Merhabalar.
Kırmızı Ruh ve Sade ve Derin bloglarının başlattığı etkinliğin ikinci haftasındayız. Bu hafta Kırmızı Ruh bloğunun seçtiği beş kelime ile yazıyoruz. Onun yazısını da buraya bırakıyorum.
Bu haftanın kelimeleri; kırmızı, İrlanda, kitap, tutku, viski.
***
Uzaktan gelen davul, zurna sesleri eşliğinde köşedeki bir masada toplanan gençler gürültülü bir şekilde sohbet ediyorlardı. Mahallenin aynı yaş grubundan olan sekiz-on kişi vardı neredeyse. İçlerinden ikisinin ablası ve abisi evleniyordu. Herkes tutkuyla hazırlıklarla ilgilenmişti. Tüm mahalle kendi düğünü gibi mutluydu. Ee ellerinde büyüyen iki gencin mürvetini görüyorlardı, olmasınlar mı? Herkes gecenin ilerleyen saatlerinde iyice eğlencenin dibine vurmuştu. Havada uçuşan peçeteler, çıkarılıp sallanan kravatlar, bir oyun havası bir mezdeke bir halay müziği arası gidip gelen çalgı ekibi herkes tüm yılın kurtlarını döküyordu. Birden gençlerin olduğu tarafa doğru üç genç koşa koşa geldiler. Birinin ceketinin önü kabarık duruyordu. Koşa koşa geldikten sonra masaya yaklaşıp sakladığı viski şişesini gösterdi kalabalığa. Herkesin yüzü yaramaz bir parıltıyla aydınlandı. Kahkahalarının artıp dikkat çekmemesi için elleriyle ağızlarını kapatarak güldüler. Aileleri görse yandıklarının resmiydi ama kimse o an o riski düşünmüyordu bile. Ucuz plastik bardaklara kıymetli viskiyi doldurup içmeye başladılar. Alışık olmadıkları için durup durup yüzlerini ekşitiyorlardı ama içmeyi de bırakmıyorlardı. Gençlerden biraz daha büyük duranı önündeki çocuğun kafasına şakayla karışık bir tane patlattı.
"Ulan Melih nasıl da salya sümük ağladın ablan kapıdan çıkarken?"
Bu sözle hepsi bir anda kahkahalarla gülmeye başladılar. Melih denen çocuk hem utanç hem sinirle ona vuran çocuğun dizini ittirip;
"Çok konuşma Ömer. Seni de göreceğiz? Nilay büyüyüp sen de onun beline kırmızı kuşağı bağladığında bak bakalım ağlıyor musun ağlamıyor musun?"
Nilay, Ömer'in lise bire giden kız kardeşiydi. Kardeşinin adının geçtiğini duyunca olduğu yerde dikleşip; "O daha küçük, çok var o zamanlara, karıştırma şimdi." dedi. Bir başkasına daha takılabilme imkanı bulan grup hep bir ağızdan Ömer'e sataşıyorlardı şimdi. Ömer de kah kızıp kah onlarla gülüyordu. Artık iyice kendilerini kaybeden grup mayışmaya başlamıştı. Gürültü yapmayı kesmiş kendi kendilerine sohbet ediyorlardı. İçlerinden biri "Hasan amca'yı gördünüz mü? Az önce kendiden geçmiş bir şekilde göbek atıyordu pistte." Herkes gözünün önüne bu görüntüyü getirip gülmeye başladı. "Ya Jale teyzeyi gördünüz mü? Oğlunun İskoçya'dan getirdiği takımı giymiş. Hani şu kareli, kırmızı etekler var ya?" Oradan biri söze atıldı. "Onlar İrlanda'nın kıyafeti oğlum." Önceki hemen onu tersledi. "Ne İrlanda'sı lan cahil. İskoçya'nın o. Hiç belgeselde mi izlemedin?" Birkaç kişi daha onaylayınca yanlış bilen çocuk utanıp sessizleşti. Bir süre daha bu konuyla dalga geçtiler. Artık kalabalık dağılmaya herkes evlerine çekilmeye başlamıştı. Gelin ve damadın aileleri misafirleri yolcu ederken bir yandan da ortalığın toplanmasını organize diyorlardı. Gençlerden de ailesi çağıranlar oldukça vedalaşıp evine dönenler oluyordu. Geriye Ömer, Melih ve birkaç kişi daha kaldı. Ömer oturduğu yerden hafifçe kalkıp masanın köşesine uzandı. Kapkara gökyüzünü izlemeye başladı. Yanında duran Melih de sessizce ona bakıyordu.
Rüyamda bir gece,
Gecede ben...
Bir yere gidiyorum
Delice...
Aklımda sen."
İkili bu konuşmadan sonra sessizce durdular. Tüm günün yorgunluğu hissediliyordu. Arkalarında kalan kalabalığın sesi gittikçe uğultu halini almaya başladı. Birden derin bir nefes çekti içine Melih. Yarın uyandığında ablası evde olmayacaktı. Başka bir ailesi olmuştu ya şimdi, sanki başka bir kişiymiş gibi geliyordu ona. Ondaki durgunluğu fark eden Ömer hafifçe kolunu dürttü.
"Ne oldu da dertlendin bu kadar, sadece takıldım oğlum. Merak etme hele bir o zaman gelsin ben senden çok ağlayacağım. Söz." Onun hala önceki olaya takıldığını sanan Ömer bu sözlerle onu teselli etmek istemişti. Bunu anlayınca kısa bir kahkaha attı Melih.
"Yok be oğlum, unuttum bile ben onu. Ablamı düşünüyorum. Ne bileyim? Şimdi evlendi gitti. Kim bilir ne zaman göreceğim bir daha?"