Neler Hakkında Yazıyorum?

Kırık Bir Aşk Hikayesi (1981) - Film

Merhabalar.
Eskilerden adı gibi naif bir film.
Hele o müziği... Eminim defalarca dinleyip etkisinden çıkamayacaksınız. Jehan Barbur'un sesiyle ve anlamlı sözleriyle film gözünüzün önünden gitmeyecek.
Eski filmleri çok severim. Bazı mantık hataları, komik gelen ayrıntılar olsa da eskiler hep güzel hatırlanır sonuçta. Ama bu film bir istisna bence. Her anı duygu dolu.
Konusu; Fuat (Kadir İnanır), babasının vefatıyla evin sorumluluğunu almış bir gençtir. Ekonomik durumunun kötüye gitmesi onu eski aile dostlarının kızı Belgin'le evlenmeye zorlar. Nişan gününde kasabaya yeni atanan edebiyat öğretmeni Aysel'i (Hümeyra) görür. İkisi arasında ilk andan bir aşk başlar. Okulda Aysel'e arkadaşlık eden resim öğretmeni Bedri'nin sohbetiyle de her anını hissedeceğiniz bir hikaye başlar.


Bu filmden sonra Selim İleri'nin diğer filmlerini de araştırdım ve hepsinin genel olarak olumlu yorumlar aldığını gördüm. Konuları hep romantik ilişkiler ve toplumda da sıkça gördüğümüz durumların anlatımından oluşuyor. Benim en sevdiğim ve yazmaktan hoşlandığım senaryolardır bunlar. Aykırı olanı anlamaya çalışmak, yanlışa düşen her insanın geçerli bir sebebi olduğunu bilmek ya da buna inanmak istemek bilmiyorum. Toplumu yabancılayan biri olarak çoğu oluşumu veya kuralı gereksiz buluyorum ancak benim de onları yok sayıp yaşamaya cesaretim yok.
Filme dönersek, filmin içinde geçen diyaloglar çok anlamlı. Özenle seçilmiş kitap cümleleri gibiler. İzlerken acaba bir kitaptan mı uyarlandı dedim ama buna yönelik bir bilgi görmedim hiç. Yine de kitabı olsa da okunurmuş. Hisli cümleler kuran karakterlerimiz var filmde. Bazılarını resim aralarına bırakıyorum. Resimler de, diyaloglar da zamanlamaya göre sıralandı.

Bedri: Her şey yeknesak burada. Hayat mazbutluk üzerine kurulu. Evlenip çoluk çocuğa karışıyorlar. İşti güçtü... Sanata yer yok.
Aysel: Belki. Ama iz bırakmış güzel şeyler kolay silinemez.
*
Aysel: Başka bir yarın için çalıştığımı sanıyordum. Oysa aynı şeyler tekrarlanıyordu. Kısır çekişmeler. Aynı hatalara düşmemek için gerçekleri daha iyi değerlendirmek gerekiyor.

Bedri: Sonunda alıştınız buraya.
Aysel: Evet, söylemiştim size sakin bir hayat istiyorum.
Bedri: Sakin mi yaşıyorsunuz?
Aysel: Bir bakıma. Biraz sizin gibi.
Bedri: Benimki başka. Her gün aynı şeyi yapanların cansız hayatı. Ve yalnızlık.

Fuat: Sevdiniz mi burayı?
Aysel: Evet. Hayat çok sade.
Fuat: Bu sadeliğin altında yatanları bilseniz.

Belgin: Fuat beni sevmiyor.
Annesi: Aa, sever. Sevmez olur mu hiç? Babanda öyleydi. Sonra birbirimize alıştık. Mutluyuz, zenginiz, itibarımız var. Siz de öyle olacaksınız. Niye sevmesin seni? Hayattan başka bir şey beklenmez ki kızım.
Filmdeki diğer tüm evli çiftler bu mantığa göre yaşıyor sanırsınız. Belgin'in ağabeyi, anne ve babası, Fuat'ın ablası... Hepsi makul seçeneği tercih edip asıl isteklerini ötelemiş gibiler. Şimdi çevreme bakınca da mutlu evlilikler yok. Belli bir zaman sonra sinir harbine dönüşen bir süreç gibi. Yıpratıcı. Belki de en doğru kelime bu. Evlilik çok yıpratıcı bir şey. Çevremde aşık olarak evlenen çiftler olsa bile her anında mutlu olduklarını söylemek çok zor. Gerçekçi olursak böyle bir şey beklemek boşuna ama yine de anlık üzüntü ihtimali bile beni telaşa sürüklüyor.

Fuat: Her şey bana yabancı. Hiçbir şey yapamaz oldum. Zayıf, korkak adamı tekiyim ben. Her şey bana yabancı. On yıl önce böyle değildim. Çalışmak, uğraşmak hoşuma gidiyordu. Kimse anlamıyor bunları, en yakınlarım bile. Oysa biri anlamalı.
Bedri: Neden bu kadar mutsuzsun?
Fuat: Kimseyi sevemiyorum. Eskiden arkadaşlarımı severdim. Ne bileyim Ali'yi, Yavuz'u. Şimdi... Belgi'le neden nişanlandığımı bile bilmiyorum. Böyle yaşamaktan usandım.
Bedri: Hayatını değiştirmeye çalış.
Fuat: Kolay mı? Bir çembere sıkıştırılmış gibiyim. 
Bedri: Bir tek sen değilsin ki o çemberde.
Fuat: Bunları beni avutmak için söylüyorsun. Sen de inanmıyorsun. Aslında sen de yalnızsın.
Bedri: Belki haklısın. Güzel şeyler yaşamıyoruz hiç birimiz. Ama insan kendi hayatını değiştiremese bile başka bir hayatın olabileceğini düşünür.
Bedri karakteri de en az Aysel ve Fuat kadar filmin içinde bana göre. Çok büyük beklentilerle geldiği kasaba da aradığını bulamayan hatta hayatı hiç istemediği şekilde sıradanlaşan bir adamın yakarışları var sözlerinde. Herkese en doğru olanın cesur davranıp değişim için çabalamak olduğunu söylüyor ancak konu kendine gelince yeni bir yere de gitse aynı tek düzeliğe mahkum olacağını düşünüyor ve bu düşünce onu en hazin sona itiyor.







Fuat: Birbirimize neden bu kadar uzağız, bunu anladım mı?
Aysel: Galiba. Sevgi bağlılık istiyor. Bizse bundan kaçıyoruz. Hep kendi sorunlarımız ağır basıyor.

Fuat: Evliliğe karşı mısın ?
Aysel: Hayır, birbirini sevmeyen karı kocalara karşıyım. Mutsuz çocuklara, sevgisiz evlere karşıyım.






Fuat: Hep böyle yalnız mıydın?
Aysel: Sen yalız değil misin? Belki yalnızdım. Geçmişi epeydir düşünmüyorum. Bir kaynaşmanın içindeydim. Duman gibi dağılıp gitti o kaynaşma.
Fuat: Beni seviyor musun?
Aysel: Bir acı var içimde. Aşk belki de acı çekmektir.


Aysel: Hiçbir şey söyleme çok güzel ve çok acıydı, hepsi bu.


Fuat: Beni hiç hatırladın mı?
Aysel: ...
Fuat: Ben seni hiç unutmadım. Mutluluk yanımızdan gelip geçti.


Öyle güzel bir filmdi ki. Bundan sonra aklıma düştükçe açıp izleyeceğim, her hatırladığımda içimi sızlatan bir hikaye olacak. Seneler geçse de bazen mutluluğu bulamıyor insan. Umut etse de tekrar tekrar yıkılıyor umutları. Gönül işleri en çok bizi bitiren. Çaresi kendimizde olmadığı içindir belki.
Mutlulukla kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder