Neler Hakkında Yazıyorum?

manga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
manga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2023 Pazar

BCP Ekim * Uzak Doğu Edebiyatı, Anime, Manga, Webtoon

Merhabalar.

Her ne kadar Eylül ayını yazamamış olsam da Ekim'i kaçırmak istemedim. Ama önce...

Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun. Çok gururlu ve mutluyum. Her geçen gün sahip olduklarımızın, bize armağan edilen bu ülkenin ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Büyüdükçe, Atatürk'ü daha iyi tanıdıkça kendim için inşa etmek istediğim hayat için çabalamaya daha fazla güç buluyorum. Önceden beni çabucak yıkan şeyler artık kamçılıyor. Hele de son günlerde ülkemizin vatandaşı olan pek çok kişiden pek çok farklı söz duydukça daha da bağlanıyorum ülkeme, Atatürk'e, onun ideallerine. Şu an kendim için istediğim her şeye ulaşmanın yolunu bana 100 yıl önce göstermiş olan bir lidere sahip olduğum için çok şanslıyım. Bence benim gibi düşünen herkes de çok şanslı. Dilerim ülkemiz ilelebet Cumhuriyet'le anlı şanlı var olmaya devam eder. Herkesin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

Bloğa sık sık yazmak istedim aslında. Eylül 2023 Meydan Okuması bittikten sonra ben de hayat teleşına kapılıp buralara uğramaz oldum. En azından diğer blog yazılarını okumak istiyorum. Bunun için bir kolaylık bulacağım. Aslında sosyal medyada çok boş vakit harcıyorum bana göre. O kadar da yeni bir şey kalmadı oralarda. En azından ben çok fazla kişi takip etmediğimden sanırım hep aynı şeyleri görüyorum. Aslında hepsini kapatmayı bile düşünüyorum. Bakalım kafam atarsa yaparım gibi duruyor. Eminim farkında olmadan çok fazla zaman kazandıracaktır bana.

Bu ayın konusuna geçeyim artık. Yazmadıkça yazmayı özlemişim. Ben lisenin ilk yılından beri Kore batağına düşmüş biriyim. Oradan Japonya, Çin, Tayvan, Tayland derken birçok Asya ülkesinin her türden yapımlarıyla tanışma fırsatı yakaladım. Bol bol dizi, film, kitap, manga, anime, webtoon tükettim. O yüzden buraya yüzlerce şey yazma isteğim var. Ama az tutacağım.

Önce mangalar. Shouju sevenlere benim favorilerim. Namaikizakari, L.DK, Ookami Shoujo to Kuro Ouji, Kimi Ni Todoke, Hapi Mari, Midnight Secretary, High School Debut, Otaku ni Koi wa Muzukashii önerileririm. Hepsini bayılarak okudum.

Psikolojik türde seviyorsanız Oyasumi Punpun ve mangakanın tüm mangaları efsane bence. Bitter Virgin de beni mahvetmişti. 

Yaoi şu aralar taktığım bir tür. En favorim Saezuru Tori wa Habatakanai. Kyuuso wa Cheese no Yume o Miru ve devam mangası da en sevdiklerimden. Filmi de çok iyi bence. 

Anime geçmişim çok azdır benim. Dieğrleri kadar değil malesef. En klasikleri bile izlemedim çünkü bilim kurgu ve fantastik işleri pek sevmem. Önerim ise Sakamoto Desu ga? bu alanda. Süperdi. Sakamoto'ya hayranım ben de herkes gibi. Yazısı da var blogda. Sonradan Beastars geldi aklıma. O da muhteşemdi.

Webtoon kategorisinde epey fazla şey okudum. Bu aralar çeviriler arttı. Neredeyse çoğu da yaoi türüde. Başka türlere de bakıyorum ama cidden sıkıcı oluyorlar artık. Önceden güzel webtoonlar vardı şimdi pek karşıma çıkmıyor. Şu aralar karakteriyle büyük aşk yaşadığım webtoonla başlayacağım. Wet Sand. TJ benim her şeyim oldu. Kendimi onunla evli bile sayabilirim ergenliğin dibine vurup. Öyle bir aşk bu. Hatta size bir ara sadece onunla alakalı diye aldığım şeyleri göstereyim. Tamamen hayranlıkta kafayı kırma noktasındayım. :D Daha sonra Chess Pieces, Dangerous Convenience Store, Blind Game. Şu an için aklıma gelenler. 

Kitap önerim yok malesef. Çok fazla kitap alsam da daha hiçbirini okumadım. O yüzden bir şey diyemeyeceğim. Dizilerin yapıldığı internet romanları sayılırsa onları okudum ama. Yalnız bir an faydalı hiçbir şey okumamışım gibi hissettim. Neyse canım İngilizcem gelişti. Yani Japonca bir noveli iki farklı fan çevirisinden okuyup sonra da karşılaştırma yapmak bence çok geliştiren bir şey. 

Daha yüzlerce hatta binlerce şey önerebilirim aslında oturup düşünsem. Hayatımın çok büyük bir kısmı bu içeriklerle geçti. Çok da seviyorum. Gerçekten keyif aldığım, kafamı dağıtan, beni mutlu eden şeyler. Hepsini bize ulaştıran gönüllü kişiler bu arada. Hepsine çook teşekkürler. Arada çok fansub kurulup dağılsa da işlerini hala yürüten birkaç tane var. Çok büyük zorluklarla ve fedakarlıklarla yapıyorlar her şeyi. O yüzden hepsine minnettarım.

Bu kadardı. Sizlerin yazılarınızı da büyük bir merakla okuyacağım. Umarım bilmediğim çok şey çıkar.

Mutlulukla kalın.  ☾☆

6 Aralık 2020 Pazar

Saezuru Tori wa Habatakanai - Manga/Anime

Merhabalar.
Nasılsınız? Beni sorarsanız modum biraz düşük bugün. Mutluyum ama enerjim yok gibi. Dün biraz balkonda hava alayım dedim. Toplasan üç dakika bile kalmadım ama şimdi ateşim var gibi hissediyorum. Sabah boğazım ağrıyordu, sıcak içeceklerle geçirdim ama özellikle dışarıda bir virüs varken zayıf vücudumun ufak bir yelden hasta olması beni çok endişelendiriyor. Önceden bir günlük bir şey geçer dediğim şeylerde daha evhamlı oluyorum. Neyse güzelce dinlenip bir daha balkona adım atmazsam iyi olurum diye umuyorum. Evde durunca da insan hava almak istiyor. Bak baharda eve kapandık diye kızıyorduk, kışta kapanmak daha zormuş. Balkona bile çıkıp hava alamıyoruz. İnsanoğlu en kötüsünde bile şükretmeli galiba. Çok uzattım konumuza dönelim. Bugün sizlere çok ama çok sevdiğim, sevgimden tutup sarılmak istediğim bir mangayı anlatacağım. Animesi de olduğu için başlığa ikisini de yazdım.
Adı Saezuru Tori wa Habatakanai. Tam bir Türkçe ifade bulamadım hoşuma giden ama ötüşen kuşlar asla uçmaz gibi bir anlama çıkıyor. İsminin bile hüzün barındırdığı mangada hikayede bir o kadar iç burkan türden. Bu manga yaoi türünde. Az çok manga okuyan birileri bu türlere aşinadır diye umuyorum ama bilmeyenler için yaoi, erkekler arasındaki romantik ilişkiyi anlatan mangalara verilen isim. Şunu da belirteyim ki ben böyle yaoi görmedim. Yıllardır manga okurum. Her türden okudum ama hiçbirine ayrı bir düşkünlüğüm yoktur. Konusu ve çizim kalitesini önemserim seçerken. Daha önce yaoi okumuşluğum da var. Sevdiklerimi de hatırlıyorum, bu ne böyle dediklerimi de ama bu manga okuduğum tüm mangaların bile başına geçebilir. O derece harika. Mangakanın diğer işlerini de okudum. Onlar da Saezuru Tori wa Habatakanai kadar olmasa da türünün ender işlerinden. 
Evet lafı uzattık iyice konusundan bahsedelim biraz da. Yashiro isimli baş kahramanımız Doushinka isimli bir yakuza grubunun Shinseikai bölgesinin lideridir. Mazoşist ve eşcinsel olan Yashiro tüm grup tarafından sapık olarak görülmektedir. Çevresindekilerle rastgele cinsel ilişkiye girmesi ve mazoşist-sadist eğilimleri onda bu izlemini uyandırmıştır. Bir gün gruba Doumeki Chikara adında bir koruma gönderilir. İlk anda ciddi ve ifadesiz duruşu ile Yashiro'nun dikkatini çeken Doumeki onun yakın koruması olur. Yakuza grubunun liderinin hastalanması ile liderler arasındaki dengeler değişmek üzeredir. Yashiro'nun patronu da ona daha yüksek bir mevki vermek ister. Ancak pek çok kişi bundan hoşnutsuzdur. Biz bir yandan yakuza içindeki güç savaşlarını okurken bir yandan da Yashiro ve Doumeki arasındaki ilişkinin nasıl seyrettiğini görürüz.

Şuraya canım, biriciğim, kıyamadığım Yashiro'mu koyayım. Sarıp sarmalamak istediğim karakterlerden biri de Yashiro oldu bu mangadan sonra. 

O kadar havalı ki 2-boyut aşkının bir kanıtı daha kendileri. :)
Ve Doumeki'miz. Onu okumak ve hislerini anlamak çok keyifliydi. Dimdik durup her türlü riske rağmen kalbini takip etmesi hem içimi burktu hem de kalbimi eritti.

 
En sonda anime ve mangaya ulaşabileceğiniz linkleri bırakacağım. Direk oraya atlayabilirsiniz.

***Spoiler*** 

Bundan sonra mangadan ve animeden birkaç kesit paylaşacağım.
Burada o kadar havalı ki. Söylediğinin yalan olduğu o kadar barizken kendinden emin ve umursamaz halde konuşması ama arabaya geçince Nakahara'ya 'sus artık' diyişindeki incinmişlik. Hep Doumeki'yi korumak istedi. Kendi sıkışıp kaldığı yakuzaya girmemesi için, dürüst bir hayat yaşaması için istemese de onu ardında bıraktı ama yıllar sonra onu yakuza olarak buldu. 



Ah ahh... Şurada eliyle gözünü kapatıp bakması yok mu? Ah Yashiro, canım. 




Beni etkileyen birkaç sahneyi de bırakıyorum şuraya.
"Yüzü nasıldı ki?"




Burası da Nakahara'ya sus dediği kısım işte. Yashiro'm, canım benim...


Onu yıllar sonra ilk gördüğünde... Bakışları çok hüzünlü. Bir çizim bile olsa bunu hissedebilmek çok dokunaklı.




Ve animeden kesitlere geldik. Ben animeyi beğendim. Öyle efsane çizimlere sahip değildi. Karakterler güzel çizilmişse de mekanlar çok basit duruyordu ama izlemesi çok keyifliydi. En sonda detaylı bilgi vereceğim.



Burası hem mangada hem de animede en sevdiğim kısımlardan biri. 


Öyle bir hikaye ki her cümlesi kalbimi kırıyor benim. Doumeki'nin Yashiro'yu sevme şekli çok naif. 'Her şeyi güzel görünüyor bana.' diyor ya arkadaşıyla konuşurken. Bunu her anda hissediyorsunuz. Böyle teslim olduğun bir aşk çok nadir gelir insanın hayatında.

Burada Yashiro'nun liseden arkadaşı için söylüyor bunu. Yashiro Kageyama'ya o zamanlardan beri aşık ve Doumeki bunu fark ediyor. İçinden böyle geçiriyor.


Ah Yashiro'm, bitanem benim. Belki bunu üçüncü kez falan yazıyorum ama Yashiro'yu çok sevdim ben. Kıyamıyorum hiç. Yaşadıkları, hayatın onu savurduğu yer, hala ait olduğu bir yeri bulamamış olması, sevdiklerinden vazgeçmek zorunda olduğunu düşünmesi, kendini sevilmeye layık görmemesi... Canım o benim, canım...





***Spoiler Son***
 Manganın yeni bölümleri çok yavaş geliyormuş. Nedense her iki ayda bir yayınlanıyormuş. Yani ben öyle anladım. Ama yine de beklemeye değer diye düşünüyorum. Ben mangayı Heterofobia Fansub çevirisi ile okudum. Son zamanlarda Manga tr'nin yaoi ve yurileri kaldırması ile mangadex diye bir yere yükllemişler. Buradan siteye ulaşabilirsiniz.

Animesine gelirsek de sanırım bu seri üç anime filmden oluşuyor. Şu an için çevrilen ve yayınlanan bir tane var. Ben Türk Anime'den izledim. Buradan ulaşabilirsiniz.
Deiğim gibi benim çok sevdiğim hatta en sevdiklerim arasına koyduğum bir manga oldu. İlginizi çekiyorsa mutlaka şans verin. Özellikle benim gibi yakuza hikayelerini, iç burkan aşkları ve hüzünlü insan hikayelerini seviyorsanız mutlaka.
Bugünlük bu kadar. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

21 Eylül 2020 Pazartesi

Killing Stalking - Webtoon

Merhabalar.

Bugün uzun zamandan sonra webtoon yazısı ile geldim buralara. Benim son zamanlarda okuduğum en güzel işlerden biri bu webtoon. Psikolojisi bozuk karakterler okumayı çok sevdiğim için en sevdiğim webtoonlar arasına bile girebilir hatta. Webtoonlarda öyle bir şey var bence karakterler daha gerçekçi. Mangalarda çok keskin karakter çizgileri varken webtoonlarda çok yönlü anlatılıyorlar. O yüzden webtoonlar ayrı bir yerde.

Önce konudan kısaca bahsedeyim sonra uzun uzun kendi yorumumu yapayım. Konusu, Yoon Bum dört sene geç gittiği üniversitede Oh Sang Woo isminde bir çocuğa aşık olur. Artık duyguları o kadar artar ki her yerde onu takip etmeye başlar. Bir gün gizlice Oh Sang Woo'nun evine girmeye çalışır. Ancak evde gördüğü şey onun hayal ettiği Sang Woo'dan tamamen farklıdır. Bu noktadan sonra ikilinin ilişkileri karanlık bir boyut kazanır. Yaşadıkları olaylarla, arada olan flashback'lerle karakterlerin nasıl insanlar olduğunu ve neyin onları bu noktaya getirdiğini görürüz.
Webtoonu okumak için birkaç kaynak bırakıyorum buraya. Burada bazı bölümler eksik yüklenmiş. Aynı bölüm ikinci defa açıldıysa anlayın ki eksik var. Burada ise bölümler tam ama sürekli reklam çıkıyor. Ben okuduğum sıralar internet sıkıntısı çektiğim için indirmiştim ve öyle okumuştum. Siz de buradan indirebilirsiniz. 

Şimdi kendi yorumuma geçeyim. Buralar spoiler olabilir ona göre. 

Webtoonun büyük bir hayran kitlesi var gördüğüm kadarıyla. Yayınlanırken bile çok büyük ses getirmiş. İnternette bir sürü fanart ya da fmv görebilirsinizi bununla ilgili. Ben pek kafamdaki şeklini bozmak istemediğim için bakmadım ama meraklıları varsa buyursun.
Aynı zamanda hayranlar arasında çatışma da oluşturmuş webtoon. Bazıları ikilinin ilişkisini aşk olarak görürken bazıları sorunlu bir ilişkide olduklarını ve romantikleştirilmemesi gerektiğini savunuyor. Ben ikinci gruptayım. Webtoonu okumak beni rahatsız etmedi. Aksine bayılarak okudum çünkü böyle psikolojik ve suç konulu işleri seviyorum. Ama bazen kötü kötüdür içinde zorlama bir iyi aramamalıyız.
Karakterlerin ikisi de geçmişten taşıdığı yaralarla yaşıyorlar. Yoon Bum ailesi ölmüş ve büyükannesi ve amcası ile büyüyen birisidir. Yaşından daha cılız olması ve aile içi şiddet görmesi ile dışarıya karşı ürkek büyüyen bir çocuktur.
Yanına yaklaşan her insana karşı başta temkinli olsada sonradan anında ona bağlanan bir yapısı vardı bence Bum'ın. Ve yaşadığı hiçbir kötü olayı da geride bırakamayan bir karakterdi. Sang Woo'ya olan bağlılığı ve hatta sevgisi bu yoldan başka bir sevgi görmediği için bile olabilir. Küçüklükten beri şiddet ve hatta istismara uğramış ama hayatı daha kötüye gitmesin diye kabullenmiş. Yazar belirtmiyor ama belki de yaşadığı kötü muameleyi bile bir yerden sonra ilgi olarak kabullenmiş bile olabilir. Hissetiği o sevgi açlığı ile de ona biraz iyi davranan herkese kolayca bağlanabilen bir karakter Bum benim gözümde. Finalde lisede onu kıran kıza karşı gösterdiği olumlu tavırla da bunu anlayabiliriz bence. O kızı hiç aşamamış hatta onun yarattığı psikolojik yaralar yüzünden katil olmuş biri Bum ama sonunda yine ondan gelen bir güzel davranışa kanıp onu hayatında tutabiliyor. 
Sang Woo ise bambaşka bir yerde. Tamamen parçalanmış bir çocuk bence Sang Woo. Ailesi ile ilgili büyük problemler var. Biz ailesinin bir iyi bir kötü olduğunu görüyoruz seri boyunca. Anne ve baba bir mutlular bir değiller. Belki de şiddetin hep var olduğu bir evdi onlarınki arada olan güzel anılar da sonrasında yaşanan şiddetle değerini kaybediyordu. Anne Sang Woo'nun bebekliğinden beri psikolojisi bozuk bir halde anladığım kadarıyla. Baba o zamanlar sevecen davranırken Sang Woo'nun ilkokula başladığı zamanlarda şiddet uygulayan bir figüre dönüşüyor. O sıralar Sang Woo annesine de çok bağlı ve annesi de Sang Woo'yu bir evlattan çok ona aradığı sevgiyi verebilecek olan biri gibi görüyor. Daha sonra işler çığırından çıkıp da baba ölünce anne Sang Woo'yu babanın yerine koyuyor.
Sang Woo ve Bum arasında yaşanan cinsel ilişkyi de ben buna bağlıyorum. Anne o zaman Sang Woo'yu o şekilde istismar etmeseydi Bum'ı annesi yerine koyan Sang Woo o şekilde davranmayacaktı. Annesinin ölümünü atlatamayan ve Bum'ı onun yerine koyan Sang Woo da annesi ile bağdaştırdığı ne varsa Bum ile yapmaya başladı. Zaten yazar da Sang Woo'nun eşcinsel olmadığını söylüyor. 
Sang Woo'nun bu sevgi açlığı da çok bariz işlenmiş seride. Bum onu sevdiğini söylediğinde tavırları tamamen değişiyor. Hatta her kötü olayda Bum'a sığınan biri haline geliyor. Konser sonrası sana sarılmak istiyorum demesi, kırıcı bir söz söylediğinde hemen pişman olup özür dilemesi hatta hastanede onu sayıklaması.
Polis merkezindeki yaptıkları sahte geliyor ama bana. Sadece polisleri inandırmak için o kadar aşırıya kaçtı. Sonra da zaten ilişkileri daha da değişti. 
Açıkça söyleyeyim polis beni seri boyunca sinir etti. Sırf kendi çıkarı için çalışıyor gibi hissettim hiç de öyle adaleti önemsiyor bir hali yoktu. Sonunda yakalanacaklardı tabii ama polis nedense benim sevmediğim bir karakter oldu.
Sang Woo'nun ölümü ise telefonun başında beni dumur etti desem yeridir. Bum'ın yaşadığı o çaresizliği ben de hissettim okurken. İki gün önce gelsem görecektim dedi ya...
İşte böyle benim çok sevdiğim bir seri Killing Stalking. Yazarın açıklamalarıyla da anlam kazanan çok yeri var. Böyle işlerde detayları yakalamak da benim hoşuma gidiyor o yüzden tekrar tekrar okumak istediğim bir iş. Siz de psikolojik konuları seviyorsanız şans verebilirsiniz.
Mutlulukla kalın.

11 Nisan 2020 Cumartesi

A Good Day To Be A Dog - Webtoon

Merhabalar.
Sevdiğim webtoonları sırasıyla yazayım dedim. Hem evde keyifli vakit geçirip bir an bile olsa kafa dağıtmanıza yardımcı olur belki.
Buraya tıklayarak Hayalistic sitesindeki ilk bölüme ulaşabilirsiniz.
Webtoonumuzu konusu şöyle Hana özel bir ailede doğmuş bir çocuktur. Kendine başka bir de ablası vardır. Bir okulda öğretmenlik yapmaktadır. Webtoon başladığında biz onun erkek arkadaşı tarafında terk edildiğini öğreniriz. Sebebi de aşağıdaki görsel de saklı.
Hana çok sevecen bir kişilik olsa da okulda anlaşamadığı bir kişi vardır. Bay Seon Jin. Durup dururken Hana'ya ondan rahatsız olduğunu söylemiştir ve hep soğuk davranmaktadır. Hana da çabalamayı bırakır ve ikilinin ilişkisi bozuk bir şekilde devam eder.


Ve bu da kızımızın hayran olduğu Bay Lee. O da okulda öğretmendir. Kendisi çok ilginç bir karakter bu arada. Altından bir şeyler çıkacak diye bekliyorum. Kendisi Bay Jin'in arkadaşı bu arada.

Evet asıl konuya dönelim. Hana terk edilmenin acısıyla iş arkadaşları ile gittiği restorantta sarhoş olur. Bir nedenden dolayı kimseyle öpüşemeyen Hana'mız gözünü karartıp Bay Lee'yi öpmeye karar verir. 

Ancak işler planladığı gibi gitmez ve okulda ondan en çok nefret eden kişiyi öper.
Hana'nın ailesinin bir laneti vardır. Her kimle öpüşürse ondan sonraki hayatında geceleri köpek olarak geçirecektir. İlk öpücüğünü hiç istemediği şekilde Hana'mız artık her gece yarısı köpeğe dönüşecektir.
Ancak tabii ki bu laneti kırmanın bir yolu vardır. O da insanken öptüğün kişiyi köpekken öpmek. Kızımız laneti kırmak uğruna Bay Jin'e yaklaşmaya çalışır. Onu içmeye davet eder. Yine hesabına göre onu sarhoş edip öptükten sonra sorun kalmayacaktır. 
Şans ne zaman Hana'nın yüzüne gülmüştür ki. Bu kez de Bay Jin'in köpek fobisi meydana çıkmıştır. Hiçbir planı işe yaramayan Hana. Bay Jin'in köpek fobisini öğrenince durumu ona anlatamayacağını anlar. Artık ne yapıp edip laneti bozmalıdır. Bunun için türlü türlü planlar yapar.


Köğek hali çok tatlı değil mi? *v*

Tabii Bay Jin'in de sakladığı travmaları vardır. Seri devam ettikçe bunlar da tek tek açılırlar.
Seri gerçekten çok tatlıydı. Seksenli bölümlere kadar da ilerlemiş. Ben bir süredir okuyamamıştım o yüzden güncelde neler oldu bilmiyorum. Ancak herkese tavsiye ederim süper eğlenceli bir seri. Olaylar ilerledikçe daha da heyecanlı oluyor. Eğer şans verirseniz fikirlerinizi benimle de paylaşmayı unutmayın.
Mutlulukla kalın.