an kesin izlerim diyemiyorum çünkü sahnelerin kendi hayalimdeki gibi kalmasını tercih ederim gibi geliyor.
Her neyse acemi olduğum lafı çok uzatmamdan da anlaşılıyordur herhalde. 
Bana göre romanda kendilerini sahip oldukları hayata yabancı bulan iki insan var. 
Eleanor; anne ve babasının boşanmasından sonra dağılan ailesinin kendi hayatları üzerine kurdukları bencil planlar arasında kalmış bir kızdır. Şu anda bile annesinin durumunda pek çok kadın olduğuna eminim. Üvey babasının sert ve saldırgan tavırları yüzünden pek çok zorluk çeker. Tabi bunun yanında dört kardeş daha vardır ki onlarında hikayesi anlatılsaydı yine çocukluğumuzu yetişkinlerin bencilliği yüzünden kaybetmenin ne kadar acı bir şey olduğunu anlardık. Üvey babası tarafından evden atılan Eleanor'un bir yıl sonra annesinin yaşadıkları yere dönmesiyle hikaye başlar. Okula giden otobüsteki acımasız çocukların tuhaf alaycı bakışları bir yana, insanlar hep farklı olanı kötü buluyor maalesef, yeni geldiği bu semtte kimseye sorun çıkarmamak istemektedir. Ve o anda zoraki de olsa Park'la aynı koltukta otururlar.
Park; Asyalı bir anne ve Amerikalı bir babanın aşk dolu evliliklerinde kendinden küçük bir erkek kardeşle mutlu bir hayat süren bir çocuktur. Ailesi yıllardır o bölgede yaşıyordur. Arkadaşları arasında dokunulmaz bir yerdedir. Ama bana göre o bile biraz mutsuzdur ve bulunduğu kişiyi yadırgar. Asyalı olmasını, babasının tavırlarını, düz vites arabaları..Eleanor'u...
O tuhaf giyimli, kızıl, kıvırcık saçlı kızı...
Böyle hiç konuşmadan günler geçer. Tabi iki tarafında iç sesi boş durmaz. Şu an bile aklıma gelince mutlulukla doluyorum nedense. Sonra bir gün birden tek bir cümleyle başlayan o ilk konuşma.
"Eee, Smiths'i seviyor musun?"
Devamında gelen sohbetler. Ortak ilgi alanları. Arkadaşlık. Aşk. Ve belki de çokça o 'diğerleri ne der' endişesi.
''İnsanların kendisi hakkında ne düşündüğünün umurunda olmadığını sanıyordu. Eleanor'a olan aşkının bunu ispatladığını sanıyordu. Ama nedense ruhunun derinliklerinde hep yeni boşluklar keşfediyordu. Eleanor'a ihanet etmenin yeni yollarını buluyordu.'' 
Bunu gerçekten hissediyorsunuz ama bu duygunun Eleanor'u bir sonraki görüşünde tamamen ortadan kaybolduğunu da...
Bu kitapta ilk aşkın sonsuza kadar sürmesini istiyorsunuz. Onlar için sonsuz mutluluğu hayal ediyorsunuz ama karakterler yaşına göre öyle olgun ki sizin kafanızda kurduğunuz çocuksu hayaller yerine o an o duyguları yaşamış oldukları için mutlu olup gelecekten fazlasını beklemiyorlar.
"Sadece duracaklardı. Eleanor buna Park'ın babasının kamyonetindeyken karar vermişti. Albert Lea, Minnesota'da karar vermişti. Park'la evlenmeyeceklerse, bu ilişki sonsuza dek sürmeyecekse olduğu yerde kalacaktı. Park onu hiçbir zaman vedalaştıkları o gün olduğu kadar çok sevmeyecekti. Ve Eleanor onun kendisini bundan daha az seveceğinin düşüncesine bile katlanamıyordu."
Her kelimesinde sizinde aşık olacağınız bir kitap olabileceğine inanıyorum. Çünkü benim asla unutamayacağım bir kitap. Şu an bile her elime aldığımda sımsıkı sarıldığım, müziklerini baştan sona severek dinlediğim, nerede bir çizgi roman görsem kendini bana hatırlatacak olan bir kitap...
Ve işte o kitaptan en sevdiğim şarkı. Umarım yazımı sevmişsinizdir ve umarım ileride kendi yazdığım bu satırları okurken bu kitap hala kitaplığımın baş köşesinde, benim sevgiyle sarılan kollarımın arasında olur.
Mutlulukla kalın...

KURTARICIM; BİR ROMAN

İnsan hayatını kurtaranı unutamaz.
En dipteyken, bitti derken, yalnız kalmışken ve hayatına dair önem verdiğin şeyler bile senden uzaklaşmışken seni bulunduğun durumdan kısa zaman bile olsa koparan şeyler asla unutulmaz.
Yeri ayrıdır, sevgisi ayrıdır, öncekinden bile değerlidir şimdi.
Benim için yeniden nefes almamı sağlayan mucize kitaplardı.
Yalnızdım, değişimi yadırgamıştım, artık mutluluk benim için zorunlu bir rol haline gelmişti. Ama sonra zaten hep elimin altında, kalbimin bir köşesinde olan şey baş köşeye yerleşti. Beni aldı götürdü başka hayatlarda kendimi buldurdu.
O hayatlarda sevdim, nefret ettim, zorluk çektim, sefa sürdüm, aşkı buldum, ihaneti yaşadım, terk ettim, terk edildim, öldüm, öldürdüm, pişman oldum, gurur duydum. Ama hepsinden önemlisi dertlerimi unuttum ve gerçek hayata geri döndüğümde artık zorluklara karşı daha güçlü oldum. Sanki birisi kollarımla başımın üstünde taşıdığım kayayı kucaklamış gibi.
Hafifledim.
Ve ben yine mutlu oldum. Mutluluğu buldum.
Bu yüzden kitaplara aşığım. Önceden de sevdiğim birinin farklı bir yönünü görüp ona deli gibi tutulmak gibi. Sadece satırlardaki kelimelerin anlamı değil kitabın somut varlığı bile beni heyecanlandırmaya yetti. Bağrıma basıp öpüp kokladığımda huzuru yeniden tattım. Her bir hayalimde artık o da vardı.
Birkaç sene önce ben yitmiştim ve dünyadaki en anlamlı şey bana yolumu buldurdu. Ellerimi tuttu ve ben şimdi ölsem bırakmam.
Bırakamam.
Hayatınızda böylesine değerli varlıklar edinebilmeniz dileğiyle.
 
                                           

21. YAŞIN İLK GÜNÜNDEN

Büyüyorum.
Dün bir yaş daha büyüdüm. 
Şu an yeni yaşımda bir günü yaşadım.
Peki gelecekte mutlu muyum?
Bir saniye sonrası belki...
İki gün sonra sınavlar bitecek ona da tamam...
Yakın gelecekte mutlu olma ihtimalim var.
Peki ya o saplantılı bir şekilde merak ettiğim 'seneler sonrası'?
Şu an sahip olmak istediğim meziyetleri elde etmiş, 'kendi ayakları üzerinde duran kadın' imajını hayata taşıyan ben mutlu muyum?
Şu an istediği gibi her şeyi geride bırakıp sadece kendi doğrularıyla yaşamak isteyen kız hala orada bir yerlerde mi?
Tüm insanları susturmak isteyen, kafasına estiğinde ülke bile değiştirebilecek kadar özgür olmak isteyen kişi şimdi nereye zincirlendi.
Gerçekten attığı her adım sadece kendi istediği için mi?
Hazırladığı kitap listesi ne oldu?
Çizgi romanlar... Tatil planları... Öğrenilecek diller... Çalınacak enstrümanlar... Gidilecek kurslar...
Peki bunlar o kız için hatırlanan güzel tecrübeler mi yoksa özlem duyulan, kursakta kalan hevesler mi?
Bir sonraki günün bile garantisi olmayan bir hayatı yaşıyorum ama bu hayatta olmak istediğim o kadar çok kişi var ki. Ben geleceğe saplantılı bir insanım. Benim için her şey ilerleyen zamanın getireceklerinden ibaret. Bir şarkıda sonraki notayı, bir kitapta sonraki paragrafın ilk cümlesini, bir saniye sonrasının hissettireceklerini düşünürüm hep.
Ve ben şimdi soruyorum; gelecek gerçekten bana hayal ettiğim şeyleri getirecek mi?
Sonrası ne olursa olsun mutlu olmak temennisiyle.
Geri dönüp baktığımda 'Olsun, bu kadarı da yeter' diyebilecek kadar hayalimi gerçekleştirmiş olmak dileğiyle...