Neler Hakkında Yazıyorum?

dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2026 Salı

Half Man - Dizi

Merhabalar.

Geçtiğimiz günlerde final yapan Half Man, Richard Gadd’ın Baby Reindeer dizisinden sonra izleyicileri heyecanlandıran bir açılış yapmıştı. Son ana kadar da bu heyecanı ve vaadettiği sert hikayeyi izleyiciye çok güzel bir şekilde sunmayı başardı.

1980’lerde okulda ve evde zor günler yaşayan Niall, üvey kardeşi Rubben’in ıslah evinden çıktığını öğrenmesiyle daha kötü günlerin kapıda olduğunu fark eder. Kasabada ikilinin annelerinin yaşadığı ilişki yüzünden mimlenen Niall bir de bu asabi çocuğun gelişi ve evdeki tüm düzeni kendine göre değiştirmesiyle ne alanını savunacak ne de onunla düzgün bir iletişim kuracak gücü kendinde bulur. Ancak yanında böyle güçlü bir figürün varlığı iyi şeylere de sebep oluyordur. Zorbaları uzaklaştırmak gibi. Bu şekilde yavaş yavaş yakınlaşan ikili ailelerinin onlara yaşattığı ağır durumlar karşısında kaldıkça daha da samimi olurlar. Ancak Rubben’ın kendine çizdiği şiddet personası ve Niall’ın kendi benliğine olan inkarı sebebiyle ikisi de daha kötü olayların içinde savrulurlar.

Niall yeni başladığı üniversite hayatına ilk andan uyum sağlayamadığını düşünüp Rubben’i kampüse davet eder. Oda arkadaşlarından Alby ile olan kısa yakınlaşması kafasını karıştırır, korkutur ve en sonunda işler öyle bir yere gider ki Rubben Alby’e zarar verir.

Bu ikilinin ilişkisinde en keskin yol ayrımını oluşturur. Rubben’ın daha az ceza almak için Niall’dan yalancı şahitlik yapmasını istemesi de aralarındaki ilişkiyi tamamen koparan şeydir. Niall annesi ve Rubben’ın baskılarına dayanamaz ancak mahkeme anında yalan söylemeyi de başaramaz.

Yıllar geçer ama Niall hayatında hiçbir şeyi yoluna koyamayan bir adam olmuştur. Oxford’u bırakmış, yazar olma hayalleri rafa kaldırılmış, bir işi olmadan savruluyordur. Tam o anda Rubben’ın nasıl da başarılı olduğunu öğrenmek de zayıf olan sinirlerine hiç yardımcı olmaz. İnanılmaz vurucu olan hastane sahnesiyle ikilimiz yüzleşir ve arayı düzeltirler. Sonraki bölümde biz ikilinin hayatlarında var olmalarını izleriz. Ancak arada hala kıskançlıklar, yargılar ve manipülasyon vardır.

Niall, Rubben’a bir repliğinde işleri düzeltmeye çalışsa da o içindeki canavarın yine her şeyi mahvedeceğini söylemiştir ve dizi de gerçekten o noktaya gelinir. Rubben yeniden şiddetini acımasızca kullanıp birçok hayatı alt üst eder. Niall da içten içe gözlerini alamadığı Rubben’ın hayatından bir parça almış gibi olabilmek için ona en büyük yanlışlardan birini yapar. Bu noktada ise o hiç yok olmayan korku Niall’ı ele geçirir. Onca yıl çevresindekileri acımadan yok etmeye niyetli Rubben ya Niall’ın yaptığı bu şeyi öğrenirse?

Dizide tam her şey sakinleşiyor, karakterler birbirine en şeffaf hallerini gösteriyor derken ortaya çıkan bu sırla en başından beri beklenen o düğün sahnesini görürüz. Rubben yıllar önce Niall’a söylediği gibi onun nefesini kesmeye uğraşırken kendi de yaralanır. En sonda o ahırdan çıkan iki cansız beden en başta yanlış zemine yerleştirilmeye çalışılan yapay inançların ne denli felaketlere sebep olduğunu adeta yüzümüze çarpar. 

"You've wasted your whole life dancing to other people's tunes." — Ruben Pallister

Dizinin belki de en dikkat çeken repliklerinden biri budur. İki karakter de ataerkil düzenin içinde bir rol bulabilmek için kendilerini hapsettikleri hayatların kurbanı olmuşlardır. Kendi müziğine sahip olduğunu düşünen Rubben bile en sonunda erkeklik sandığı o öfke ile verdiği zararı fark etmiştir.

Mutlulukla kalın.

30 Temmuz 2024 Salı

BCP Temmuz * Psikoloji, Yolculuk, Yaz mevsimi ~2024

Merhabalar.
Haziran ayını atladım ama Temmuz'a yetiştim. Bu ayın temasını okuduğum anda aklıma izlediğim Ru dizisi geldi. Çünkü tam olarak ben yazın taa kendisiyim diye bağrıyor bence. O kadar yazı hissettiren bir diziydi ki benim için. Elbiseler, deniz, karakterlerin sahildeki sahneleri, meyveler, renkler neredeyse her şey yazın geldiğini hissettiriyordu bana. Bu yüzden bu diziyi yazayım dedim. Meryem Uzerli'nin dizisi olduğunu biliyordum ama diğer başrolün Burak Berkay Akgül olduğunu gördüğüm anda izlemeye karar verdim. Dizinin konusu şöyle; Reyan, Urla'da şef olan eşiyle beraber bir restoran işletiyordur. Bir gün aldatıldığını öğrenir ve hem evliliği hem de iş ilişkileri çatırdar. Böyle karmakarışık haldeyken pazarda karşılaştığı 18 yaşındaki bir gençle aralarında zamanla derinleşen bir ilişki başlar. İki karakterin de ayrı ayrı süren hayatları hem bu ilişki hem de yeniden ayağa kaldırılmak istenen Ru isimli restoran sayesinde kesişerek devam eder.
Ben yaş farkı, yasak ilişki, toplumda tepki gören konuları çok severim. Diziyi izlememi sağlayan şeylerden biri de bu oldu. Hani tam olarak beklediğimi verdi mi derseniz pek değil. Güzel bir diziydi ama bir noktada yeter bunu da yerli diziye çevirmeyin dediğim yerler oldu. Çekimler muhteşemdi. Her sahne çok güzeldi. Her bölüm açılışı da ayrı güzeldi. Önce Urla'daki başka insanların yaşamlarını görüyoruz o arada ana karakterlerden biri ile bağlanıyor sahne ve biz de onların çevresinde yaşananları, başka insanlar olduğunu, bir yerleşim yerinde olduklarını hissediyoruz. Daha gerçek bir hava katıyor bu da diziye. Çünkü genel olarak Ru'da geçtiği için o dağın başında izole olmuş yerden çıkıp gerçekten yaşayan insanlar olduğunu da fark ediyoruz. Bu aralarındaki ilişkinin yargılanışını da gerçekçi kılıyor böylece.
Diziyi sanatsal yönü için kesin izleyin. Konusunu benim gibi ayrıca sevdiyseniz yine izleyin. Oyunculara düşkünlüğünüz varsa da izleyin, çok başarılılar. Özellikle Meryem Uzerli'ye bayıldım. Rol yapmıyor gibiydi çoğu yerde. Çok doğaldı ve inanılmaz güzeldi. Bakmalara doyamadım onun sahnelerinde. Ama eğer derseniz ki benim izlemem için her yönden mükemmel olmalı, ortalama üstüne razı değilim o zaman hiç izlemeyin. Ben son bölümü daha izlemedim ama tüm olanı biteni öğrendim. Yani belki tüm dizi o büyük olay üzerine kurulsa daha ilgi çekici olurdu ama oturup düşünce de arada ipuçları vardı gibime geliyor. Şu aralar ailemin yanındayım ve pek kendi alanım yok. O yüzden ayrıca inceleyemedim bu yazıdan önce. O yüzden aklımda kalan kadarıyla söylüyorum bunu. 
Bu kadardı. Umarım okurken keyif almışsınızdır. Çok sıcak her şey fazla fazla geliyor bana. Uzatmadan kaçıyorum o yüzden. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

3 Haziran 2024 Pazartesi

BCP Mayıs * Dram, Tarihi, Gotik, İrlanda ~2024

Merhabalar.

Şöyle bir kafamı takvime doğru çevirdim ve Mayıs geçti ben yazıyı yazmadım diye bir uyanış yaşadım. Hemen hızlıca yazacağım çünkü pek vaktim yok. Bu ayın teması dram, tarihi, gotik, İrlanda. Ben bir günde uykusuz kalıp izlediğim Normal People dizisini seçtim bu ay için. Gerçekten beni çok etkiledi. Böyle aşkın ızdırabını çekmeyi sevenler için tam. Yer yer gözyaşlarım pıt pıt döküldü. Çoğu sahnede çenem titredi, sesim kırıldı. Marianne'le kendimi çok özdeşleştirdim. Connell'dan nefret ediyorum onu sevme işini Marianne'e bırakıp tüm nefreti kendi payıma alıyorum. O derece bir nefret. 

Konusuna gelirsek; İralanda'da yaşayan iki lise öğrencisi Marianne ve Connell, Connell'ın annesinin Marianne'lerin evinde çalışması ile birbirlerini tanımaktadırlar. Aynı okula giden ikili Marianne'in dışarıdan soğuk tavrına kıyasla evde arkadaşlık kurmayı başarırlar. Zamanla bu arkadaşlık aşka dönüşür ama ergenlik bunu mahvetmeyi başarır. Devamında da Connell'ın rezillikleri bu mahvoluşu sürdürür. Malesef objektif olamayacağım. Çok kızgınım ona. Daha fazla detay da veremeyeceğim. Kitabı da var ama asla okumayın hiç güzel değil bence. Dizisi daha güzel. Hatta dizisi fazla güzel. Çok güzel işlemişler. Çekim açıları ve kurgu çok başarılı. Kitap okuyormuşsunuz hissini de veriyor bence. Bir de bir arkadaşım izleyip bazı sahnelerin çok falza çıplaklık içermesinden rahatsız olmuş. Uyarayım ben de dizide çıplaklık fazlaca mevcut. Rahatsız olacaksanız pas geçin. Ama dizi çok iyi, oyunculuklar mükemmel. Zaten oyunculuklar bu kadar iyi olmasa şu an Connell'ı oynayan oyuncudan da nefret ediyor olurdum o deree bilendim çocuğa. 

Neyse ben kaçıyorum şimdi. Geç oldu, kısa oldu ama olsun artık. Temmuz sonrası kendimi sarsıp bloga yaz çabuk diye darlayacağım kendimi. Hikaye de yazmak istiyorum bu sefer. Canım kurgu yazmak istiyorum. Bildiğiniz canım çekiyor bu aralar. Ders çalışmam lazım ya hep bundan olmadık işlere özenmem. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

6 Mayıs 2024 Pazartesi

BCP Nisan * Bilimkurgu, Fantastik, Fantezi ve/veya Doğa, Bahar ~2024

Merhabalar.

Bu ayın konusu biraz geçe kaldı. Yoğun bir çalışma halindeyim. Temmuz'da Kpss'ye gireceğim. Günlerim hep ders çalışarak geçiyor. Birazcık da özlemişim bu test çözme olayını yalan yok ama genel olarak bunaltıcı olduğunu da söyleyebilirim. Zaman azaldığı için de başka şeylerle uğraşınca suçluluk duygusu yükleniyor bünyeye. Bakalım inşallah iyi bir puan alıp atanırım. Atanmak mı istiyorum onu da bilmiyorum ama galiba hayallerimin mesleği yerine karnımı doyuracak ve ülke şartlarında beni kimseye muhtaç bırakmayacak işe ihtiyacım var. Kendi başıma bir ev kurabilirsem hayattaki en büyük hayallerimden biri gerçek olacak. Şimdiden yalnızca kendime ait bir evin hayalini kuruyorum. Tek başına olmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Hep böyle hissederdim ama büyüdükçe bu bir ihtiyaca dönüştü.

Bu ayın konusuna uygun bir dizi seçtim. Years and Years. İzlerken beni çok zorladı. Bir bölümde hüngür hüngür ağladım hatta. Genel olarak çok keyifli bir diziydi. Korkutucu bir keyif haha. Dizi 2019'dan 2034'e kadar olan zaman diliminde İngilitere'deki bir ailenin yaşantıları üzerinden dünyayı anlatıyor. Emma Thompson bayıldığım bir oyuncu onu izlemek çok güzel olsa da gerek karakteri gerekse partisinin sembolü gereği beni fazlasıyla rahatsız etti. Tanıdığım birilerine çok benzettim. Dizinin anlattığı her şeyin gerçek olacağına inanıyorum ben. Hem iyi hem kötü şeylerin. İnsanların kocaman bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. İster kullasınlar ister kullanmasınlar. Kullanılmayan potansiyelin bile başka şekillerde dünyaya etkisi olduğunu düşünüyorum. Zaman ilerledikçe de sistemlerin insanları potansiyellerini bastırmaya zorladığına inanıyorum. Şu an benim gibi sınavlara çalışanları bile örnek gösterebilirim. Geleceğe karşı umutlu olan biri değilim. Kendi küçük hayatımda illaki mutlu olur, bir şekilde gülümseyerek yaşarım ama dünyanın geneline bakınca bir sürü sorun var ne yazık ki. Kapımı kapatırsam kendi özel hayatımda da işler yolundaysa benden iyisi yok. Böyle diye diye kendimizi oyalayacak şeylere yönelen insanlar topluluğu olduk. Bu dizi bunu da gösteriyor bence. Ne kadar büyük felaketler olursa olsun evlerinin içinde mutluluk varsa mutlular. Ne zaman ki evin içine sorunlar giriyor o zaman bireyler mutsuzlaşıyor. Daha yazarım ama vaktim yok dediğim gibi. Kısaca çok iyi dizi mutlaka izleyin derim. Ailenin bir parçası gibi hissettim ben izledikçe. Böyle hikayeler gerçekten çok keyifli. Dizideki büyükannenin yaşını düşününce ya ben de o kadar yaşarsam diye düşündüğüm anlar oldu. Ya ben de o kadar yaşarsam? İyi mi kötü mü onu bile bilmiyorum. Bakalım yaşayıp göreceğiz.

Mutlulukla kalın.

8 Ocak 2024 Pazartesi

Kalbimde Yeri Ayrı Olan Dizi Önerileri * HIStory 3: Make Our Days Count

Merhabalar.
Bir önceki yazımda daha aktif olmak istediğimi söylemiştim. O yüzden geçiktirmeden aklımdakileri yazmayı planlıyorum. Ben aslında çok fazla bl yapım izliyorum. Asya bu konuda bolluk içinde. Çok kaliteli işler var. Eğer ilginizi çekiyorsa şimdi size bl türünün en güzel dizilerinden birini anlatacağım. Niyetim bloğu böyle bir tarafa çekmek değil ama önümüzdeki paylaşımlarda bl içerikler fazlaca olacak şimdiden bilgilendirmesini yapayım. 
Dizimiz Tayvan dizisi. 20 bölüm ve her bölüm 25 dakikadan oluşuyor. Konusuna gelecek olursak Xiang Hao Ting lisenin popüler ve bir o kadar yaramaz çocuklarından biridir. Kız kardeşine örnek olmak istediği bir dönem çalışıp çabalayıp 2. olmuş ama ondan sonra dersleri hiç ciddiye almayıp sıralamada sonlara düşmüştür. Bu onun hiç umrunda değildir. O günlerini arkadaşlarıyla takılarak, kız arkadaşının peşinde koşarak, eğlence ile geçirir. Bu serseri oğlumuzun kız arakadaşı da kendi gibi ilgiyi çok sever ve Hao Ting'in artık eskisi kadar ilgili olmadığını düşünüp kendine daha ideal bir aday seçmek ister. Okulun dahisi Yu Xi Gu. Yu Xi Gu derslerde hep birincidir. Çok iyi bir okula gideceği kesin, geleceği parlak, çalışkan biridir. Kızımız HaoTing'e YuXiGu'dan hoşlandığını söyler. Bunu duyan HaoTing'de hırs yapar ve intikam almak ister. Başta XiGu için hayatı zorlaştırmak için her şeyi yapsa da zamanla onun yaşadığı başka problemleri fark eder ve kendini suçlu hisseder. Ama hissettiği tek şey suçluluk değildir. HaoTing YuXiGu'dan hoşlanmaya başladığını fark eder ve hislerini ona açar. Israrcı aşığımız kabul edilmek için her şeyi yapacaktır. Bakalım YuXiGu zorlu hayatına bu şımarık çocuğu kabul edip kalbinde aşka yer açacak mı?
*Belki biraz spoiler olabilir bundan sonrasında.
Ben diziyi hala arada açar izlerim. Çok kaliteli bir iş bence. History Tayvan'da seri olarak çekilen bir iş. Yani başka hikayeler de var başka oyuncularla. Ama galiba ben en çok bu hikayeyi seviyorum. Dram ağırlıklı bir dizi olduğu için de ayrıca bağlandım. Bu tür işler benim için unutulmaz oluyor hep. Hala bazı resimlerde, müziklerinde aynı duyguları hissettiriyor bana. HaoTing ve XiGu'nun beraber kurdukları dünya ve buna doyamadan yaşamak zorunda kaldıkları hala içimi yakıyor. Onları çok seviyorum ben.
Eğer izlemediyseniz ve Asya bl yapımlarına ilginiz varsa mutlaka izleyin derim. Çok şey kaçırıyorsunuz. Oyuncular bu sene başka bir dizide de yan rol olarak yer aldılar. Herkes bu dizinin 2. sezonunu bekliyor ama zor gibi. Bakalım ilerine ne olursa artık. Ah bir de başka bir Japon bl dizisinde kendi karakterleriyle sonda ufak bir gözüktüler. Çok buruktu orası da benim için ama çok da anlamlıydı. Dizilerin isimleri Kiseki ve Life: Love on the Line bu arada. Belki merak eden olur. İlkini ben sevemedim pek devam ettiremedim o yüzden ama ikincisi izleme listemde. Konusunu artık öğrendim sayılır ama o da dram olduğu için izlemek istiyorum. 
Evet bu kadardı. Artık eskisi gibi uzun uzun spoiler yazıları yazmıyorum. Çok vakit alıyor öyle olunca. İçimden geçen öylesi ama artık olduğu kadar. Ses kaydı atılıyor olsa daha pratik olur aslında. Saatlerce filmler, diziler, kitaplar hakkında konuşmak istiyorum.
Hoşçakalın.
Mutlulukla kalın.

17 Aralık 2023 Pazar

Kalbimde Yeri Ayrı Olan Dizi Önerileri * Be My Favorite

Merhabalar.
Asya yapımlarına ilgi duyduktan sonra bir noktada sadece Kore değil diğer ülkelerin işlerini de merak eder oluyorsunuz. En azından ben de böyle oldu. Kore'nin komşularından başlayıp yavaş yavaş haritada uzaklaştım ve bir gün Tayland diye bir ülkenin dizi-filmleri de fena değilmiş dediğim bir an yaşadım. Sonra bir de baktım ki aslında yeppudaa'da izlediğim bazı filmler zaten Tayland filmiymiş. Neyse başta lakornlara baktım ama cıks olmadı. Bana gelmedi o tarz. Sonra Tayland eğlence sektörünün demirbaşlarından biri olan bl yapımları gördüm. Aa ne kadar farklı, ülkede böyle işlerin yapılıyor olması ne kadar güzel, keşke bizde de böyle özgürce anlatılabilse bu konular derken aslında orada da bu dizilerin biraz hayranlardan para koparma amacı olduğunu, gerçek dertlerin işlenmediğini düşünmeye başladım. Bu düşünce sürecinde birkaç diziyi izlemiştim. İçlerinden bazıları gerçekten çok güzeldi. Bazıları çok ders verici, tam da önemli noktalara parmak basan işlerdi. Ama çoğunluğu fanlara yaranmaya çalışılan ve saçma işlerdi. O yüzden oradan da uzaklaştım. Neyse sonra çok sevdiğim bir dizide oynayan çok sevdiğim bir oyuncu yeni bir diziye başladı. Partneri çok da sevmediğim biriydi. Konuya baktım, ilk bölüme şöyle bir bakındım ve hmm izleyeyim dedim. Konu fena değildi. Başrolü çok beğeniyordum. Teknik kalite de çok iyiydi, bunu Tayland'da bulmak zor çünkü bence. Neyse işte izlemeye başladım. İzledikçe bağlandım. Bazı sahneler geldikçe takdir ettim. Onların ilişkisini gördükçe o aşka aşık oldum. Ve çok keyifli, çok sevdiğim bir dizi izlemiş oldum. Size de anlatmak istiyorum şimdi bu diziyi. Hatta kendimi motive edip daha çok dizi yazmak istiyorum buraya.
Şimdi dizinin konusuna gelelim. Kawi (Krist Perawat), otuzlarında, mutsuz, para sıkıntısı çeken ve lisede yapmadığı şeylerin ve kavuşamadığı aşkının pişmanlığıyla hayatı kendine dar eden biridir. Üniversite döneminde babasının maddi sıkıntıları yüzünden kendini tüm ekstra masraflardan çekmiş, bir işte çalışan ve bu sebeplerle sosyalleşemeyen bir öğrencidir. Kendini geri çektiği her seferde üzülse de bir türlü kabuğunu kıramaz. Üniversitedeki gizli arkadaşlık uygulaması ile Pearl (Aye Sarunchana) ile eşleşmiştir. Ona kim olduğunu söylemeden hediyeler alır, okulda ona faydası olan yardımlarda bulunur. Bir yandan da Pearl'den hoşlanıyordur. Bu gizli arkadaşlık uygulamasında herkesin kimle eşleştiğinin açıklanacağı gün Pearl için son parasıyla bir müzik küresi alır. Heyecanla ona götürürken birine çarpar ve küre kırılır. Verecek bir hediyesi olmadığı için kendini açık etmeye gitmez. Ama onun yerine giden biri vardır, Pisaeng (Gawin Caskey). Benim aşkım bu işte hihii :). Pisaeng, Pearl ile çocukluk arkadaşıdır ve orada boynu bükük kalınca gizli arkadaşın benim deyip öne çıkar. Yapılan tüm o jestleri de Pisaeng yapmış görünür böylece. Kawi buna çok kızar ama sesini çıkarmaz. Yıllar geçer ve Kawi mutsuz ve pişmanlıklarla dolu bir yetişkin olur. Bir gün ona bir davetiye gelir. Pearl ve Pisaeng evleniyordur ve Kawi de davetlidir. Bunu görüp daha fazla öfkelenen, hayatına isyan eden Kawi kırık küreyi alır ve tamirciye gider. Ama tamirci yıllar önce üretilen bu küreyi tamir edemeyeceğini söyleyip reddeder. Kawi o an tüm öfkesiyle bağırıp sızlanır. Hayatının mahvolduğunu, pişmanlıklarını, mutsuzluklarını döker ortaya ve çıkar gider bir banka oturur. O sırada yanına bir adam gelir ve ona küreyi tamir edip ona geri verebileceğini söyler. Biraz tereddüt etse de kabul eder. Ama hemen sonra pişman olur. Ya adam geri vermezse, ya onu dolandırdıysa, ama ucuz bir küre için niye bunu yapsın ki, hayatı yine berbat gidiyor işte, bir küre kalmıştı elinde o da gitti, Pearl de Pisaeng'le evleniyor derken derken adam küreyi geri gönderir. Tüm bu olumsuz duygularını beslemeyi bir an için bırakmayı başaran Kawi küreyi alır, çevirir ve bir anda her şey değişmiştir. Kawi geçmişe, üniversitedeki ilk yılına geri dönmüştür. Bunun ona verilen 2. şans olduğunu öğrenen Kawi bu kez tüm işleri doğru yapmaya ve Pearl'e kavuşmaya kararlıdır. Zamanla verdiği tüm kararların geleceği öngörülemez şekilde değiştirdiğini ve Kawi'ye göre daha da mahvettiğini gördükçe ne yapacağını bilemez hale gelir. Ama Kawi'nin olumsuz olarak gördüğü bu değişiklikler belki de herkes için 2. bir şanstır. 
Ben diziyi çok ama çok sevdim. Pisaeng hem oyuncusuyla hem karakteriyle beni kendine hayran bıraktı. Hatta bir ara herkese bir Pisaeng verilse dünyada mutsuz ilişki kalmaz diye bile düşündüm. Ya da sadece bana verin. :D Kawi'nin karakter gelişimi de çok iyi işlenmişti. Olgunlaşması, hayatının kontrolünü ele alması, sürekli şikayet etmek yerine olduğu durumu iyileştirmeyi öğrenmesi çok iyi işlenmişti. Diğer karakterlerin hikayeleri de işlenmişti ve onlar da gerçekten çok güzledi. Her bir detayıyla bayıldığım bir dizi kısacası. Eğer Tayland işlerini seviyorsanız, bl dizi izlemek istiyorsanız ama kalitelisini bulmak istiyorsanız, Gawin'e özel bir düşkünlüğünüz varsa benim gibi :) ya da arada farklı 12 bölümlük hoş bir dizi izleyeyim farklı bir kültür göreyim derseniz tavsiye ederim. Yani kısaca herkese tavsiye ediyorum bu diziyi. Ben kesin tekrar izlerim çünkü editleri görünce bile yüzüm gülüyor. Bu kadardı. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

2 Eylül 2023 Cumartesi

BCP Ağustos * Savaş, Tarih ve Yolculuk

Merhabalar.

Bcp etkinliğinin Ağustos ayını biraz geç yazabildim. Yoğun bir aydı ve bittiğini bile sonradan fark ettim. Kurslarım bitti. Sertifika sınavlarımı geçtim. Bu sene Yks'ye girmiştim ve tercih yaptım tercihime de yerleştim. Yeni dönemde bir üniversite öğrencisi olarak 2. üniversitemi okuyor olacağım inşallah. Çok heyecanlıyım yoğun dönemlere geri dönüyorum.

Bcp için birkaç film seçtim. Hepsi de çok severek izlediğim filmler. Umarım sizler de seversiniz. Hepsini öneririm. 

Önce yolculuk teması için seçtiğim şeylere bakalım. Farewell Song filmi ve 3 Will Be Free dizisi. Bir tane de dizi var seçtiklerim arasında söylemeyi unuttum. Daha önce bloğa yazdım yazısını. Benim en sevdiğim ve genele göre kaliteli kalan Tayland dizilerinden. Tam bir suç, kaçma-kovalama, yolculuk, oraların sıcak havasının izlerken sizi yaktığı bir dizi. Farewell Song ise benim Japon aşkım Ryo Narita ve kraliçem Mugi Kadowaki için izlemeye başladığım ve bayıldığım bir film. Bir müzik grubunun son turnelerine çıkmaları ve bu yolculukta aralarındaki sorunlarla yüzleşmelerini izliyoruz. Muhteşemdi.

Şimdi sıra savaş temasında. Firebird, Atonement ve Moffie. Önce Atonement. Ben Keira Knightley'e aşığım. Kadının her şeyine bayılıyorum. Lisede bir dönem oynadığı tüm işlerini sırayla izliyordum ve bu film beni acayip etkilemişti. Hala her şeyiyle aklımda. Çoğu kişi biliyordur bence. Bilmeyenler de bence izlesin. Havası çok güzel filmin.

Firebird filminde savaş var mıydı hatırlamıyorum şu an açıkçası. Askeriyede geçen bir film. Filmde uzun bir zaman aralığı işleniyor. İzlemesi çok keyifli. Çok yürek burkan bir aşkı anlatıyor. Savaş yoktuysa bile burada dursun izlemek isteyenler için. Askeriyedeki bir erle komutanın aralarındaki aşk hikayesini anlatan güzel bir film.

Moffie ise tam bir savaş filmi. İzlerken gerim gerim gerildim. Ben askeriye mantığını oldum olası sevmem. Bu film neden sevmediğimi bana hatırlattı. Bir kitap uyarlamasıymış. Okumayı çok istiyorum. Filmi izledikten sonra araştırmıştım ama siz biliyorsunuz ki bu kız tam bir erteleme makinası o yüzden unuttum gitti. Bcp sağ olsun bana hatırlatmış oldu. İşte bloğu hayatımızdaki güzelliklerinden biri. Filme dönersek ben ana karakterin yanında Sachs karakterini de çok sevdim. Bir şekilde kendime yakın hissettim hatta. Zor bir film ama güzel bir film.

Evet bu seferki önerilerim bu kadar. Umarım seversiniz. Ben koşuşturmaya devam edeceğim bu süreçte. Ama çok iyi geliyor var ya. Hele ki evde kaldığım o dönemlerden sonra. Psikolojim düzeliyor en önemlisi o. Eskiye dönmeyi hiç istemiyorum. Kendinize çok iyi bakın.

Mutlulukla kalın. 

1 Ağustos 2023 Salı

BCP Temmuz * Komedi, Mizah, Alman Edebiyatı

Merhabalar.

Bu BCP'ler de olmasa buraya uğradığım yok valla. Havalar çok sıcak. Yaz kurslarına başladım. Almanca ve İşaret Dili öğreniyorum. Geriye dönüp bakınca bu yoğunluk iyi geliyor ve mutlu ediyor beni. Konu Alman edebiyatıyken hazır da Almanca öğreniyorum diye kitap seçmek istedim ama yeni dönem insanı kitap okuyamıyormuş. Topu tüm dünyaya atayım da ben tembel görünmeyeyim. :D

Kitap okumadığım için ben de dizilerden seçtim bu ay. İlk dizimiz benim aşık olduğum Jeon Do Yeon'un dizisi, Crash Course in Romance. Yetişkin insanların aşk hikayelerini seviyorsanız mutlaka izleyin. Hayat koşuşturmasında olan iki insanın başta düşmanlıkla başlayan daha sonra hoşlantıya dönen çok tatlı, çok romantik hikayesi. Aşk adam Jung Kyung Ho da bizi bir kez daha hayran bırakıyor. Hele Dispatch'in sevgilisiyle yakaladığı bir an var. Resmen gerçek kdrama. Gözlerimde kalplerle okumuştum o haberi. :)

İkinci dizimiz de Kore'den The Boy Next Door. Webtoondan uyarlanmış. Choi Woo Shik ile Jang Ki Yong çok sevdiğim aktörler. İkisini böyle bir hikayede izlemek aşırı eğlenceliydi. Sürekli kahkaha atıyorsunuz. Ben zaten bromance ve bl dizilerini izlemeyi çok seviyorum. İşin içine komedi de girince tam safe dizilerden oluyor. 

Ve son olarak da güncel izlediğim bir Tayland dizisini önereceğim. Be My Favorite. Tayland sektöründen gelen haberler beni sektörden çok soğutmuştu. Ama bu dizi nasıl olduysa ilgimi çekti ve bir bakayım derken müptelası oldum. Gawin çok sevdiğim bir oyuncu. Krist sıkıntılı biri olsa da benim gözümde, iyi bir oyuncu olduğu için ve Gawin ile enerjileri süper uyumlu olduğu için izlerken de keyif alıyorum. Biraz fantastik, biraz dram, bolca romantik komedi. Bu dizi bl türünde. Onu da belirteyim izleyecekler için.

Benim bu ayım böyle. Sıcakta hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Çok bunaltıcı. Konuları da uzun uzun yazmak isterdim ama klavye bile yanıyor şu an. Umarım blogları gezip okuyacak enerjim ve odağım olur. Siz de bir şeyler okumakta zorlanıyor musunuz? Hayat sanki korona sonrası bambaşkalaştı. hıh.

Mutlulukla kalın. :)

1 Mart 2023 Çarşamba

BCP Şubat * Şiir ve Psikoloji

Merhabalar.

Bcp Ocak yazısı geç gelmiş olsa da Şubat'ı geciktirmek istemedim pek. Sizler de Blogları Canlandırma Etkinliğine katılmak isterseniz Okurix bloguna buradan ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Bu ayın konusu hakkında düşünürken tek bir öneri yapmak istemedim. Hem bu ay izlediğim hem de öncesinde izleyip Bcp içinde önermek istediğim işleri yazmak istiyorum.

-Bu ay izlediğim bir filmle başlayayım. Sister My Sister. Bu film 1933 yılında Fransa'da yaşanan bir cinayet olayını konu alıyor. Ben gerçek suç konularını kurguda izlemeyi sevmiyorum. Bu filmde de o his vardı. Ama oyunculukların övüldüğünü görünce izlemek istemiştim ve iki kız kardeşin oyunculuğunu, evin hanımları ile hizmetçilerin aynı evde görünmez duvarlarla ayrılmış yaşamlarını izlemek güzeldi. Onun dışında ortalama diyebilirim. Ama gerçekte yaşayan kişilerin çocukluğundan geçen travmaları öğrenince çok üzülmüştüm.

-Bu ay baştan sona izlememiş olsam da hayatımın her anında mutlaka azar azar da olsa izlediğim bir dizi Lost. Benim en sevdiğim Kore dizisi oldu artık kendileri. Her detayına aşığım. Bence psikoloji türüne çok yakışan bir havası var.

-Bir başka dizi de Grey Rainbow olsun istedim. Oyunculuklar amatör kalabilir ama çekim kalitesini, konunun işleniş tarzını çok beğeniyorum ben. Bir Tayland dizisi. Konuyu sevmeyen insanlar olabilir o yüzden öncesinden bir okuyun. Ben Tayland yapımlarından genelde bl türünde olanları izliyorum. Onlardan da kalitelisi ya da bana hitap edeni diyeyim, çok az çıkıyor. Gray Rainbow da onlardan biri. Benim için, bir anda sevdim nasıl oldu anlamadım diyebileceğim dizilerden.

-Bir başka önerim ise belki çoğu kişinin karşısına çıkmıştır. Kısa animasyon filmi olan The Boy, the Mole, the Fox and the Horse. Aklınız erdiğinde daha da anlamlanan mesajlarıyla o karların içinde içinizi sıcacık yapan bir film. Hani toplumlar hakkında, yeni nesil hakkında bir sürü eleştiri ya da yorumda bulunuluyor ya son zamanlarda. Bireysellik, mental rahatsızlıklar, toplumsal dejenerasyon gibi gibi. Onlara öğüt niteliği var.

Ben şu an kişisel hayatımda ve zihin dünyamda hiçbir gerçekliğe inanamaz olduğum bir noktadayım. Dünyanın bir yerlerinde yaşanıyor denenler, kendi ülkemizde olduğu söylenen şeyler ve daha başka pek çok ifadeyi kulaklarım duyuyor, gözlerim görüyor ama beynim kabul edemiyor, inanamıyor. İnkar gibi de değil ama sanki soyutlandım. Acıdan uyuşuyorum artık. Birilerini, bir şeyleri haklı bulmak haksız bulmak. Doğrusu neydi, yanlış olan ne çözemiyorum. Muhtemelen bu yazdıklarım bile bendekilerin ufacık bir yansıması oldu ve kendim bile çözemediğim zihin karmaşamı asla anlatamadım ama parmaklarım yazmaya başladı ve durdurmadım. Yazının geneli dağınık olabilir o yüzden kusura bakmayın. Kafamı toplamak biraz zor bu aralar. Umarım öneriler hoşunuza gider. Bu sefer böyle oldu. Kendinize iyi bakın.

Berrak bir zihin -umarım- ve...

Mutlulukla kalın.

4 Temmuz 2022 Pazartesi

BCP Haziran * Happy Birthday The Series

Merhabalar.
Blogları canlandırma projesine Haziran ayıyla devam ediyoruz. Benim bilgisayarım bozuldugu icin bu yaziyi telefondan yaziyorum. Bu yuzden Turkce harfleri kullanmadigim ya da yanlis yazdigim yerler olabilir. Kusura bakmayin lutfen. Bu seferlik boyle olsun. Bu ayin konusu Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi, Fantastik. Ben normalde pek fantastik hikayelere yanasmam. Oldum olasi gercek hayat hikayeleri daha cok ceker beni. Bu ay ne yapacagim diye dusunurken hic farkinda olmadan fantastik ogelerin oldugu bir dizi izledigimi fark ettim. Diziyi cok da sevdigim icin buraya yazmayi dusunuyordum zaten. Bu vesile ile paylasayim dedim ben de. Telefonla yazdigim icin cok ayrintili yazamayacagim ama kisaca konusundan bahsedip belki baska zamana ayrintili bir yazi girerim dizi hakkinda. Siz de bu etkinliğe katılmak isterseniz buradan bilgilere ulaşabilrisiniz.
*** İki büklüm de olsa kablolarla bir bilgisayara ulaşamayı başardım. Eğer olduğum yerden kovulmaz ya da bel ağrısından pes etmezsem yazabilecek gibiyim. Başlayalım bakalım. ***

Ben diziyi şirketin Youtube kanalından izledim. Orada mutlaka İngilizce altyazı oluyor. Ama bazen gönüllü çevirmenlerin başka dillerde eklediği altyazılar da olabiliyor. Bakarsınız. Buraya bırakıyorum siteyi. Dizinin konusuna gelelim o halde. Thannam 17 yaşında bir genç kızdır. Bir gece göl kenarında otururken buluruz onu. Bir başka yerde de Thannam'ın erkek kardeşi doğmak üzeredir. Bu iki farklı mekan arası olanları izlerken Thannam yerinden kalkar ve göle girerek intihar eder. Bir hayat doğarken bir hayat kendi isteğiyle veda etmiştir bu dünyaya. Daha sonra aradan tam 17 yıl geçmişken kalan insanların nasıl yaşadığını izlemeye başlarız. Tonmai, Thannam'ın erkek kardeşi, ablasının öldüğü gün doğduğu için asla doğum günü kutlamamış, babasından hep sert bir tavır görmüş bir çocuktur. Tek arkadaşı Noina ismindeki bir kızdır. Okulda dışlanır, evde babasından sevgi göremez, Noina'dan hoşlanırken onun en yakın arkadaşı olarak yanında olup sevgilisi ile mutlu hallerini izlemek zorunda kalır. Hayatı böyle bir haldeyken 17. yaş günü gelir. Babası her seneden farklı olarak bu sene ona bir hediye verir. Bu hediye ablasının odasıdır. Buna çok sevinen Tonmai büyük bir heyecanla odayı keşfetmeye başlar. O sırada lambanın bozuk olduğunu keşfeder ve gidip ampülü değiştirir. Tam ışık geri geldiğinde yanı başında kendini izleyen birini fark eder. Dikkatli bakınca bunun ablasının anma fotoğraflarındaki kıza çok benzediğini anlar. O an ablasının hayaletinin 17 yıldır bu odada hapsolduğunu öğrenir. Thannam öldüğü zamandan beri buradadır. Ama hafızasını kaybetmiştir ve neden hala reankarne olmadığını anlamayamıyordur. Tonmai ablasına geçmişte olanları hatırlaması konusunda yardım ederken bir yandan da onunla yaşamayadığı abla-kardeş ilişkisini yaşamaya başlar. İki kardeş birbirlerine her koşulda destek olup birbirlerinin hayatını güzelleştirmek için çabalarlar. Ama Tonmai'in anlamadığı bir şey vardır. Bu kadar güzel bir hayatı olan ablası neden ölmek istemiştir? Geçmişe gidildikçe hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, gerçeğin çok farklı olduğunu anlar. 

***
Ben diziyi çok ama çok beğendim. Ağlamaktan bir hal oldum bile diyebilirim. Öyle dağıttı beni. Hikayesi, karakterleri, müzikleri her şeyiyle öyle güzel öyle anlamlıydı ki. Mutlaka izleyin derim. Tayland dizilerinde bazı teknik bozukluklara rastlanabiliyor ya da bana izlerken saçma gelen sahneler oluyor bazen. Ama bu dizide rahatsız olduğum hiçbir nokta olmadı diğer şikayetlerimdeki gibi. Başrol kızı zaten çok seviyorum. Bloğa yazdığım 3 Will Be Free dizisinden de oynuyor. Çok yetenekli biri bana göre. 
Şimdilik bu kadarla bitireyim. Geç de olsa yazabilidğim için mutluyum. Umarım ilginizi çeker ve umarım izleyenler beğenir. Yorumlarda konuşabiliriz dizi hakkında. Ben de çok ayrı bir yer edindi kendine. İyi ki izlemişim diyorum. :)
Mutlulukla kalın.

18 Mayıs 2022 Çarşamba

Crazy Love - Dizi

Merhabalar.
Yakın zamanda izlediğim ve beklemediğim şekilde çok sevdiğim bir diziyi anlatacağım bugün. Diziden bir sürü ekran alıntısı birikmiş. Yazmaya karar verince fark ettim. İzlediğim dönemde Twitter'da her bölüm yorum yapıyordum. Orası da benim dizi-film yazma alanım oldu bir nevi. Kendi başıma takılıyorum. O yüzden blog için resimler arasında seçim yapmam gerekti. 3 haneli sayılardan yarıya inmeyi başardım ama amacım bu yazıyı yazarken onları da azaltmak ve minimum resimle bitirmek. Ama hepsi öyle güzeller ki yazı için de çokça nolur izleyin, çok yakışıyorlar, çok tatlılar deyişlerimin birincisini yapayım. Artık başlayalım güzel dizimizi anlatmaya.
Konusu şöyle ki; Noh Go Jin Kore'nin en başarılı matematik hocalarından biridir ve çok büyük bir etüt merkezi vardır. Ülkenin en iyi eğitmenleri ile çalışan, hep kazanç odaklı düşünen, sert ve acımasız biridir. Yıllar içinde tüm sekreterlerini kaçırmış ve onlarca nefret mesajı alıyordur. 
İşte bu zor adamın son sekreteri olan Lee Shin A tam bir yıldır onun zorbalıklarına dayanmış ve işini en iyi şekilde yapmak için kendini hırpalamıştır. Sürekli baş ağrıları çeken ve avuç avuç ilaç içen Lee Shin A'nın arkadaşı doktora gitmesi için ısrar eder. 
Doktor konrtolünden sonra aslında migren yüzünden değil beynindeki tümör yüzünden ağrılar çektiğini öğrenir. Sonuçlara göre çok az ömrü kalmıştır. Bu süreçte tedavi alması ve stresten uzak durması gerekir. Stresin vücut bulmuş hali ile çalışan Lee Shin A bu genç yaşında karşılaştığı bu hastalık için Noh Go Jin'i suçlar ve ondan intikam almaya karar verir. 
Bir gece Noh Go Jin'in tatil evine gizlice girer ve ona çekiçle saldırırmayı planlar. Ancak o anda bundan vazgeçer ve yanında getirdiği Noh Go Jin'in nefret ettiği soğanları onun başına saçıp yüzünde paraladığı istifa mektubunu suratına çarpıp çıkar gider. Ancak kinci Go Jin onu böylece bırakmaz ve peşine düşer. Kaçma kovalamaca içinde en sonunda Lee Shin A arabaya binip gitmeyi başarır ama onu arayıp tehditlerine devam eden Go Jin'in sesi bir anda gider. Endişelenen Lee Shin A eve geri döner ve ona birinin araba ile çarptığını görür. Hemen hastaneye kaldırılır. 
Her ne kadar onu iyi etmek için her şeyi yapsa da Lee Shin A'nın hırsı geçmemiştir. Üstelik oraya çekiçle gitmesi, eve zorla girmesi, yaptıkları kovalamaca onu şüpheli gösterdiği için aslında Noh Go Jin ile nişanlı olduklarını söyler. Şansına bu kazadan sonra Noh Go Jin hafızasını kaybetmiştir ve bu oyunu sürdürebileceğini anlayan Lee Shin A bu şansını sonuna kadar kullanır. 
İkilinin bu sahte nişanlılık süreçleri çok tatlıydı. Zaten iki oyuncuyu da acayip fazla sevdiğim için ayıla bayıla izledim. Ayırca ikisi birbirlerine çok yakışıyor. Bayıldım. Aslında bu dizi benim ruhsal olarak çok kötü, neşesiz olduğum dönemde karşıma çıktı. İlk 4 bölümden sonra izlemeye başladım ben. Onun öncesinde gördüğüm kesitler ve insanların tepkilerine bakarak yine boşa harcanan potansiyel diye düşünüp üzülmüştüm. Ama bir şekilde merak da ediyordum çünkü başrolleri seviyorum. Sonradan öğrendim ki benim yine ayılıp bayıldığım Jugglers dizisinin yöntmeni çekiyor diziyi. Senaristinin önceki drama special işini de çok seviyorum çünkü onda da Kim Seul Gi aşkım oynuyor. O yüzden ne ile karşı karşıya olduğumu kafamda tartıp izlemeye karar verdim. İyi ki de izlemişim. Her bölüm beni çok mutlu eden, kafamdaki kara bulutları dağıtan, kalbimi pır pır attıran, yüzüme kocaman gülümsemeler veren bir dizi oldu.

***Bundan sonrası Spoiler olsun.***
Hafızası kaybeden ve resmen bebekleşen Go Jin çok sevimliydi. Hep de Lee Sihn A'ya sığınır bir pozisyonda olunca izlerken seker komasına girdimdiyebilirim.  Tabi sonra bu hafıza kaybının numara olduğunu anlayınca da sen ne çakalsın sen diye düşündüm. :D Dizinin en sevdiğim yanlarından biri buydu. Hiçbir dramayı sakız gibi uzatmadılar. Hepsi tadında ve yavaş yavaş hikayeye katkı sağlayan düzeydeydi. O yüzde ne hafıza kaybı, ne hastalık, ne Noh Go Jin'e gelen ölüm tehditleri, ne arkadaşının ihaneti sıkmadan rayına oturdu ve kendini izlettirdi. 
Ya bakışlara bak. <3
Shin A'nın babasının ona oğlu gibi davranması Go Jin'i çok etkiledi. Onun geçmişini öğrendikçe de sevilmeye olan ihtiyacı çok yaraladı beni. Neyse ki sonunda onu çok sevecek bir aile buldu. 

Köy romantizmi. :D
Kıyamam burada patatese bakarak Lee Shin A'yı düşünüyordu. Kdramalar çok seviyor patates romantizmini. Caaanım dizi The Greatest Love'a selam olsun. :)
Ve Go Jin'in her şeyi hatırladığını söylediği an. Kıza ne çektirdi ya. Sinir adam. Aslında çok sinir hareketleri var bakmayın böyle ayılıp bayıldığıma. Kdrama diye ses etmiyorum ama gerçekte olsa kaç kızım durma bu zorbayla derdim Lee Shin A'ya. Ama kdrama erkeği yani, matematiği belli. O yüzden belli bir kabulle beraber etkileniyoruz. 
Dizide Noh Go Jin, erken yaşta ailesini kaybetmesi, daha sonrasında iş dünyasında yaşadıkları, eski sevgilisinin onu terk etmesi hatta en yakın arkadaşının ihnaeti dahil yaşadığı tüm şeylerle 'kimse benim yanımda değil' diye düşünüyor. Ve Shin A onu her durumda destekleyince ondan bu yüzden etkilenmeye başlamasını çok sevdim. Çok dokunaklıydı. Aslında asla kafamda aşk yaşayacaklarını düşünmediğim tipte iki insan ama işte yazılınca oluyor. İzledikçe ben de aşk daha çok aşk modundaydım. :D

Ay buralarda kızdan etkileniyor ama pislik yapmadan duramadığı için de geri kendi üzülüyor. Güya tek parmakla da kıza yardımcı oluyor. Ah Go Jin ah... Kim Jae Wook olmasa arada sana nasıl kızacağım ama bu muhteşem adamın yüzüne bakarak asla kötü bir şey söyleyemem ben. Hayır, asla...
Yastık savaşında içimin yağları eridi şimdi yalan yok. :D
İlk öpücük, nedeni beni üzen ama sonrasında ihihihi diye sevindiren bir şeydi. Sadece eski sevgilisini kıskandırmak için kızı öptü ama sonrasındaki özür sahnesi, sürekli aklına gelmesi, olmadık zamanlarda Shin A onu öpecek sanıp heyecan yapması, bknz bir sonraki resim, güzeldi.

Ve bence duygularının en farkında olduğu an. Yine kdrama erkekleri kıza 'sen nesin böyle' dediğinde anlıyoruz ki sistemlerini bozan bir duygu durumu ile karşı karşıyalar. O zaman oldu bu iş. 

Birkaç tatlış resmi koyup yazmadan geçeyim. Silmek istemiyorum ama yazmak da istemiyorum. Ama belki yazarım da kendime güvenmiyorum. :D




Bu günlük bölümlerinde çok duygulandım. Hatta gözyaşı döktüm. Shin A'nın o kendini motive etme çabası, hastalığını öğrendiğinde yazdıkları, ailesine yazdıkları çok dokunaklıydı. 




Oy dizinin en tatlı bir başka karakteri de Shin A'nın babasıydı. Basılma anları müthiş. :D

Mesajlaşmanızı yerim sizin aşklarım. <3



<3

Sonunda shop dışında bir fotoğrafları oldu. :D
Ahh buralarda da çok üzüldüm. Canom Go Jin kıyamam sana. Go Jin'e yapılanlara çok kızdım ben ama. Hatta sonunda herkesi affetmesine de çok kızdım. Bu işler o kadar kolay olmamalı. Adam iş hayatında ne kadar zor biri olursa olsun resmen adamı ölümle tehdit ettiler. Hatta bazıları bunu denedi. İşini bozdular, itibarını zedelediler. Ama bir özürle hepsi silindi öyle mi? Ben hala dizideki o kişileri affetmedim ama bu bir romcom yani her şey tatlıya bağlanacaktı ve bağladı da. 

Go Jin'in eski sevgilisi So Young da çok güzel bir kadın. Dizi boyunca öyle zarifti ki bayıldım. Arada Shin A'nın yüzüne gülüp kuyusunu kazdığı için gıcık olsam da oyuncu çok güzel birisi. Aslında ikili de yakışıyormuş bence. 



Mesela kadın şu Jtbc logolu kıyafetiyle bile şık duruyor. Kıyafeti gördüğüm anda aklımda bu terim vardı. Sizce de benzemiyor mu? 
Herkesi affeden yüce gönüllü Go Jin'ciğim. Ve Go Jin'e böyle düşmemi sağlayan müthiş insan Kim Jae Wook. <3

Ay bu sahne müthişti. ShinA'nın kardeşi oyuncu olmak için okulu bırakıyor. Go Jin'i de çok seviyor çocuk enişte enişte diye. Go Jin burada laf arasında sen de üniversiteye geri dönsen, oyunculuk eğitimi alıp yavaş yavaş kendini geliştirerek bu işleri yapsan diyor. Ve çocuk trans halinde evet gireceğim diye tepki veriyor. Go Jin dahil herkes şaşkın bu kadar kolay mı oldu şimdi diye. Sonra tabii Go Jin'ciğimiz havasnı atıyor ben Noh Go Jin'im Kore'de üniveristeye sokamayacağım öğrenci yok falan filan diye. Çok sevimliler ya. 

Oy benim pamuk kızım da hayallerinin peşinden gitti dizide ve başardı. Shin A hep eğitmen olmak istemiş. Hatta şirkete de bu iş için katılmış ama belli bir staj sonunda sınavı geçemeyince önüne bir şeçenek sunmuşlar. Ya ayrılırsın ya da sekreterlik ofisinde çalışırsın diye. Shin A da iş için orada kalmış ve devamını biliyoruz zaten. Ancak hayalini hep gerçekleştirmek isteyen bir tarafı var ve bunun için kendini geliştirip başarmak için çabalıyor. Ders anlatırken çekindiği için de kafasına bir maske takıp videolar çekiyor. Ve kısa zamanda çok popüler oluyor. Herkes onun peşinde gel bizle çalış diye. O da gidip Go Jin'in eski öğretmeni ve şimdiki rakibi olan adamın şirketini seçiyor. Yani dizide başka şirket yoktu o yüzden seçtirdiler muhtemelen ama adamla Go Jin'in sahneleri çok komikti. İyi ki onu seçmiş dedim izlerken. 

Evlilik teklifi de geldi. Çok da romantikti. :)


Go Jin'in kaktüsleri yerini çiçeklere bıraktı. Tıpkı hayatına Shin A'nın girmesi ile güzelleşen diğer her şey gibi. 


Ve mutlu son. :)

***

Evet dizinin spoiler kısımları da bitti. Dediğim gibi ben ayıla bayıla izledim. Çünkü tam olarak böyle bir diziye ihtiyacım vardı. Bunun dışında çekim kalitesi, müzikleri, oyunculuklar, diyaloglar da çok hoşuma gitti. Bazı sıkan sahneler vardı yan kararkterlerle alakalı ama ana çiftin hikayesi çok güzeldi bence. Sizler de şans verebilirsiniz. İki oyuncunun kimyası aşırı tutmuş bence. Çok yakışıyorlar, çok güzel rol yapıyorlar karşılıklı, kamera arkasında da bir başkalar hani, bence yani. Ben ikisini de çok çok sevdiğim için onları yan yana görmek çok keyifliydi. İyleyeceklere iyi seyirler. İzlemiş olanlarla yorumlarda sohbet edebiliriz. Benden bu kadar. Blog yazım performansım düştü gibi hissediyorum o yüzden saçmalığım yerler olduysa kusura bakmayın. 

Mutlulukla kalın.