Neler Hakkında Yazıyorum?

25 Mart 2023 Cumartesi

Notre Dame de Paris - Müzikal

Merhabalar.

Notre Dame'ın Kamburu kitabını ve anlattığı hikayeyi bilmeyen yoktur. Ben de kabaca hakkında fikir sahibiydim bundan öncesinde. Daha sonra karşıma bir şarkı çıktı. Şarkıyı beğenip araştırınca Notre Dame de Paris müzikalinin en sevilen parçalarından biri olan Belle olduğunu öğrendim. İlk kez 1998 yılında gösterilen müzikal olmasına rağmen benim şu an keşfetmiş olmam beni çok şaşırttı ve hemen koşup izlemek istedim. Şansıma internette Türkçe çevirisi bolca mevcuttu. Ben buradan izledim eğer merak eden varsa. İşte o andan sonra da her gün kesintisiz müzikalin şarkılarını dinliyorum. Üstelik bir çok ülkede farklı dillerde sergilendiği için onları da buldum. Ama bir tek İspanyolca olanını beğendim. Onun müziklerini de buraya bırakayım. La Canción De La Zíngara favorim.

İstanbul'da yaşayanlara da bir güzel haber vereyim. Müzikal Fransız orijinali ile Zorlu'da yayınlanacakmış.

Hani bir replik var ya yanımdasın dokunamıyorum çok saçma. İşte bu tam olarak benim şu an ki hislerimi anlatıyor. Gitsen gidilir ama imkanlar elvermeyince ben de dramatik bir el hareketiyle nayır nolamaz diyerek sandalyeme yıkılıyorum. Şaka bir yana ben bir anda bu kadar çok sevdiğim için buraya da yazayım dedim. Kitabı da aldım. Müzik ve Sessizlik bitince okuyacağım.

Benim gibi müzikali bilmeyenler bir şans verebilirler. Bilenler için de farklı versiyonlarını dinlemek hoş olabilir diye düşünüyorum. İstanbul'daki gösteriye gidenler benim yerime de bolca eğlensin. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

16 Mart 2023 Perşembe

BCP Mart * Kadın Yazarlar Ve Polisiye

Merhabalar.

Blogları canlandırma projesine devam ediyoruz. Mart ayının konusu kadın yazarlar ve polisiye. Bu sefer biraz erken yazıyorum. Hazır aklımda bir şey varken ve zamanım da varken yazayım dedim. Ben polisiye teması için bir süredir merak ettiğim Kuzuların Sessizliği filmini seçtim. İmdb'de puanı çok yüksek olan filmler, hep izlemem gereken, izlemediğim için çok şey kaçırıyormuşum gibi düşündüren bir yerdeler benim için. Ama çoğu da eski olunca pek sıra gelmiyor açıkçası.

Neyse gelelim filme. Ben gerçek suç olaylarını dinlemeyi seven biriyim. Özellikle seri katillerin psikolojileri çok ilginç olduğu için bununla ilgili çok yayın tükettim. Birazcık Amerika'nın olayları hikayeleştirmesiyle de -bence- bu tarz içerikler sıkça yapılıyor. Yine bu türden bir podcastte bu filmden bahsediliyordu. Konuşmacılar sevdiklerini söyleyince de izleyeyim dedim. Ama gerçekten çok sıkıldım. Belki o zaman için başarılı ve farklı bir iş olabilir ama ben sevemedim. Çok tahmin edilebilir bir senaryoya, teatral oyunculuklara (bunu demek asla haddim değil belki ama sevemedim işte), başı sonu kopuk gelen noktalara sahip bir filmdi. Olayları ve nelerden esinlenildiğini bilmesem karakterlerin çoğu davranışını bir sebebe bağlayamazdım bile bence. Sadece polisin eski anılara gittiği sahneleri çok sevdim. Sahne geçişleri harikaydı. Devam filmleri de varmış ama izlemem sanırım. Hala nasıl bu kadar çok puan aldı anlayamıyorum da. Zamanında aldığı ödülleri sonuna kadar hak ediyordur ona sözüm yok. Çünkü o zamanın şartlarına göre değerlendiriliyor. Ama şimdi üzerine başka bir sürü benzer ve bence daha gerçekçi hikaye gelmişken en azından bu kadar yüksek puanlı olmazdı diye düşünüyorum. Bu tamamen benim cahilliğimden de olabilir. Eğer bilmediğim bir nokta varsa aydınlatın beni. Ya da sadece benim kişisel zevklerimle uyuşmadığı için de olabilir bilemiyorum. Ama düşüncelerim bu şekilde.

Kadın yazarlar konusu için de son zamanlarda okuduğum bir kitap var. Benim şu an ki okuma hızıma göre Mart bitene kadar bitmeyebilir o yüzden ilk 100 sayfanın verdiği hislerle yazıyorum bunları. Gerçekten ilginç ve hoş bir kitap. 

Kitabın adı Müzik ve Sessizlik. Danimarka'ya kralın emrinde çalışmaya giden bir müzisyenin hikayesini anlatıyor. Yorumlardan gördüğüm kadarıyla insanların sıkça sahaflarda denk gelip beklentisiz okumaya başlayıp sevdikleri bir kitap olmuş. Sahafta sıfır beklentiyle alma kısmı benim için de geçerli. Sevmek kısmını da zaman gösterecek. Şu ana kadar merakla dolu bir hoşlantıyla okuyorum denebilir. Ama çok karakter var. Bir not defteri alıp notlar alsam iyi olacak. 

Böyle işte Mart ayı da böyle geçti, geçiyor. Daha yazsam çok fazla serzeniş, öfke, iç sıkıntısı, korku çıkacak kelimelerimden ama elim de varmıyor bir şekilde. Neyse yazma çubuğu kıpırdanıp duruyor. Beynim karma karışık. Durgun sulara kavuşunca bol bol yazarım. Mutlu mutlu şeylerden bahsederiz.

O zaman bir kez daha...

Mutlulukla kalın.

1 Mart 2023 Çarşamba

BCP Şubat * Şiir ve Psikoloji

Merhabalar.

Bcp Ocak yazısı geç gelmiş olsa da Şubat'ı geciktirmek istemedim pek. Sizler de Blogları Canlandırma Etkinliğine katılmak isterseniz Okurix bloguna buradan ulaşıp bilgi alabilirsiniz. Bu ayın konusu hakkında düşünürken tek bir öneri yapmak istemedim. Hem bu ay izlediğim hem de öncesinde izleyip Bcp içinde önermek istediğim işleri yazmak istiyorum.

-Bu ay izlediğim bir filmle başlayayım. Sister My Sister. Bu film 1933 yılında Fransa'da yaşanan bir cinayet olayını konu alıyor. Ben gerçek suç konularını kurguda izlemeyi sevmiyorum. Bu filmde de o his vardı. Ama oyunculukların övüldüğünü görünce izlemek istemiştim ve iki kız kardeşin oyunculuğunu, evin hanımları ile hizmetçilerin aynı evde görünmez duvarlarla ayrılmış yaşamlarını izlemek güzeldi. Onun dışında ortalama diyebilirim. Ama gerçekte yaşayan kişilerin çocukluğundan geçen travmaları öğrenince çok üzülmüştüm.

-Bu ay baştan sona izlememiş olsam da hayatımın her anında mutlaka azar azar da olsa izlediğim bir dizi Lost. Benim en sevdiğim Kore dizisi oldu artık kendileri. Her detayına aşığım. Bence psikoloji türüne çok yakışan bir havası var.

-Bir başka dizi de Grey Rainbow olsun istedim. Oyunculuklar amatör kalabilir ama çekim kalitesini, konunun işleniş tarzını çok beğeniyorum ben. Bir Tayland dizisi. Konuyu sevmeyen insanlar olabilir o yüzden öncesinden bir okuyun. Ben Tayland yapımlarından genelde bl türünde olanları izliyorum. Onlardan da kalitelisi ya da bana hitap edeni diyeyim, çok az çıkıyor. Gray Rainbow da onlardan biri. Benim için, bir anda sevdim nasıl oldu anlamadım diyebileceğim dizilerden.

-Bir başka önerim ise belki çoğu kişinin karşısına çıkmıştır. Kısa animasyon filmi olan The Boy, the Mole, the Fox and the Horse. Aklınız erdiğinde daha da anlamlanan mesajlarıyla o karların içinde içinizi sıcacık yapan bir film. Hani toplumlar hakkında, yeni nesil hakkında bir sürü eleştiri ya da yorumda bulunuluyor ya son zamanlarda. Bireysellik, mental rahatsızlıklar, toplumsal dejenerasyon gibi gibi. Onlara öğüt niteliği var.

Ben şu an kişisel hayatımda ve zihin dünyamda hiçbir gerçekliğe inanamaz olduğum bir noktadayım. Dünyanın bir yerlerinde yaşanıyor denenler, kendi ülkemizde olduğu söylenen şeyler ve daha başka pek çok ifadeyi kulaklarım duyuyor, gözlerim görüyor ama beynim kabul edemiyor, inanamıyor. İnkar gibi de değil ama sanki soyutlandım. Acıdan uyuşuyorum artık. Birilerini, bir şeyleri haklı bulmak haksız bulmak. Doğrusu neydi, yanlış olan ne çözemiyorum. Muhtemelen bu yazdıklarım bile bendekilerin ufacık bir yansıması oldu ve kendim bile çözemediğim zihin karmaşamı asla anlatamadım ama parmaklarım yazmaya başladı ve durdurmadım. Yazının geneli dağınık olabilir o yüzden kusura bakmayın. Kafamı toplamak biraz zor bu aralar. Umarım öneriler hoşunuza gider. Bu sefer böyle oldu. Kendinize iyi bakın.

Berrak bir zihin -umarım- ve...

Mutlulukla kalın.

16 Şubat 2023 Perşembe

BCP Ocak * Anarchist from Colony

Merhabalar.

Öncelikle depremden etkilenen herkese geçmiş olsun. Kayıpları olanlara Allah rahmet eylesin. Uzun bir iyileşme süreci bizi bekliyor artık. İnşallah bir daha böyle bir şey yaşamayız millet olarak.

Bundan çok değil birkaç gün önce bambaşka planlar yapan insanlardık ama şimdi bir anda her şey değişti. Biz insanlar aslında ne kadar az şeyi kontrol altında tutabiliyoruz. Benim gibi biri için bunu kabullenmesi biraz zor. Tabii işin kontrol edebilecekken görmezden geldiğimiz kısımları da var ki bu öfkemi körüklediği için asla son bir sözcükle bitiremiyorm. Dilerim bu sefer ders almış olalım. Biraz normalleşmek adına bu yazıyı yazayım dedim. Ocak geçeli çok oldu ama ancak fırsat bulabildim.

Okurix blogunun düzenlediği BCP Etkinliğine katılmak isterseniz buraya linkini bırakıyorum. Her ay belli konularda yazılar yazıp etkiliğe katılanları ziyaret ediyoruz. En kısa zamanda ziyaretlerimi de gerçekleştirmek istiyorum. Ocak ayı konusu, gerçeğe dayanan olaylar ve biyografi. Ben de bunun için bir film seçtim. Eskiden izlediğim bir filmdi ama hala aklımdadır. Hem oyunculuklardan hem konusundan çok etkilendiğim bir filmdi.

Anarchist from Colony; Kore, Japonya sömürgesinde iken bunu reddeden Koreli Park Yeol'un direniş mücadelesini anlatıyor. Bir grup kuran ve bu grupta yazılar yazan Park daha büyük bir şey yapıp veliaht prense bir suikast düzenlemeyi düşünür. O sırada Japonya'nın tavırlarına mualif olan Fumiko bu yazılardan etkilenir ve Park'ı bulmak ister. Zamanla ona hayranlık ve aşk gibi duygularla bağlanan Fumiko bundan sonra da Park'ı yalnız bırakmaz. İkili bir şekilde kendilerini tutuklatırlar. Ama aslında her şey böyle başlar. 

Böyle filmler çok etkileyici bana göre. Düşünce suçu denen şey dünya üzerindeki en saçma şeylerden biri. Oysa nereye dönsen görebileceğin yerde. Birinin farklı düşünmesi, eleştirmesi, kendine yapılan yanlışa dur diyebilmesi çok önemli. Ama birileri için de rahat kaçıran su bulunadıran bir şey. Durup düşündüğümde fikirleri yüzünden nice insan harcandı. Hiçbiri de hak etmiyordu bunları bana göre. Bundan sonra da umarım böyle şeyler yaşanmaz demek istesem de buna ben bile inanmıyorum. İnsan garip bir canlı. Onu anlamak da zor anlamazdan gelmek de. Bir dünyaya tıkıştırıldık. Elimizdeki avucumuzdaki belli ama yine de onu bile paylaşamaz olduk. Her şey bir anda toz gibi dağılabiliyorken bile bile birbirimize acı vermenin anlamı ne çözemiyorum.

Mutlulukla kalın.

18 Ocak 2023 Çarşamba

Kelime Oyunu 105

Blog içinden en sevdiğim etkinliklerden biri Kelime Oyunu'ydu. Ama çok çabuk pes ettim. Şimdi tekrar yazıları gördükçe yazma hevesim geri geldi. Ama bloga yazmayınca başına geçmek ne zormuş. Ertele ertele ancak başına oturabildim. Etkinlik hakkında Sade ve Derin blogundan bilgi alabilirsiniz. Buraya bırakıyorum. Bu haftanın kelimeleri; Dramatik-İkna-Gergin-Karizmatik-Aptal.

Bu yazı bir süredir aklımda olan bir hikayenin bir parçası aslında. Aklımda adalarda yaşayan ve elit bir çevreden olan bir kadın hakkında kurgular dolaşıyordu. Hayatını sessiz sakin yaşamaya çalışırken adaya gelen genç üniversitelilerle geçmişini sorgulayan ve iyi kilerini, pişmanlıklarını hesaplayan bir kadın nasıl olurdu diye düşünüyordum. Başlangıcı böyle bir şey olabilir belki. İyi okumalar şimdiden. Paslandığım için çok da içime sinmedi ama bir yerden başlamak lazım.

***

Ağustos'un bunaltıcı havasını kıran bir meltem vuruyordu. Denize doğru çevirdikleri sandalyeleri, orta şekerli kahveleri, cıvıltılı kuşların ve adayı gezmeye gelen kişilerin sesleri ile tatilin diğer günlerine benzer bir öğleden sonra yaşanıyordu. Evin içinde akşam yemeğine hazırlık yapanların koşuşturması, dışarıda çocukların oyun sesleri yükseliyordu. Güneş gözünü acıtsa da kafasını hafifçe geriye atıp yüzünü yukarı kaldırdı. Akşama yine kızaracak mıyım acaba diye düşündü. Tam mayışmış bir haldeyken arkadaşının gergin sesi onu hareketlendirdi.

"Edalar da gelecek akşam yemeği için. Babasıyla yola çıkmışlar."

Arkadaşlarının üniversiteye giden çocuklarının olması ona hala garip geliyordu. Biz senden erken davrandık diyorlardı ona hep. "Aman sen en iyisini yaptın. Bak bize, çocuklar büyüdü ama dertleri de büyüdü. Yine de çocuk güzel şey tabii."

Bu sözleri onlarca farklı kişiden, onlarca farklı şekilde duymuştu ki artık bıkmıştı. Sanki o hayatı hakkında kendi başına karar vermemiş gibi onun çocuksuzluğunu teselli etmeye ya da hoş göstermeye çalışıyorlardı. Yıllar önce bir kez evlenmişti. Arada yaş farkı çoktu. Adamın başka çocukları vardı. Annesi çok ikna etmeye çalışmıştı vazgeçsin diye ama o an kocasından çok etkilenmişti. İş arkadaşı sayılırlardı. Bu kadar bilgili ve kültürlü bir adamla daha önce tanışmamıştı. "Bunca birikim için bir ömür lazım" diyordu ona. "Ondan bu kadar geç tanıştık."

"O kendini bana sevdirecek hale gelene kadar bir ömür yaşadı sonra da benim kalbime düştü." diye düşünüyordu o zamanlar. Karizmatik bir adamdı kocası. Onunla yaşadığı on yıl çok hareketli geçmişti. "Bir müzisyenle evli olmanın en güzel yanı müziğin seni her yere götürmesi" derdi ona. Yurt dışında olmadıkları zamanlarda da şu an kaldığı evde olurlardı. Ayrıldıklarında ev onda kalmıştı. Eşi anılarımızın olduğu bir yerde yaşayamam diyerek dramatik bir şekilde ona bırakmıştı burasını. Onun için de anılar değerliydi. Ama sırf sonu ayrılık olduğu için evliliğinin anılarını üzücü bir şekilde hatırlamazdı. Arkadaşları o günlerden bahsettiğinde onu azarlar bir tonda şakalaşır. "Ne rahat kadınsın. İnsan azıcık sinirlenir ya hu." diye takılırlardı. Belki sinirleneceği şeyler bulabilirdi oturup düşünse ama hiçbir zaman kandırılmamış olmanın verdiği bir minnettarlık vardı kocasına karşı. Pardon eski kocası. Boşanma konuşmasını hatırladı birden. "Ben bir aptallık ettim." demişti adam. "Bir başkasından hoşlanmaya başladım. Onunla aramda bir şey yok ama sürekli yan yana geldiğimiz durumlar içinde kalıyorum. Kendimi gittikçe suçlu hissediyorum. Senin de bunu bilmen lazım." Ona sakince baktığını hatırlıyordu. İçinden ufacık bir sızı geçmişti. Ama bir yandan da minnettardı. Her zaman evliliği içinde şeffaf olmaya çalışmıştı. Aynı yastığa baş koyup da gönlündeki mi saklayacaklardı birbirlerinden. En korkunç evlilik olurdu o zaman bu onun için. Büyürken bunu yakından görmüştü. Bağırıp çağırmamıştı bu yüzden. O akşam saatlerce konuşup ayrılma kararı almışlardı. Ama onu terk edip başkasına aşık olan kocası ondan daha hassastı ayrılık aşamasında. Hala görüştüklerinde gözleri dolardı bazen. "Yüreğim çok yorgun artık. Yaşadıklarım hızlıca geride kalmıyor." derdi. Kötü ayrılmış olmayı o da istemezdi aslında. Çevreleri hep aynıydı. Bir sıkıntı çıkmış olsa herkes gerin olacaktı o zaman. Ne gerek vardı buna. Koca koca insanlardı. Arkadaşına baktı usulca. Çekişmeli bir boşanmanın son durumu böyle olurdu muhtemelen. Eski eşinin yola çıktığı haberi bile keyfini kaçırmıştı. "Neyse ki" diye düşündü. "Neyse ki bizimki böyle olmadı."

***

Mutluklukla kalın.

26 Temmuz 2022 Salı

BCP Temmuz * İspanyol Aşk Aldatmacası

Merhabalar.

Bu ayın konusu çok keyifli. Önerilere bakmak için şimdiden sabırsızlanıyorum. Birkaç aydır bloga hiç vakit ayıramadım doğru düzgün. Bilgisayarım bozulduğundan beri düzenim de kalmadı. Bir de kaçıncı kez yazdığımı sayamayacağım kadar çok yazdığım bir şey olarak hastayım. Maske, mesafe varken kendimi daha sağlıklı hissediyordum. Ne zaman bunlar kalktı korona değil ama diğer hastalıklar yine yakama yapıştı. Zayıf bünyesi olan biri olarak hiçbir zaman iyileştim diyemeyeceğim galiba. Neyse biz temamıza geçelim. Bu ayın teması İspanyol Kültürü ya da Romantik-Drama. Ah ne de güzel söylemesi bile. Eğer siz de bu etkinliğe katılmak isterseniz buradan detaylara erişebilirsiniz.

Benim bu ayın teması için seçtiğim şey bir kitap. Adı İspanyol Aşk Aldatmacası. Instagramda takip ettiğim bir hesabın çok sevdiğini görünce bir bakayım deyip araştırmıştım. Sonra kardeşim de görmüş bunu ve bana doğum günü hediyesi olarak almış. Görünce çok sevindim. Elimde sürünerek bitirdiğim kitaptan kurtulduktan sonra büyük bir keyifle okumaya başladım. Romantik komedi sevenler bu kitaba da bayılacaktır sanıyorum. Kitaplar arasında chick lit denen bir tabir varmış. Sitelerde bu kategoriye koyanlar da var. Ben pek böyle tabirleri kullanmayı sevmiyorum ama fikir olması açısından yazayım dedim. Kitabımızın konusuna geçecek olursak. Catalina, Amerika'da bir mühendislik firmasında çalışan başarılı, neşeli bir kadındır. İspanya'dan buraya sıfırdan bir hayat kurmak için gelmiştir. Ama tüm ailesi hala oradadır. Ve ablasının düğünü için o kocaman ailesinin yanına gideceği sırada hesaplamadığı bir şey olur. Eski sevgilisi ablasının evleneceği kişinin abisidir. Çok olaylı ve kalp kırıklıkları ile ayrıldığı kişinin nişanlandığını duyan Lina annesine düğüne sevgilisi ile geleceğini söyler. Bir panik anında bu yalana sarılan Lina abartmayı ihmal etmeyerek birbirlerine deli divane aşık olduklarını, ciddi düşündüklerini, düğüne gelip onu ailesi ile tanıştıracağını söyler. O andan sonra hayatının panik düğmesi açık gezen Lina yalanı için bir çözüm aramaya koyulur. İlk adım tüm olanları gidip en yakın arkadaşına anlatmaktır. Ofisin dinlenme bölümün biraz yüksek perdeden anlatmış olacak ki tam arkasında duran ve ona yardım teklif eden Aaron olaylara birden dahil olur. Ona en iyi seçeneğin kendisi olduğunu, tanımadığı birini götürmenin tehlikeli olduğunu, para ile birini tutmanın imkansız olduğunu söyler. Ama Catalina son seçenek olarak bile Aaron'ın yardımını istemiyordur. Beraber çalıştıkları iki yılda ondan nefret etmek için çok sebebi olmuştur ve Lina için kara listeye giren biri bir daha oradan çıkamamaktadır. Ama bu fazla ciddi, ketum ve bir o kadar yakışıklı Aaron her fırsatta Lina'ya teklifini yeniler. Çeşitli olaylar sonucu Lina, Aaron'a mecbur kalır ve Amerika'dan İspanya'ya uzanan bir aşk oyununun icinde bulurlar kendilerini. Bize de onların bu maceralarını ayıla bayıla okumak düşer. 

Kitap sayfa sayısı görece fazla olmasına ragmen akıp gidiyor. Olaylar yavaş bir tempoda ilerliyor ve ben bunu çok sevdim. Aaron'ın ilgili halleri, en olmadık anda gelip söyledikleri onun hisleri ile ilgili tüyolar verdi okurken. Ve tahmin edersiniz ki etrafımda kalpler uçuşuyordu. Lina'yı bazı yönlerden kendime çok benzettim. Bu yüzden ona ayrı bağladım. Geçmişte yaşadıklarının bugüne etkisi çok orantılı yansıtılmıştı bence. Kendi iç hesaplaşmasını okumak güzeldi. Bana biraz her çiftin ayrı anlatıldığı seri kitaplardan olacakmış havası da verdi. Yazarın ilk kitabı sanıyorum. Şu an için iki kitabı olduğunu gördüm. Bakalım ileride başka kitapları çıkarsa Lina ve Aaron'la yeniden karşılaşılaşırız belki. 

Eğer sizlerde bu tarz romantik komedi kitaplarını seviyorsanız veya okuma listenizde araya kafa dağıtmak için bir kitap almak isterseniz bu kitabı değerlendirebilirsiniz. Bana okuduğum süre boyunca çok keyifli ve mutlu anlar yaşattı. Aralarda kullanılan Ispanyolca sözler de çok hoştu. Benden şimdilik bu kadar. Okumayı düşünenlere keyifli okumalar dilerim.

Mutlulukla kalın.

4 Temmuz 2022 Pazartesi

BCP Haziran * Happy Birthday The Series

Merhabalar.
Blogları canlandırma projesine Haziran ayıyla devam ediyoruz. Benim bilgisayarım bozuldugu icin bu yaziyi telefondan yaziyorum. Bu yuzden Turkce harfleri kullanmadigim ya da yanlis yazdigim yerler olabilir. Kusura bakmayin lutfen. Bu seferlik boyle olsun. Bu ayin konusu Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi, Fantastik. Ben normalde pek fantastik hikayelere yanasmam. Oldum olasi gercek hayat hikayeleri daha cok ceker beni. Bu ay ne yapacagim diye dusunurken hic farkinda olmadan fantastik ogelerin oldugu bir dizi izledigimi fark ettim. Diziyi cok da sevdigim icin buraya yazmayi dusunuyordum zaten. Bu vesile ile paylasayim dedim ben de. Telefonla yazdigim icin cok ayrintili yazamayacagim ama kisaca konusundan bahsedip belki baska zamana ayrintili bir yazi girerim dizi hakkinda. Siz de bu etkinliğe katılmak isterseniz buradan bilgilere ulaşabilrisiniz.
*** İki büklüm de olsa kablolarla bir bilgisayara ulaşamayı başardım. Eğer olduğum yerden kovulmaz ya da bel ağrısından pes etmezsem yazabilecek gibiyim. Başlayalım bakalım. ***

Ben diziyi şirketin Youtube kanalından izledim. Orada mutlaka İngilizce altyazı oluyor. Ama bazen gönüllü çevirmenlerin başka dillerde eklediği altyazılar da olabiliyor. Bakarsınız. Buraya bırakıyorum siteyi. Dizinin konusuna gelelim o halde. Thannam 17 yaşında bir genç kızdır. Bir gece göl kenarında otururken buluruz onu. Bir başka yerde de Thannam'ın erkek kardeşi doğmak üzeredir. Bu iki farklı mekan arası olanları izlerken Thannam yerinden kalkar ve göle girerek intihar eder. Bir hayat doğarken bir hayat kendi isteğiyle veda etmiştir bu dünyaya. Daha sonra aradan tam 17 yıl geçmişken kalan insanların nasıl yaşadığını izlemeye başlarız. Tonmai, Thannam'ın erkek kardeşi, ablasının öldüğü gün doğduğu için asla doğum günü kutlamamış, babasından hep sert bir tavır görmüş bir çocuktur. Tek arkadaşı Noina ismindeki bir kızdır. Okulda dışlanır, evde babasından sevgi göremez, Noina'dan hoşlanırken onun en yakın arkadaşı olarak yanında olup sevgilisi ile mutlu hallerini izlemek zorunda kalır. Hayatı böyle bir haldeyken 17. yaş günü gelir. Babası her seneden farklı olarak bu sene ona bir hediye verir. Bu hediye ablasının odasıdır. Buna çok sevinen Tonmai büyük bir heyecanla odayı keşfetmeye başlar. O sırada lambanın bozuk olduğunu keşfeder ve gidip ampülü değiştirir. Tam ışık geri geldiğinde yanı başında kendini izleyen birini fark eder. Dikkatli bakınca bunun ablasının anma fotoğraflarındaki kıza çok benzediğini anlar. O an ablasının hayaletinin 17 yıldır bu odada hapsolduğunu öğrenir. Thannam öldüğü zamandan beri buradadır. Ama hafızasını kaybetmiştir ve neden hala reankarne olmadığını anlamayamıyordur. Tonmai ablasına geçmişte olanları hatırlaması konusunda yardım ederken bir yandan da onunla yaşamayadığı abla-kardeş ilişkisini yaşamaya başlar. İki kardeş birbirlerine her koşulda destek olup birbirlerinin hayatını güzelleştirmek için çabalarlar. Ama Tonmai'in anlamadığı bir şey vardır. Bu kadar güzel bir hayatı olan ablası neden ölmek istemiştir? Geçmişe gidildikçe hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, gerçeğin çok farklı olduğunu anlar. 

***
Ben diziyi çok ama çok beğendim. Ağlamaktan bir hal oldum bile diyebilirim. Öyle dağıttı beni. Hikayesi, karakterleri, müzikleri her şeyiyle öyle güzel öyle anlamlıydı ki. Mutlaka izleyin derim. Tayland dizilerinde bazı teknik bozukluklara rastlanabiliyor ya da bana izlerken saçma gelen sahneler oluyor bazen. Ama bu dizide rahatsız olduğum hiçbir nokta olmadı diğer şikayetlerimdeki gibi. Başrol kızı zaten çok seviyorum. Bloğa yazdığım 3 Will Be Free dizisinden de oynuyor. Çok yetenekli biri bana göre. 
Şimdilik bu kadarla bitireyim. Geç de olsa yazabilidğim için mutluyum. Umarım ilginizi çeker ve umarım izleyenler beğenir. Yorumlarda konuşabiliriz dizi hakkında. Ben de çok ayrı bir yer edindi kendine. İyi ki izlemişim diyorum. :)
Mutlulukla kalın.