Neler Hakkında Yazıyorum?

30 Ocak 2021 Cumartesi

Kelime Oyunu - 9

Merhabalar.

Bu hafta biraz geç kaldım. Bir sürü sebebi var ama hepsi güzel sebepler o yüzden şikayet etmiyorum. Tazelendim. Moral, motivasyon topladım. Toplayamadığım tek şey ilham oldu. Onu da bu yazıya iliştirdim zaten. Bu hafta kısa yazıyorum. Dilerim haftaya daha uzun bir yazı yazabilirim. Bu hafta kelimeleri Minik Mini bloğu seçti. Onun yazısını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu haftanın kelimeleri; melek, tütsü, ritüel, yazar, gül.

***

Yazar yeni kitabı için kafasında planlar yapmıştı. Konu, karakterler, başı, sonu hepsi belliydi. Ama kelimeler bir türlü bir araya gelemiyordu. Tıkanmıştı adeta. Her kitabını hızlıca yazan, bu yönüyle takdir toplayan o kişi şimdi bir cümleyi bile yazamıyordu. Her defasında tamamlanmadan silinen yazılar yazıyordu. Artık kendine sinir olmaya başlamıştı. Her şey zihninde bu kadar berrakken neden yazıya döküleceği zaman çorbaya dönüyordu? Ortamını değiştirmeye karar verdi. Çalışma masasını oturma odasındaki pencerenin önüne taşıdı. Karşıdan masmavi deniz görünüyordu. Uğuru olan melek biblosunu masanın başına iliştirdi. Sıkıntılı zamanlarında yaptığı bir ritüel olan adaçayı yakma işlemini tekrarladı. Tutamı odada gezdirdikten sonra tütsü kabının içine bıraktı. Dün ilham gelsin diye yaptığı yürüyüşten dönerken aldığı gülleri kokladı ve masanın başına geçti. Artık yazmak istiyordu. Zihninde ona eşlik eden onca kişi varken onlara bir hayat vermek istiyordu. Nihayet ilk cümlesini yazdı. 

'Yazar yeni kitabı için kafasında planlar yapmıştı.'

*

Ben pek ritüel insanı değilim ama özeniyorum da bir yandan böyle şeyler yapan kişilere. Tamamen üşengeçliğimden yapmadığım için olsa gerek. Böyle şeylere inanıyorum da bir yandan. Aslında olaya değil ama olayı yaparken ki inancımızın verdiği enerjiye inanıyorum. Yani bana göre bir suyu bile şifa olacak inanışıyla içerseniz iyi olursunuz. Evrende bu enerjilerin bizi çok etkilediğini düşünüyorum. Aklımızdan geçen her düşünce iyi veya kötü bizi etkiliyor. O yüzden hep iyi düşünmeye, başıma gelen kötü şeylerde bile bir hayır olduğuna inanıyorum. Bu beni çok rahatlatıyor.

Artık kaçıyorum. Buradan herkese çok pozitif enerjiler. :D 

Çok pozitif enerji nasıl oluyor acaba? +++enerji. :D

Mutlulukla kalın.

25 Ocak 2021 Pazartesi

Beastars - Anime

Merhabalar.
Yakın zamanda izlediğim bir animeyi anlatmak için geldim bugün. Ben Netflix'ten izledim ilk sezonu. Ama diğer sitelerde de vardır eminim. Şimdilerde 2. sezonu yayınlanıyor. Henüz 3 bölümü çevrilmiş. Onları da izledim. Devamını da merakla bekliyorum. Şimdi konusuna geçelim.
Etçil ve otçul hayvanların birlikte yaşadığı bir toplum düşünün. Bu toplumda prestij sahibi bir okul olan Cherryton Lisesi'nde tüm hayvanları temsil edecek bir Beastar seçilecektir. Bunun için en uygun aday Louis adında bir geyiktir. Çocukluğundan beri uygun davranmak üzere yetiştirilmiş olan bu çocuk tiyatro klübünün de gözde üyesidir. 


Bu klüpte Legoshi adında bir gri kurt da vardır. Etobur olması ve cüsse olarak diğerlerinden büyük olması onu hep kendini bastırmaya, duygularını gizleyip göze batmadan yaşamaya zorlamıştır. Tiyatro klübünün set arkası bölümünde çalışıyordur.
Her şey düzgün giderken bir gece tiyatro klübünden bir alpakanın öldürülmesi ile işler karışır. Okul içinde işlenen bu cinayet okulu da alarma geçirmiştir. Aynı zamanda şehirde de otçullara karşı olan saldırılar artmaktadır. Etçil ve otçullar arasında süregelen huzur ortamı bu olaylarla dağılmıştır. Artık herkes birbirine karşı temkinli davranmaktadır. Bu gergin ortam sürerken bir gece Legoshi klüp işlerini bitirmiş odasına dönecekkken burnuna bir koku gelir. İçgüdülerinin devreye girmesi ile avlanmak isteyen Legoshi bahçede tek başına bekleyen bir tavşana saldırır. 


Ama bilinci bu yaptığı şeyin yanlış olduğunu bilip reddedince tavşanı serbest bırakır. Yaşadığı bu duygulardan suçluluk duyan Legoshi tavşanla yeniden karşılaşır. İçinde ona karşı olan hislerin bir avlanma içgüdüsü mü, suçluluk mu yoksa hoşlantı mı olduğunu bulmaya çalışır. 

***Spoiler***

Burada tiyatro sahnesinde Louis'in Legoshi'ye elini uzatması ve birlikte selam vermeleri Louis'in tiyatroda hayvanlara vermek istediği birlik mesajı için çok anlamlı bir sahneydi bence. Louis belki otçulların güçlü olduğu bir toplum fikriyle güçlü olmak istiyor ama yine de birlikte yaşanabileceğine olan inancı da Legoshi'yi gördükçe güçleniyor.







Legoshi'nin Haru ile konuşurken boy hizasına gelmeye çalışması da çok tatlı. Karakter olarak bayıldım ben Legoshi'ye. Çok duyarlı biri. Geleceğin Beastar'ı olabilir gibi de geliyor bakalım . Ama en başta alpakaya saldıran gölge de Legoshi'ye benziyor gibi. Bambaşka şeyler çıkabilir o yüzden. Merakla bekliyorum.





Bu kişiler de klüpteki bazı üyeler ve Legoshi'nin arkadaşları.


Legoshi ve Haru arasındaki ilişkinin ki tam bir ilişki bile değil henüz, çarpık bir şey olarak adlandırılması hikayeye başka bir boyut katıyor. Yani bir kurt ve tavşanı aşık etme fikri çok sıradan duruyor ama bunu animenin işleme şekli çok hoş. Kendilerini ve içgüdülerini sorgulamaları, duygularının gerçekten aşk mı yoksa başka duyguların yanılsaması mı olduğunu sorgulamalarını izlemek çok keyifli.



Ve burada Louis'in bariz bir şekilde karanlıkta olduğunu, kendi eski konumu yerine Legoshi'nin geçebileceğini düşündüğünü görüyoruz. İkilinin karşı karşıya geldiği kısımları heyecanla bekliyorum yeni sezonda. 



***Spoiler son***
Animenin hayvanların dünyasındaki etçil-otçul meselesini ele alış şeklini sevdim. Hayvanların davranış şekilleri ve olan olaylar mantıklı ve sürükleyiciydi bence. Bazı noktalar ilk sezon havada kalmış olsa da ikinci sezonla bunların açığa kavuşacağına inanıyorum. İlk sezon Legoshi'nin kendini, türünü, duygularını, varoluş amacını sorguladığını izledik. Potansiyelinin farkına vardı ve bunu nasıl kullanması gerektiğinin de ikinci sezonda öğreniyor. Louis ve Legoshi arasındaki gerilim de benim hoşuma gidiyor. İlk sezon olduğu gibi bu sezon da sık sık karşı karşıya gelecekler ve yeri geldiğinde birbirlerini destekleyecekler gibi hissediyorum.

Ben animeyi sevdim. İlginizi çekiyorsa izleyin derim. İlk sezon havada kalan yerler vardı ama ikinci sezonda onları işleyecekler gibi geldi. Benden bugünlük bu kadar. izlemeyi düşünenlere iyi seyirler. 

Mutlulukla kalın.
 

22 Ocak 2021 Cuma

Kelime Oyunu - 8

Merhabalar.

Geçen hafta yoğunluktan ve stresten dolayı yazamadm. Bu hafta sunumumu güzelce atlattıktan sonra yazayım dedim. O kadar kötü ki yazmaya, bloglara gidip okumaya alışmışken ara vermek. Kayıp gibi hissediyorsunuz. Bu süreci de biraz yazmak istiyorum başka bir yazı da. Şimdi oyunumuza başlayalım. Bu hafta kelimeleri sevgili Adromeda seçmiş. Onun hikayesini buraya bırakıyorum. Okumayan çok şey kaybeder. Ben çok sevdim gerçekten.

Bu haftanın kelimeleri; maske, bahar, İbiza, roman, çiçek.

Hadi başlayalım.

*

Telefon elinde gün içinde defalarca kez girip baktığı uygulamaya bakıyordu. Takip ettiği yüzlerce kişiden birkaçının paylaştığı hikayeleri izlemeye başladı. Birden çıkan müzikle irkilip sesi aceleyle kısmaya çalıştı. Ne kadar story izlerse izlesin bakışları boşluğunu kaybetmiyordu. Adeta uyuşmuştu. Gün içinde ritüel gibi tekrar ettiği bir şeydi bu uygulamaya girip başkalarının paylaştığı hikayelere bakmak. Bazılarını merak ediyordu bazılarına hiç ilgisi yoktu. Tanıdık kişiler de vardı takip ettikleri arasında popüler isimler de. Bir hikayede şu an okumakta olduğu romana yeni başlayan bir arkadaşının paylaşımını gördü. Kahve yanı kitap fotoğraflarındandı. Oldum olası anlamamıştı bu modayı ama fotoğraflar estetik olunca hoşuna gitmiyor da değildi. Bir diğerinde doğal yağlarla maske yapan birini gördü. Neredeyse aylardır takip ediyordu hesabı ama hiçbir tarifi uygulamaya çalışmamıştı. Deneyenlerin olumlu yorumlarını gördükçe merak da ediyordu ama cildi hassas olduğu için hiçbir şeyi sürmeye cesaret edemiyordu. Biraz da uğraşmak istemiyordu sanırım. Bu gençlik hep aynı kalmayacaktı ama. Neyse kendi bilirdi. Bir diğer hikayeye geçti. Fenomen olan birinin hesabıydı bu. Paylaştıkları onun ilgi alanına girmese de kadının hareketli yaşantısı ilgisini çekiyordu. Magazine de sık sık haber olan biriydi. Zaten oldum olası bu magazin illetinden kurtulamamıştı. Merak ediyordu ister istemez. Çok boş ve sahte bir şey olduğunu bilse de arkadaş dedikodusuna bile hasret kaldığı bu günler de iyi geliyordu bir yandan. Fenomen kadın İbiza tatilinden #tbt yazılı fotoğraflar paylaşmıştı. Görür görmez içi ısındı. Bir gün gider miydi böyle yerlere? Kış mevsimini sevse de baharı özlemişti. Gerçi bu sene kar yağana kadar havalar bahar havası gibiydi. Babası neredeyse ağaçlar çiçek açacak demişti hatta geçen. Mevsimlerin bu değişimi onu endişelendiriyordu. Aslında ona göre dünyadaki herkesi endişelendiriyordu ama kimse düzeltmek için bir şey yapmıyordu. Birkaç hikayeden sonra sıkılıp uygulamayı kapattı. Telefonun ekranını da söndürüp kenara attı. Kafasını koltuğun arkasına yaslayıp bir süre öyle bekledi. Sonra otomatikman eli yeniden telefona gitti. Bu sefer başka bir uygulamayı açtı. Burada diğerine göre daha az paylaşım vardı. Görmeyen gözlerle ekranı kaydırırken bundan da sıkıldığını fark etti. Telefonu öylece kenara attı yeniden. Oflayarak gözlerini ovuşturdu. Gün ortası olmuştu. Kanepede böyle yayıldıkça üzerindeki tembelliği atamayacağını anlayıp mutfağa geçti. Tam girecekti ki aklına odada bıraktığı telefonu geldi. Koşarak gidip aldı ve listeden rastgele bir şarkı açtı. Sonra beğenmeyip değiştirdi. Istediğini bulana kadar bir süre oyalandı. Sonra günlerdir dinlediği şarkıyı açmakta karar kıldı. Şarkı geçerken bir yandan da mutfaktaki kahvaltı dağınıklığını topladı. Ama bu iş de çabucak bitmişti. Bir odadan diğerine yanından hiç ayırmadığı telefonuyla gezdi durdu tüm gün. Artık bundan çok sıkılmıştı. Ani bir karalar telefonu elinden bininci kez atıp kalkıp hazırlandı. Kendini sıkıca sardı. Yeni bir maske alıp taktı. Botlarını giyip evden dışarı attı kendini. Böyle telefon olmadan sadece çevreyi ve kendini dinleyerek yürümeye başladı. Nihayet rahatlamıştı. Böyle yorulana kadar yürüdü. Eve gidince yeniden telefona yapışacağını bilse de o birkaç dakika kendiyle kalabilmişti. 

***

Çok benden olan bir hikaye paylaştım bu hafta. Elime yapışmış gibi o telefon. Asla yanımdan ayıramıyorum. Dış dünya ile tek bağlantım gibi. Baktığım şeylerin de içi boşaldı farkındayım ama yine de bağımlı gibi o ekranı kaydırıp duruyorum. Bir an önce unutmak istiyorum bu kötü alışkanlığı. Sizler de durum nasıl? Bana verecek tavsiyeleriniz varsa çok mutlu olurum. Bu süreç bizi ekranlara bağladı. Ama çok sağlıksız ve vakit kaybı çoğu zaman. Umarım azalarak yok olur bu telefon bağımlılığı.

Kendinize çok iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

7 Ocak 2021 Perşembe

Koku - Patrick Süskind

 Merhabalar.

Uzun zamadır bir kitap okuyamama sorunum var. Pandemi ile başlamadı ben de, malesef daha önceden de vardı. Bunun nedenlerini kendimce biliyorum. Birincisi ekrandan kopamamam. Son yıllarda aşırı bir ekran bağımlılığı başladı bende. Yani hiçbir şey yapmasam bile sekme açıp kapatıyorum, uygulamalara girip çıkıyorum boş boş. Bunu zaman zaman yensem de dönüp dolaşıp geldiğim nokta bu oluyor. Özellikle bir iş yetiştirmem gerekiyorsa daha çok oluyor bu durum. Bir şeyler izlediğimde suçlu hissediyorum ama o işle de ilgilenmiyorum. Hal böyle olunca da ekran başında geçen boş vakitler oluyor. Bir diğeri de sıkıldığım anda telefona sarılmam. Geçenlerde bir videoda insanlar kendilerine sıkılmak hakkı tanımıyor deniyordu o kadar doğru ki. Hep beni oyalayan bir şey olsun istiyorum. 

Bunları niye anlattım çünkü yakın zamanda bir kitap bitirdim. Ve saydığım tüm bu geriye çeken alışkanlıklardan sonra bir kitabı bitirmiş olmak beni mutlu ve motive etti. Sizlere de kitabı daha doğrusu kitapla alakalı okuduğum çok kaliteli bir incelemeyi anlatmaya geldim. 

Kitabın adı resimde de gördüğünüz üzere Koku. Bu kitabı ben yıllardır biliyorum. O yüzden herkes de biliyormuş gibi geliyor bana. :D Ama konusundan bahsedelim. Jean Baptiste Grenouille adında koku duyusu çok gelişmiş bir insanın doğumundan başlayan kitap, Grenouille'un kendi kokusunun olmadığını fark etmesiyle kendine insan kokusu yapma gayesi ile seri katil oluşuna varan yaşamını anlatıyor. Kitap baştan sona bu sırada. Yani zaten her yerde okuduğunuz konusunda kitabın sonu ile ilgili spoiler almış oluyorsunuz. Ama kitapta olayların sırasından çok Grenouille'un ruh dünyası ilginizi çekiyor. Çocukluğundaki yaşamı, ergenliği ve gençliğe giden zamanda yaşadıkları ve düşündükleri. Kitap boyunca Grenouille'u tanımak, onu anlamaya çalışmak sırada ne olay olacak merakından daha ağır basıyor. En azından benim için öyleydi.

Kitabı okuduktan sonra kısıtlı bilgimle bu kitabı tam olarak anlayamadığımı hissettim. Evet bir hikaye vardı ama bence daha da fazlası saklıydı. Haklıymışım ki araştırmalarım sonucu bir blog sayfası buldum. Ve benim bilmediğim pek çok noktaya parmak basan, gönderme yapan bir kitap olduğunu anladım. Sizler eğer kitabı okumadıysanız bile bence bu incelemeyi okuyun derim. Daha da farkında olarak mukayese etmenizi sağlayacaktır. 

Yazıyı buraya bırakıyorum. Alman Dili ve Edebiyatı okuyan öğrencilerin hazırladığı bir sayfa ve gerçekten dolu dolu bir anlatıma sahip. 2015'te yazmayı bırakmış olsalar da ben yazılarını dönüp dönüp okumak için yer işaretlerine ekledim bile. Umarım sizler için de faydalı olur. Ben kitapla ilgili ne desem bu yazının yanında basit duracağı için sadece çok beğendiğimi söyleceğim. Kokulara hassas biri olarak Grenouille'un kokuları tanımladığı yerler çok ilgimi çekti. Karakter olarak da çok ilgi çekici buldum onu. Yazıda söylendiği gibi bir noktada onu sevmeye bile başlamıştım. Hala tam olarak nefret ettiğimi söyleyemem ama kendi arzuları için seçtiği yolu doğru bulmuyorum tabii ki.

Bu kadarla bırakıyorum. Okumayı düşünenlere tavsiye ettiğim bir kitap Koku. Şimdiden keyifli okumalar size.

Mutlulukla kalın.

6 Ocak 2021 Çarşamba

Kelime Oyunu - 6

Merhabalar.

Kelime Oyunu'nda altıncı haftadayız. Bu haftanın kelimeleri sevgili Momentos'tan. Onun sayfasına gitmek için buraya tıklayınız. Ben üçüncü hafta yazdığım hikayeyi devam ettirmek istedim bu hafta. İsterseniz önce buradan o hikayeyi okuyabilirisiniz.

Bu haftanın kelimeleri; kelepçe, ıslık, bisküvi, serçe, mucize.

***

Lilyum gözden kaybolduğunda Cadı ve Esmeralda güçten düşmüş bir şekilde Cadı'nın kulübesine geri döndüler. Bundan sonra beklemekten ve gökyüzünü gözlemlemekten başka yapacakları bir şey kalmamıştı. İkisi de içlerindeki endişeyi durduramıyorlardı. Lilyum'un yapmak istediği şey için vazgeçtikleri ve bundan sonra olacaklar kafalarını meşgul ediyordu. Cadı'nın gözleri masanın üzerindeki bisküvilere dalmış düşünüyordu. Lilyum, Aydınlık Diyarı'nın en önemli ailelerinden birine mensuptu. Gelecekte ondan çok önemli işler bekleniyordu ama o aşk uğruna tüm kurallara karşı gelmiş ve kendi rızasıyla bu sürgün diyarına gitmek için evinden ayrılmıştı. Aydınlık Diyarı bu işe sessiz kalmayacaktı elbette. Cadı yeniden oradan birileri ile görüşmektense ömür boyu tek başına kalmaya razıydı. Ona geçmişi hatırlatacak tek bir şeyi bile hayatında istemiyordu. Ama Lilyum'un gelişiyle pandoranın kutusu açılmıştı. Diyarda işler hala aynı yürüyorsa birkaç güne bir elçi gelip Aydınlık Diyarı konseyinin aldığı kararı bildirecekti. 'Buradaki huzurlu günlerimde buraya kadarmış.' diye düşündü Cadı. Artık hava kararmaya başladığında Esmeralda burada beklemenin boşa olduğunu söyleyerek evine döndü. Cadı da huzursuz bir uykuya gözlerini kapadı. Sabah serçelerin ıslık sesleri ile uyandı. Hava aydınlanmıştı. Aceleyle dışarıya koştu. Gökyüzüne bakarak bulutları yorumlamaya çalıştı. Zambak dağlarının üzerine bulutlar yoğunlaşmıştı. Bu da iksirin işe yaradığını gösteriyordu. Bundan sonrası çağırılan ruhun cevabına kalmıştı. Bunu bulutlara da baksa anlayamazdı. Tek yapabileceği Lilyum'un sağ sağlim dönmesini beklemekti. Tam içeri geri dönecekti ki çalıların ardından bir ses duydu. Normalde bölgeye giren herkesten haberdar olurdu ama bu kişiyi hissedemediğine göre konseyin gönderdiği elçilerden biri olmalıydı. 'Gizlilik yetenekleri oldukça gelişmiş bir tanesi olmalı' diye düşündü. Sesin geldiği yöne doğru dönerek gelenin görünmesini bekledi. Nihayet elçi yüzünü gösterdiğinde eskilerden bir sima ile karşılaşmak Cadı'yı bir kez daha sarstı. Gerçekten diyarda hiçbir şey değişmemişti. Gelen yolcu da Cadı'yı fark edip başını kaldırdı ve ikili göz göze geldiler. Bir an için ikisi de birbirlerine baktılar. Çok zaman olmuştu Aydınlık Diyarı'ndan biri Cadı'yı görmeyeli. Onun bu kadar değişmiş olması gelen elçiyi şaşırtmıştı. Bir zamanlar en yakın arkadaşlarından olan o kadın değildi sanki karşısındaki. Şaşkınlığını bir kenara atıp konuşmaya başladı.

"Merhaba Nymphaea. Uzun zaman oldu."

Cadı yıllardır duymadığı bu ismi duyunca olduğu yerde kaskatı kesildi. Doğru ya bu onun adıydı. Neredeyse böyle bir adı olduğunu unutmak üzereydi. Kendini toparlayıp; "Merhaba İlis. Hala kural ihlalinde elçi olarak seni gönderiyorlar demek."

İlis sakince kafasını salladı. "Evet Aydınlık Diyarı'nda hiçbir şey değişmedi." Cadı bunu duyunca alaycı bir kahkaha attı. "Bu güne kadar demek istedin her halde. Çünkü sevgili Lilyum'unuz bir gün önce buradaydı."

Cadı'nın böyle alaycı ve doğrudan bir şekilde konuya girmesi İlis'i sinirlendirdi. "Değişmiş görünüyorsun ama bu patavatsız hallerin hala aynı."

Cadı alaycı gülümsemesini sürdürerek İlis'e baktı. "Öyle diyorsan."

İlis; "Çok uzatmayacağım. Buraya Lilyum hakkında konuşmak için geldiğimi anlamışsındır. Konsey karara vardı. Tüm Aydınlık Diyarı Lilyum'u alıp geri götürmemi istiyor. O nerede? Bana söyle ve onu alıp gideyim." dedi.

Cadı konseyin böyle yüce gönüllü olmasına şaşırmıştı. Kendi zamanında asla müsamaha göstermeyen ihtiyarlar Lilyum'dan vazgeçememiş olmalıydı. Sırıtması hala yüzündeyken "Zambak dağlarında. Çok sevgili hayat yoldaşını kurtarmaya gitti. Sizin teknikleriniz çok yetersiz kalmış. Gelip benden yardım istedi yavrucak. Görsen nasıl perişandı. Ben de ona yardım edeyim dedim."

İlis hırsla Cadı'nın üzerine yürüdü. Tüm öfkesi ile bağırmaya başladı. "Nasıl yaparsın bunu? Koseyin onu affedeceğini biliyor olman lazımdı. Nasıl kafasına koyduğu şeyi yapmasına izin verirsin? Şimdi asla geri dönüşü olamayacağını bilmiyor musun sen ha?"

Yakasını tutan ellerinden kurtulan Cadı üzerindeki kıyafetleri silkeleyerek düzeltti. "Ben yapmasam kendi başına yapacaktı. Hem nereden bilebilirim konseyin onu geri çağıracağını. Onlar çağırsa bile Lilyum gider mi sanıyorsun? Sen onun yüzündeki ifadeyi hiç gördün mü? Ben yardım etmesem bile o kafasına koyduğunu yapacaktı. Ben sadece işleri onun için kolaylaştırdım."

Artık İlis kızgınlık ve üzüntü içindeydi. Hayal kırıklığı ile başını iki yana sallıyordu. "Kendi yaşadıklarından sonra ona hiç acımadın mı? Sonunun seninkinden farklı olacağını mı sanıyorsun? Sen... Sen ne ara bu kadar kötü birine dönüştün?"

Cadı, İlis'in son söylediklerinden sonra hiddetle ona döndü. "Ben mi kötüyüm? Ben ha? Ona yardım etmeseydim ne olurdu sen biliyor musun? Benim o zamanlar ne yaşadığımı biliyor musun? Evet onun da sonu aynı benim gibi olacak ama en azından kaybettikleri benimkilerin yanında hiçbir şey."

"Ne demek bu? Sen Aydınlık Diyarı'ndan ve ondan başka ne kaybettin ki?"

"Gerçekten o formülü kendi başıma bulduğumu mu sandın? Lilyum'a da söyledim. Böyle büyük iyiliklerin her zaman bir karşılığı olur. Bize Aydınlık Diyarı'nda yasaklı büyüleri öğretmiyorlar ama burada, sürgünde, görüp görebileceğin en kötü varlıkların olduğu bu yerde her şeyi bedeli karşılığında öğrenebilirsin."

İlis bir an için hiçbir şey düşünemedi. Eskiden olanları hatırlamaya çalışıyordu. Nymphaea'nın sevdiğini kaybedişinden sonra çok büyük bir yıkım yaşadığını hatırlıyordu. O zaman o da Lilyum gibi elinde ruh kesesi Aydınlık Diyarı'ndaki her kapıyı çalıp yardım istemişti. Bir mucize olmasını istiyordu sanki. Ama kimsenin ona verebileceği bir mucize yoktu. O da tüm öfkesini ve acısını alıp buraya gelmişti. Sonradan duyduklarına göre Nymphaea ruhu geri çağırmanın bir yolunu bulmuştu. Bu sırada onu durdurmaya çalışan kimseyi de dinlememişti. Ama ruh onun çağırısını kabul etmemiş ve Nymphaea büyük aşkının onu tamamen terk ettiğini anlamıştı. Yıkılmış şekilde Aydınlık Diyarı'na döndükten sonra da yetkililer onu yakalayıp kelepçelemişlerdi. Yargılandıktan sonra yaptıkları yüzünden sürgün edilmesine karar verilmişti. Onu son gördüğü anı hatırlamaya çalıştı İlis. Arkası dönük, Aydınlık Diyarı'ndan çıkarken nasıl da güçsüz bir şekilde yürüyor olduğu geldi gözlerinin önüne. Zaten o günden sonra da Nymphaea'yı bir daha hiç görmemişti. Ta ki bu güne kadar.

Cadı, İlis'in düşündüklerini tahmin edebiliyordu. "Bunların bir önemi yok artık. Lilyum'u şu an istesen de göremezsin. Tek yapabileceğin onun geri dönmesini beklemek. Bu süre içinde benimle kalabilirsin ama bu seni rahatsız edecekse Esmeralda da seni ağırlamaktan memnun olacaktır."

İlis, Cadı'nın sakin bir tonda konuşan sesini çok sonradan fark etti. Teklifini kabul edip Cadı ile birlikte kulübeye yöneldiler. Cadı'nın hizmetçileri ona ikramda bulundu. Teşekkür ederek bir şeyler atıştırdı. Tüm bunlar olurken Cadı da gergin bir şekilde camın önünde oturuyordu. Belli ki onun da aklında geçmişte olanlar vardı. O zamanlar çok genç ve çok aşıktı. Hayattaki tek varlığı kendini bırakıp gidince ne yapacağını şaşırmıştı. Öyle ki sanki o zamanlar bilinci kendini terk etmiş gibiydi. Neler yaptığını bile sis perdesi içinde hatırlıyordu. Buraya gelişi, kötücül ruhlardan iksiri öğrenmesi, karşılığında onların hizmetine girmesi hepsi hayal gibiydi şu an. Ama yıllar geçmişti işte. Tutsaklığı bitmişti ama o dönemler karşılaştığı kötülükler onu o kadar yıpratmıştı ki artık eski benliğinden hiçbir şey kalmamış gibiydi. O eski neşeli ve hayat dolu hali onun kendisini terk etmesiyle ölmüştü. İçindeki iyilik de sürgün diyarında solup gitmişti. 

İlis'e doğru döndüğünde gözlerinden düşünceleri okunuyordu. İlis de üzgün bir ifade ile ona baktı. İkisi de artık çok başka noktalardaydı. Ne eskisi gibi sohbet edebilir ne de birbirlerine destek olabilirlerdi. 

Esmeralda, İlis'in gelişini duyup Cadı'nın evine gelmişti. İlis ile daha sevecen şekilde sohbet etse de dışlananların üzerine yapışmış bir çekingenlik taşıyordu. Konseyin kararına çok sevinmişti ama Lilyum'un zambak dağlarında yaptıkları bu kararı etkiler miydi emin olamıyordu. Saatler geçti. Akşam olunca dinlenmek ve biraz uyumak için köşelerine çekildiler. İlis'e hizmette kusur edilmiyordu ama hep diken üzerindeydi. Nihayet sabah olduğunda Lilyum da gelmişti. Cadı önceden hissedip kapıya çıktı, diğerleri de onu takip ettiler. Lilyum gelirken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Koşarak gelip Cadı'ya sarıldı.

"Geldi. Geldi..."

Sürekli aynı kelimeyi söyleyerek Cadı'ya daha da sıkı sarılıyordu. Lilyum'un geldiği yola baktıklarında bir kişinin daha orada beklediğini gördüler. İlis iksirin işe yaramasına çok şaşırmıştı. Lilyum adına sevinse de Aydınlık Diyarı'nda bu olayın nasıl karşılanacağını bilmiyordu. Bir kere kurallara karşı gelip kendi ruhundan vazgeçmişti. Şimdi Lilyum onu geri çağırsa da diyara tekrar geri dönemezdi. Bunu ne konsey yapabilirdi ne de bir başka iksir. Aydınlık Diyarı'nın toprakları daha ayak bastığı anda onu yok ederdi çünkü. Lilyum'un onu bırakıp geri dönmeyeceğini çok iyi bilen İlis Cadı'nın omzuna dokundu. 

"Ona iyi bak." dedi ve herkesle vedalaşıp geldiği yere geri döndü. 

Cadı, Nymphaea, Lilyum'un da kendi ile aynı kaderi yaşamadığı için mutluydu. Nihayet sarılmaları bitince Lilyum'un gülen gözlerine baktı. Sanki içinde sıcacık bir his doğmuştu. Gerçekleşen bu mucize ile onun ıssız ve soğuk yaşamında bir ışık yandığını hissetti. Artık hayatı eskisi kadar yalnız değildi. Sürgün toprakları ondan aldığı iyiliği geri mi veriyordu?

***

Kelime oyununun üçüncü haftasında yazdığım hikayenin devamı çok istendi. Normalde ben orada bırakmıştım. Hikayenin devamı kafamda hiç oluşmamıştı. Bir şeyleri devam ettirme konusunda kötüyüm malesef. Ama çoğu kişinin yazmamı istemesi ile acaba yazsam mı diye bir düşünceye girmiştim. Bu haftanın kelimeleri de hikayeye uyumlu olur gibi geldiği için hem Cadı'nın geçmişini hem de Lilyum'un başarılı olup olmadığını anlatan bir son yazayım dedim. Bir de bir sorum olacak siz İlis'in kadın mı, erkek mi olduğunu düşünüyorsunuz? Yazarken bir türlü gözümde canlandıramadım. Kadınların hikayesi olmasını istiyorum ama yine de size de sormak istedim.

Umarım ilki kadar hoşunuza gider.  

Mutlulukla kalın.

4 Ocak 2021 Pazartesi

Boncuklarla Basit Takı Yapımı

Merhabalar.
Bir dönem boncuktan çiçek yapma akımının gelmesiyle ben de takip ettiğim kanallarda bunu görüp denemek istedim. Gördüğüm kanal Duygu'nun Dıy Günlüğü idi. Ama ben şu an çiçeklerimi yaparken Güneş Ünal kanalını kullanıyorum çünkü orada daha açık anlatıyor gibi geliyor bana.
İşte bu çiçekleri yapmak için birkaç renk boncuk ve misina almam devamında boncuk işlerini severek birkaç çeşit boncuk daha, takı telleri vb. malzemelerle boncukla takı yapımına başladım. 
Bugün de sizlere bugüne kadar yaptığım basit takıları göstermek istiyorum. Gerçekten yapması çok kolay şeyler. Umarım hoşunuza gider. :)
Burada çiçek şekli ile yaptığım küpe ve kolyeyi  görüyoruz. Buraya faydalandığım videoyu koyuyorum.
Ben malzemelerimi böyle bir plastik kutuya koydum. Gerçekten çok kullanışlı oluyor böyle saklamak.
İçi de bu şekilde. Bazı renkleri ayırt etmek kolay olduğu için aynı bölmeye koydum. Boncuk iğnesi kullanıyorum iğne olarak da. Normal iğneden daha ince oluyor ama sizin ince uçlu iğneleriniz varsa onları da kullanabilirsiniz. Sonra boncukları kutuların içinde almıştım, bazılarını da onlara koyup kutuya yerleştirdim. Resimde en uzun sıraya bakarsanız orada da takı aparatlarım var. Başalngıç için biraz aldım ve hala kullanıyorum. Size de tavsiyem az alın ve sevip sevmeyeceğinize bakın. Her zaman bulunan şeyler çünkü bu aparatlar.
Sonra iki renk tellerim var. İnce olanları yeni aldım. Boncuk ve telleri sararak bir şeyler yapmayı deneyeceğim boş vakitlerimde. Çok güzel modeller var. Bir de karga burun kullanıyorum ama bu pek kullanışlı değil takı yapımında. Takı için olan aletler çok pahalı olduğu için henüz almayı düşünmüyorum. Asla ucuzunu da bulamadım nasıl olduysa hep üç rakamlı fiyatlar.
Evet şimdi modellere geçelim. Genel olarak boncukları belli bir sıraya göre dizerek yaptığım işler. Bazen iki üç sırayı birleştirip ikili-üçlü kolyeler de yaptım. Henüz hepsini doya doya kullanamadım korona yüzünden. Dışarıda pek takı takmak istemiyorum ama hastalık bitince takmayı çok istiyorum. 

Bazı modelleri o zaman çok sevsem de şimdi gözüme kötü görünüyorlar. İkizler olmak çok yorucu. :D
Mesela en sondaki yeşil ve sarı ile yaptığım modeller çok cırtlak duruyor. Bakalım onları ne yapabiliriz? 
Bu kolye izlediğim bir dizideki karakterin kolyesi. O diziyi de yazmayı çok istiyorum bloğa. 
Bir de pek kullanışlı ve şık bulmadığım bu yüzükleri yaptım. Birkaç yüzük daha var ama onların fotoğrafları yoktu. Yani yapımı basit ama parmakta çok ağırlık yapıyor. Belli bir süre sonra ağrıyor parmağınız. Belki daha küçük boncuklarla yapılırsa daha hoş durur.
Bu araya kaynamış. Bunu punch ile yaptım. 
Ve geldik küpelere. Bu küpeyi peşpeşe çiçekler yaparak, beş çiçekten elde ettim.




Evet bu kadardı. Umarım hoşunuza gitmiştir. 

Mutlulukla kalın.

1 Ocak 2021 Cuma

Cherry Magic - Dizi

Merhabalar.
Yeni yılın ilk gününde sizlere çok tatlı bir diziyi anlatacağım. Ben izlerken sürekli sırıtıp durdum. Kurosawa va Adachi ile aşkı her anında hissettim. Bundan sonra da mutlu olmak, gülümsemek istediğimde kaçıp sığınacağım bir liman oldu bu dizi benim için.

Ama önce birkaç şey söyleyeyim. Ben Tayland yapımlarını fark etmeden izlerken sonunda gözüm açıldı ve bunlar Tayca konuşuyor, burası Tayland, bakalım başka neleri var bu ülkenin diyerek derin araştırmalar içine girdim. Önceden çoğunlukla filmlerini, birkaç tane de dizisini izlemiş olan ben Tayland dizi-filmlerini çeviren siteler buldum. Bunlardan biri Tayvan Drama ki yakın zamanda malesef kapandı, diğeri ise Mor Fansub'tu. Sonra bazı kişileri takip etmeye, yeni işlerden haber almaya başladım. Burada bir not Tayland dizilerinden sadece bl türü ilgimi çekti çünkü diğer dizileri izlemeye çalıştığımda sinir hastası olup çıktım. Zira entrika düzeyi bizim Türk dizilerinin kat kat üstünde. Neyse işte böyle her yeni çıkan dizi-filmden haberim oluyor, beğendiklerimi izliyorum. Bazısını seviyorum bazısını sevmiyorum. Bu sırada başka ülkelerden de haberdar oluyorum. Geçip gidiyor günler. Şu an yazmak istediğim pek çok dizi-film var. Bunların hepsi de LGBT konulu. Bunu belirtmemin nedeni eğer rahatsız olacak kişiler varsa onları uyarmak. Ben insanları her şekilde kabul ediyorum hayatımda. Yaşantılarıyla, fikirleriyle... O yüzden bir kişi bu tarz konulara karşı olabilir bunu anlarım ama işi hakaret ya da şiddete vardırdığında işte o zama hoşgörü göstermem. Bu kısma değinmek istedim çünkü bloğa bir şey yazmadan önce tereddüt etmeme neden oldu. Umarım kendimi doğru ifade edebilmişimdir. 

Artık dizimizden konuşalım. Dizi bir Japon dizisi. 2020'de yayınlandı (bu sene yazmıştım ama artık bu sene o sene değil.) Çok da ilgi gördü. Ben güncel izledim her hafta diziyi. Ama zaten 12 bölüm ve 20 dakikalık bölümler. Bir de 2 tane özel bölümü var. Hemencecik izlenir yani. Dizinin asıl adı 30-sai made Dotei Da to Mahotsukai ni Nareru rashii ama kısaca başlıktaki gibi de geçiyor.

Konusu şöyle; Adachi bir şirkette çalışan, içine kapanık bir insandır. Daha önce ne randevuya çıkmıştır ne de kalabalık arkadaş gruplarına sahiptir. Duygularını yansıtma ve insanları anlama konusunda sıkıntı çeker. 
Bir gün bir iş arkadaşı 30 yaşına kadar bakir olan insanların 30. yaş gününde insanlara dokunuca onların düşüncelerini okuyabilen bir güce sahip olacağına dair bir efsane anlatır. Ertesi günde Adachi'nin doğum günüdür ve 30 yaşına girecektir. Buna inanmasa da ertesi gün işe giderken dokunduğu kişilerin düşüncelerini duyduğunu fark eder. 
Bunlardan biri de şirketin en popüler çalışan Kurosawa'dır. Adachi ve Kurosawa pek samimi olmayan iki iş arkadaşıdır. Sabahları selamlaşırlar, işle ilgili konuşurlar ama samimi değillerdir. Bir gün asansörde Kurosawa'ya dokunmak zorunda kalır ve düşüncelerini duymaya başlar. Duyduğu şey Kurosawa'nın şirketteki birinden hoşlandığıdır. Çok şaşıran Adachi asansörün içindeki kişilerden kim olduğunu tahmin etmeye çalışır ve hiç beklemediği birisi çıkar, kendisi.
Adachi öğrendiği bu şaşırtıcı gerçekle ne yapacaktır?
Asansör sahnesinden birkaç replik bırakıp spoiler kısmına geçeyim. :D




Şu bakışa bak ya sen değil de kim olacak şaşkın. :D
***Spoiler***
Kurosawa'nın kendisi ile ilgili düşüncelerini öğrendikçe kendini bu kadar seven biri olduğu için şaşırıyor Adachi. Kurosawa onu çok naif bir şekilde seviyor çünkü. Onu rahatsız etmemek için çabalayarak, her şeyde önce onu düşünerek, sadece bir iş arkadaşı olarak kalmayı kabul edip hislerine içine gömerek.
"Adachi kendini çok aşağı görüyor. Her zaman atmosferi tartıyor, her zaman geri adım atıyor. Sabahları diğerlerinin asansörü kullanmasına izin veriyor. Üstleri onu çalışması için zorladığında bile hiç gücenmiyor. Aslında son derece nazik ve iyi birisi. Ayrıca yaptığı işlerde titiz ve dikkatli. Onunla ilgili olan tüm bu şeyler... ben..."

Bu kişi de Tsuge. Adachi'nin tek arkadaşı. Minato isimli bir dansçı ile tanışıyor ve ona aşık oluyor. Olaylar gelişiyor sonra. Bu çifti ben başta pek sevemedim. Yani klişe geldiler. Ama özel bölümlerinde keyifle izledim. Yine de onlara karşı pek bir duygum yok, dizide asıl hayran olduğm çift Adachi ve Kurosawa. :D




Sadece onun gülümsemesini gördüğü için bile mutlu olan Kurosawa.
Kurosawa ve oyuncu, Machida Keita tüm izleyenlerin kalbini kazandı bu dizide. Hem yakışıklı hem de süper bir aşk adamı. Gözleri ile seviyor Adachi'yi resmen. Özellikle dizide doğaçlama yaptığı yerler de varmış ki o kadar uygun düşüyor ki sahneye. O hareket olmasa o sahne o kadar etkili olamazdı diyorsunuz.
Yakın zamanda Kento Yamazaki'nin Alice isimli bir dizisini de izledim Netflix'ten. Orada da oynuyormuş oyuncu. Başta bilmiyordum. Görünce çok sevindim. Kurosawa'dan tamamen farklı bir roldeydi ve yine harikaydı. 

Adachi'ye aşık olduğu ilk an.

"Ama en başında beri biliyordum. Bir gün bu duygularıma son vermek zorunda kalacağımı."
Kurosawa, Adachi'ye aşkını itiraf edip reddedilince böyle düşünüyor. Bu beni çok üzüyor. İkisi de erkek olmasaydı duygularını itiraf etmek için bu kadar yıl beklemezdi. Hatta Adachi bu gücü kazanmasaydı ve Kurosawa'ya davranışları değişmeseydi hiçbir zaman söylemeden kendi içinde yaşayıp gidecekti. Toplum yüzünden kendini geri çekiyor olması haksızlık gibi geliyor bana. Başkaları birbirini sevip, evlenebiliyor ama sana duygularının yanlış olduğu söylendiği için onları saklamak zorundasın. İlişkini saklamak zorundasın. Neden? Biri çıkıp sana hakaret etmesin, sana şiddet uygulamasın, seni toplumdan dışlamasın diye. 
Ve Adachi de onu sevdiğini fark edip itiraf ediyor ve bizimkiler koibito oluyorlar. :)

Nasıl da tatlı koibitolar anlatamam. :D




Bu özel bölümden bir sahne. Japonya'da sevgililer gününde çikolata vermek gerekiyor sevdiğin kişiye. Kurosawa da Adachi'ye karşılıksız aşık o zamanlar. Ama çikolata vermek de istiyor. Tam sokaktan aldım, dağıtıyorlardı falan derken Adachi ona bir paket uzatıyor. Burada Kurosawa'nın yüz ifadesine ölüyorum. O şaşkınlık ve sevinç arası ifade öyle güzel ki. Ama sonra onu bir kızın bıraktığı ve Adachi'nin sadece ona ilettiği anlaşılıyor. Bizimki yine de çikolatayı Adachi'ye veriyor. Çünkü tek istediği onun gülümsediğini görmek. :)




Ofisten arkadaşları Rokkaku ve Fujisaki var bir de. Onlar da diziye renk katan karakterlerdendi. Özellikle Fujisaki'nin arkadaşları için yaptıkları beni çok mutlu etti son bölümde. 
***Spoiler Son***
Dizi benim çok hoşuma gitti. Çok sevimli bir aşk hikayesi. Sizi her anında gülümseten, Kurosawa ve Adachi diye sayıklatan, artık sırıtmaktan yanaklarınızın ağrıyacağı bir dizi bana göre. :)
Ben Mor Fansub sitesinden izledim. Orada Türkçe altyazılı hali mevcut. Naif bir aşk hikayesi izlemek isteyenlere önerilir. Sizlere iyi bir yıl dilerim. Umarım yeni yılda her şey çok güzel geçer. Sağlıklı, mutlu oluruz hepimiz. :)

Mutlulukla kalın.