Neler Hakkında Yazıyorum?

hamam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hamam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2020 Salı

Harem Suare - Film

Merhabalar.
Bir süre önce Ferzan Özpetek'in Hamam isimli filmini izlemiştim. O yazıdan sonra pek çok Ferzan Özpetek filmi önerisi geldi. Bugün ise o önerilerden biri olan Harem Suare filmini izledim.
Aslında tarihe hiçbir zaman ilgim olmadı. Sadece öğrenmeye sorumlu olduğum şeyleri öğrendim. Çoğu zaman tarih okumak dayanılmaz kalp ağrıları ve sinir harpleri ile geçen bir sürece dönüşüyor benim için. Seneler öncesinin bile bugünden bir farkı olmaması halimize acımama neden oluyor. Neyse buralar benim çenemi açan yerler. Bunları bırakalım da filmi konuşalım.
Filmin konusu şöyle; Abdülhamit döneminde bir haremi anlatan filmde Safiye isimli bir cariye vardır. Bir gün sultanın dikkatini çeker. Bunu firsat bilen harem ağası Nadir, Safiye ile işbirliği yaparak onu sultanın gözdesi olması için destekler. İstenen olur ve Safiye sultanla evlenir. Ama Nadir ve Safiye arasındaki aşk da giderek güçlenmektedir. Gerek harem içindeki entrikalar gerek ülkenin içinde bulunduğu siyasi durum giderek gergin bir hal almıştır. Biz film ilk başladığında bir tren garında oturan bir kadın görürüz. Daha sonra yanına gelen başka bir kadın ile sohbet etmeye başlarlar. Onlar anlattıkça biz de zamanında o haremde neler olduğunu, kadınların kimliğini ve başlarından geçenleri öğreniriz. 
***Spoiler***
Filmde Hamam filminde önemli bir yer tutan sigara tutucuyu görürüz. Bu bize göz kırpar başta.
Bir geçmiş bir şimdiki zaman arasında geçen sahneler gercekten bir hikayenin içinde gibi hissettirdi. Koyduğum fotoğraflar zaman sırasına göre ve hoşuma gidenlerden oluşuyor. Yavaşça sahnelerde gezinebilir ve satır arası yorumlarımı okuyabilirsiniz. 



Hamam'da çok ilginç bulduğum o aksesuar meğerse saraydan geliyormuş. Hayatımda bir tane de olsa böyle bir yadigara sahip olmak isterdim. Geçmişin büyülü havasını taşıyan, onca acıyı bir tül arasında masalsı bir hale büründüren bir yadigar.





Filmde Abdülhamit'i Haluk Bilginer canlandırıyordu. Padişahın kısımları çok ayrıntılı işlenmemişti. O anlatılan haremin mahremiyetini filmde de görüyorsunuz. Hatta sonlara doğru askerler haremi bastığında o mahremiyetin kırılmasıyla gelen tedirginliği hissettiriyor film size.

Hamam filminden Anita'da karşımıza çıkıyor bu filmde. O zamanlar genç ve acemi biri. O anlatılan hamam sahibi, görmüş geçirmiş kadından eser yok. Yeni tanıştığı Safiye'ye nasıl bu kadar güçlü olduğunu sorarken kendini asla o kadar güçlü olabilecek biri olarak görmüyor belli ki. Tahmin ettiğim gibi ablasına ihanet eden ve yol açtığı mutsuzluktan kaçan bir genç kadın. Ne tuhaf, Safiye Mısır'a geçmeden İstanbul'a uğra dediği için belki de gitti oraya ve hayatındaki eksikliği bulup tamamlandı. Hayatın karşımıza çıkardığı hiçbir şey boş değil sanırım.









 ***Spoiler son.***

Filmde dekor ve kostümler muhteşemdi. Zaten sanat yönetmeni bu filmle ödül almış. Osmanlı'nın şatafatını ve batılı tarzı yaşantısını görebilecegimiz dekorlar vardı. Bu son kurduğum cümle lisede bize Osmanlı'nın yıkılmasının nedeni olarak gösteriliyordu. Doğru mu değil mi orasını bilemem. Ama o kadar aklımda kalmış ki böyle yazmak istedim. 
Harem Suare, gerçekten beğendiğim bir film oldu. İzlemeyi düşünenler için güzel bir tercih olabilir. Favori filmim diyemem ama sevdiğim bir film. Evet benden bu kadardı. Umarım okurken keyif almışsınızdır. İzlemeyi düşünenlere iyi seyirler.
Mutlulukla kalın.

8 Eylül 2020 Salı

Hamam - Film

Merhabalar.
Yakın zamanda izlediğim bir filmi bırakıp kaçacağım bugün. Aslında benim doğduğum zamanlarda çekilen bu filmi izlemeyi uzun zamandır düşünüyordum ama hayatım artık öyle bir yere geldi ki tüm her şeyi erteleyip bomboş günler geçiriyorum. Bunun bana pahalıya patlayacağını çok iyi bilsem de yorgun ve yılgınım, halim yok hiç bir şeye. İteleye iteleye işleri yoluna koymaya çalışıyorum. Mesela bu film yazısı için bilgisayarın başına geçtim. Filmden ekran resimlerini aldım. İçlerinden beğendiklerimi seçtim ama iş yazma kısmına gelince üşenip kapatmak istedim. Ama şu an bu sesi dinlemeyip yazıyorum çünkü biliyorum ki bir kere bu sayfayı açınca kelimeler akıp gidecek. Diğer işler için de bu iradeyi gösterip başlayabilmeyi çok istiyorum. Artık adım adım bir şeyler. Filme geçelim şimdi de sızlanmalarım bitmez benim. :)

Üzgün not, biraz yazıp ara vereyim dedim ve aradan bir hafta geçti neredeyse. :( Artık ertelemelerim bu boyutta düşünün. 

Film bir Ferzan Özpetek filmi. Sinemaya ilgim olsa da teknik bilgim yok ama ben yönetmenin filmlerini çok seviyorum. Kamera açıları görüntüler arası geçişler bana tanıdık geliyor filmlerinde. Bu film ilk filmi olma özelliğini de taşıyor ayrıca. Konusuna gelecek olursak Francesco İtalyan bir iş adamıdır. Bir gün Türkiye'de yaşayan teyzesi Anita'dan kendisine miras kaldığını öğrenir.

Bu yüzden Türkiye'ye gelmek zorundadır. İşlerini bir an önce bitirip evine dönmek isterken teyzesinden kalan mektupları bulur. Teyzesi ile yaşayan bir Türk aile vardır. Francesco'yu çok iyi tanımaktadırlar çünkü teyzesi sağlığında hep ondan bahsetmiştir. Geldiği yabancı ülkede bu kadar sıcak bir ilgi gören Francesco kendisine miras olarak bir hamam kaldığını öğrenir. Gün geçtikçe hayatına giren yenilikler onu değiştirmeye ve önceden eksik kalan yanları fark etmeye başlamasını sağlar.

 ***Spoiler***
Anita'nın mektuplarından anladığımız kadarıyla ablası ile problemli bir şekilde gelmiş Türkiye'ye. Sorun da Francesco'nun babası diyebilirim. Aileden dışlanan bu kadın geldiği bu yeni ülkede hamamlardan etkilenip kendisi de bir tane işletmeye karar vermiş. Bir kadının erkek hamamı işletmesi yadırganan ama bir o kadar da ilginç bir şey olduğu için gittikçe ilgi görmüş. Müşterileri ile bir arkadaş-sırdaş ilişkisi geliştirmiş. Kendini herkese sevdirmeye çalışan bir kadın gibi geldi bana. Bizim insanımızın erkekliği ne kadar böbürlenilecek bir şey olarak gördüğünü ama Madam'ın hamamda şahit olduklarıyla o erkekliğin ne kadar boş bir balon olduğunu, o aile babalarının gizli sırlarını, okumak beni hafiften gülümsetti ne yalan söyleyeyim. Bir cinsiyete bu kadar değer yüklenmesi ama bunun o kadar içi boş olması beni güldürüyor.

Benim en sevdiğim sahneler hep yemek masası sahneleridir dizi-filmlerde. Bu filmde de yemek sofrası 'aile' hissinin yaşatan konumdaydı. Özellikle Madam'ın yanında kalan kişiler Francesco gelince ona hemen bağlanıp adeta Madam'ın yerine koydular. Masanın baş köşesinde otururken uyuyakaldığı ve diğerlerinin gülümseyerek onu izlediği kısım bunu açıkça gösteriyor bence.

Bir diğer yandan da aile ile gelen yabancının ilişkileri var. Anne ve baba Francesco'yu oğulları gibi görüp sevmeye başlarlar. Ailenin kızı Füsun ise daha ilk görüşte Francesco'dan etkilenir. Ancak Francesco evin oğlu Mehmet ile tanıştıktan sonra Füsun ile olan sohbetleri azalmaya ve gününü Mehmet'le geçirmeye başlar. -Mehmet Günsür'ü izlemek çok keyfiliydi bu arada. :)-



Zamanla bu ikili yakınlaşmaya başlar. Bakışmalar bize çok şey söyler ama hiçbir zaman net bir şey göremeyiz. Sonra Francesco'nun İtalya'daki eşi Marta Türkiye'ye gelir. Aslında boşanmak istediğini söylemek için gelmiştir ama karşısında gördüğü adam ile bir kararsızlık yaşamaya başlar. Francesco ve Füsun arasındaki yakınlıktan rahatsız olmuştur. Sürekli kocasını izlerken aslında dikkat etmesi gerken kişinin başkası olduğunu fark eder.
Filmde Francesco ve Mehmet arasındaki ilişki sanki bir tül ardından izliyormuşuz gibi belli belirsiz gösterilmişti başlarda. Ufak detaylarla izleyicinin dikkatine sunulmuş gibi. Mesela Marta, Füsun hakkında sorular sorarken Francesco birden Mehmet'ten bahsetmeye başlıyor. Ya da ikili sohbet ederken birden gözleri dalıyor. Marta'nın döndüğü sahnede Mehmet'in kolyesini Francesco'nun taktığını görüyoruz mesela. Böyle detayları fark etmek beni mutlu ediyor izlerken. Direk göstermek yerine seyirciyi de içine alıyor sanki filmin.

  

Marta yeni geldiği bu evde önceki kararlılığını kaybetmeye başladıkça Madam'ın eşyalarına merak salar. İlgisinin çekse de aklındaki fikri bulandırdığını fark edip hep geri adım atar burada gördüğü şeylere. Francesco'nun ilişkisini öğrenmesi ile de ikili arasında son noktaya gelinmiştir. 








Filmin başından beri 'o insanlar tehlikeli' mesajı yerine ulaşır ve hamamı alıp yıkmak isteyen kişiler Francesco'ya zarar verir. Sevdiği insanı kaybeden ikili birbirlerini teselli ederken İstanbul da yeni bir fert edinmiştir.




Son kısımda Marta'nın Mehmet'e yazdığı mektupla pek çok şeyden haberdar oluruz biz de. Mehmet evden gitmiştir. Belki de sevdiği adamın hatıralarının olduğu yerden kaçtı. Marta ise bir zamanlar Madam'ın yaşadığı gibi hamamın sahibi olarak yaşamaya başlar. Başladıkları yerde kendilerini yabancı hisseden karı koca yabancı bir yere kendilerini ait hissederler. Belki bu İstanbul'un büyüsüdür kim bilir.



***Spoiler son.***

Film tabii ki çok güzeldi. Bazı şeylerin sonradan yapılan anlatımlarla anlaşılması benim hep çok hoşuma gider. Bazı filmlerde bu sakar durup kafa karıştırsa da bu filmde çok yerinde olmuş. İzlemesi keyifli bir filmdi. Eğer merak ediyorsanız sakin bir gününüzde başına geçin derim. İzlerken İstanbul'un eşsiz güzellikteki yapılarına hayran kaldım. Son zamanlarda gördüğümüz restorasyon faciası yapılardan biri olmamışlardır diye umut ediyorum. Ülkemizde görmediğim bunca güzellik varken teker teker yok ediliyorlar insan eliyle. Buna seyirci kalmak çok acı.
Söyleyeceklerim bu kadar. Ara verip yazdığım için kopukluklar olabilir umarım keyifle okursunuz yine de. İzlemeyi düşünenlere iyi seyirler. Ben de gidip tembelliğimi kanıtı olan bu posta baka baka ağlayayım. :(
Ama siz...
Mutlulukla kalın. :)