Neler Hakkında Yazıyorum?

3 Ekim 2024 Perşembe

BCP Eylül * Spor, Sonbahar, Paris, Politik film ya da kitap, Ölmeden önce okunması izlenmesi gereken kitaplar filmler.

Merhabalar.

Biraz geciktim ama buradayım. Ne yazsam, neyi seçsem diye çok düşündüm. Asla içime sinen bir şey bulamadım. Ölmeden önce vb. liseteler de hiç mi hiç hoşuma gitmez zaten. O yüzden bir türlü içime sinen bir şey bulamadım. Gerçi bir şey okudun mu ya da izledin mi deyin o da hayır. Çok yoğun olduğum ama asla kendim için bir şey yapmadığım bir yazdı bu yaz. Son bir haftadır yoğunluğum bitti ve hala dinlenmiş hissedemiyorum. Zaten hasta olmaya başladım. Havalar bir anda soğudu herkes hasta o yüzden. Sizler de çok dikkat edin kendinize. Yavaş yavaş yazıma geçeyim. Pek içime sinmediğinden yazasım da gelmiyor. :D Aslında ben bu filmi çok sevdim. Hatta sonrasında defalarca izledim. Ama temaya uydu mu pek emin değilim. Benim seçtiğim film Handsome Devil. 

Ned yatılı okulda okuyan bir liselidir. Filmin başında babası ve üvey annesiyle hiç istemediği o okula giderken görürüz onu. Okulda zorbalığa uğradığı için ve kendini oraya ait hissetmediği için babasını evde kalması için ikna etmeye çalışır ama daha en başından bunun bir işe yaramayacağını biliyordur. Kaotik okul ortamına girdiği anda zorbalıklar da başlar. Okulun çok meşhur bir rugby takımı vardır ve her bir üyesi de Ned'le uğraşmayı görev edinmiş gibidirler. Bu yüzden Ned rugbyden nefret eder. Okulda gay olduğu dedikoduları da çıkmıştır. Kendisi buna da sessiz kalsa da tamamı erkeklerden oluşan bir yatılı okulda hayatını zorlaştıran bir başka şey de bu söylentidir. Bir gün odasına yeni biri gelir. Conor başka bir okuldan transfer olmuştur. Ned onu gördüğü anda onun rugby takımının yeni üyesi olduğunu da öğrenir. Conor da onun gay olduğunu. İkisi de müdüre beraber kalmak istemediklerini iletir ama istekleri reddedilir ve aynı oda içinde asla konuşmadan yaşamaya başlarlar. Zamanla ikili arasındaki duvarlar kalkar ve yeni bir arkadaşlık başlar. Hala rugbye karşı önyargısı olan Ned oda arkadaşının rugby takımının yıldızı olmaya başladığını görüyordur. Üstelik okulun aykırı öğretmenleri ile yetenek yarışmasında müzik yapmaları da gerekmektedir. Tüm bu değişen hayatı içinde hala zorbalıklarla ve hakkında söylenenlerle mücadele etse de okulda öğrendiği bazı gerçekler ergenliğinde ona yeni bir ders daha verecektir.

Gençlik yapımlarını çok severim. Her şeye rağmen neşeli bir yanı vardır bence. Bu filmde öyleydi. Ned'in her türlü problemlerine rağmen onu izlemek eğlenceliydi. Eğer böyle filmleri seviyorsanız bence şans verin. Pek ünlü oyuncular da var filmde. Sürpriz olsun söylemeyeyim. :D

Bugünlük bu kadardı. Blogu düzenli kullanmak için bir şeyler planlamam gerekiyor. Bununla ilgili tavsiyeleriniz var mı? Birkaç yazı bulursam okuyup blogu da hayatımın bir parçası haline getirmeyi düşünüyorum. En azından hafta sonu iki satır yazayım burada. İyi geliyor. Hoşça kalın.

Mutlulukla kalın.

28 Ağustos 2024 Çarşamba

BCP Ağustos * Yapay Zeka, Hayvan Hakları, Eğitim, Romantizm, Hukuk, Tıp, Webtoon ~2024

Merhabalar.
O kadar yorgunum ki. Enerjim hemen bitiyor sanki ya da yapılacak çok iş var ben yetişemiyorum. Bir de önümde kocaman bir temizlik planı var. Hem de iki ayrı ev için. Gözümde büyüyor daha şimdiden. Sıcak ayrıca yoruyor zaten. Hep ertelediğimi fark edince kısa da olsa yazacağım diye başına oturdum yazının. 
İlk olarak iki gün önce izlediğim filmi seçtim. Kill Your Darlings. Bu eğitim, hukuk ve ucundan romantizme giriyor. Beat kuşağı yazarlarının okullu oldukları dönemi anlatıyor. Filme en sığ yorumumu yapıp savaştan kaçan zengin, okullu çocukların sözde düzene baş kaldırmaları diyorum ben. Gerçek hayattan ayrı tutuyorum tabi. Koca koca yazarlara laf edecek değilim ama filmde ne kadar ayrıcalıklı olduklarını fark etmeyip hep ağlayan kişiler bu aralar beni pek fazlaca sıkıyor. İçgüdüseldir herhalde. Zira şu aralar içgüdülerim pek bir etkiliyor beni. Her an tehlike çanları var kafamda. Ama film çok güzeldi. Ben bayıldım izleyin bence. 
Webtoon için de bir sürü önerim olabilir aslında ama çok uzun yazamayacağım dediğim gibi. Şimdi azıcık dedikodu yapalım. Ben bu aralar bir webtoona düştüm ama ne düşmek. Yatıyorum kalkıyorum o. Aklımdan hiç çıkmıyor. Ay buraya yazmayı bile kıskanıyorum öyle düşünün ama yazacağım yine de. Adı Wet Sand. Ay adı bile güzel. Aşkım benim. Bu webtoon benim karşıma seçim dönemi çıktı. O kafamı öyle güzel meşgul etti ki resmen beni kurtardı. Ondan sonra da ben her üzücü olayda, ülkeyle ilgili her beni boğan haberde bu webtoona sığındım. Sağ olsun canım ülkem hiç boş bırakmadı gündemi o yüzden Wet Sand'le aramız hiç açılmadı. Size de önereyim. Ben Tj'e aşığım. Hatta kendisi benim sevgilim oluyor. Kafamın içinde süren tek taraflı bir ilişki yaşıyoruz. O Ian'ı unutup bana gelene kadar böyle sürecek bakalım. Twitter'da kendisine çokça methiyeler diziyorum. Oradan ilişkimizin gidişatına bakabilirsiniz. Yani benim kafa kırıklığı bu seviyede ona göre. Bu aralar buna çok ihtiyacım var çünkü. Ama şimdi bunları yazarken bile keyiflendim. Böyle böyle atlatacağız. Neyse ne diyoruz kurgular iyi ki var. Ah bir de uyarayım Wet Sand okuduğunuz hiçbir webtoona benzemiyor. Bir de hikayede aşk üçgeni var. Fanları da aşırı kaotik ama ufak detaylar bunlar. :D Bazıları aşk üçgeni sevmiyor da o yüzden. Ah bir de türü bl. Bunu da yazayım. Benden bu kadardı. Wet Sand'e aşkımı yazmalara doyamıyorum ben. Yine yazarım mutlaka. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

30 Temmuz 2024 Salı

BCP Temmuz * Psikoloji, Yolculuk, Yaz mevsimi ~2024

Merhabalar.
Haziran ayını atladım ama Temmuz'a yetiştim. Bu ayın temasını okuduğum anda aklıma izlediğim Ru dizisi geldi. Çünkü tam olarak ben yazın taa kendisiyim diye bağrıyor bence. O kadar yazı hissettiren bir diziydi ki benim için. Elbiseler, deniz, karakterlerin sahildeki sahneleri, meyveler, renkler neredeyse her şey yazın geldiğini hissettiriyordu bana. Bu yüzden bu diziyi yazayım dedim. Meryem Uzerli'nin dizisi olduğunu biliyordum ama diğer başrolün Burak Berkay Akgül olduğunu gördüğüm anda izlemeye karar verdim. Dizinin konusu şöyle; Reyan, Urla'da şef olan eşiyle beraber bir restoran işletiyordur. Bir gün aldatıldığını öğrenir ve hem evliliği hem de iş ilişkileri çatırdar. Böyle karmakarışık haldeyken pazarda karşılaştığı 18 yaşındaki bir gençle aralarında zamanla derinleşen bir ilişki başlar. İki karakterin de ayrı ayrı süren hayatları hem bu ilişki hem de yeniden ayağa kaldırılmak istenen Ru isimli restoran sayesinde kesişerek devam eder.
Ben yaş farkı, yasak ilişki, toplumda tepki gören konuları çok severim. Diziyi izlememi sağlayan şeylerden biri de bu oldu. Hani tam olarak beklediğimi verdi mi derseniz pek değil. Güzel bir diziydi ama bir noktada yeter bunu da yerli diziye çevirmeyin dediğim yerler oldu. Çekimler muhteşemdi. Her sahne çok güzeldi. Her bölüm açılışı da ayrı güzeldi. Önce Urla'daki başka insanların yaşamlarını görüyoruz o arada ana karakterlerden biri ile bağlanıyor sahne ve biz de onların çevresinde yaşananları, başka insanlar olduğunu, bir yerleşim yerinde olduklarını hissediyoruz. Daha gerçek bir hava katıyor bu da diziye. Çünkü genel olarak Ru'da geçtiği için o dağın başında izole olmuş yerden çıkıp gerçekten yaşayan insanlar olduğunu da fark ediyoruz. Bu aralarındaki ilişkinin yargılanışını da gerçekçi kılıyor böylece.
Diziyi sanatsal yönü için kesin izleyin. Konusunu benim gibi ayrıca sevdiyseniz yine izleyin. Oyunculara düşkünlüğünüz varsa da izleyin, çok başarılılar. Özellikle Meryem Uzerli'ye bayıldım. Rol yapmıyor gibiydi çoğu yerde. Çok doğaldı ve inanılmaz güzeldi. Bakmalara doyamadım onun sahnelerinde. Ama eğer derseniz ki benim izlemem için her yönden mükemmel olmalı, ortalama üstüne razı değilim o zaman hiç izlemeyin. Ben son bölümü daha izlemedim ama tüm olanı biteni öğrendim. Yani belki tüm dizi o büyük olay üzerine kurulsa daha ilgi çekici olurdu ama oturup düşünce de arada ipuçları vardı gibime geliyor. Şu aralar ailemin yanındayım ve pek kendi alanım yok. O yüzden ayrıca inceleyemedim bu yazıdan önce. O yüzden aklımda kalan kadarıyla söylüyorum bunu. 
Bu kadardı. Umarım okurken keyif almışsınızdır. Çok sıcak her şey fazla fazla geliyor bana. Uzatmadan kaçıyorum o yüzden. Kendinize iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

3 Haziran 2024 Pazartesi

BCP Mayıs * Dram, Tarihi, Gotik, İrlanda ~2024

Merhabalar.

Şöyle bir kafamı takvime doğru çevirdim ve Mayıs geçti ben yazıyı yazmadım diye bir uyanış yaşadım. Hemen hızlıca yazacağım çünkü pek vaktim yok. Bu ayın teması dram, tarihi, gotik, İrlanda. Ben bir günde uykusuz kalıp izlediğim Normal People dizisini seçtim bu ay için. Gerçekten beni çok etkiledi. Böyle aşkın ızdırabını çekmeyi sevenler için tam. Yer yer gözyaşlarım pıt pıt döküldü. Çoğu sahnede çenem titredi, sesim kırıldı. Marianne'le kendimi çok özdeşleştirdim. Connell'dan nefret ediyorum onu sevme işini Marianne'e bırakıp tüm nefreti kendi payıma alıyorum. O derece bir nefret. 

Konusuna gelirsek; İralanda'da yaşayan iki lise öğrencisi Marianne ve Connell, Connell'ın annesinin Marianne'lerin evinde çalışması ile birbirlerini tanımaktadırlar. Aynı okula giden ikili Marianne'in dışarıdan soğuk tavrına kıyasla evde arkadaşlık kurmayı başarırlar. Zamanla bu arkadaşlık aşka dönüşür ama ergenlik bunu mahvetmeyi başarır. Devamında da Connell'ın rezillikleri bu mahvoluşu sürdürür. Malesef objektif olamayacağım. Çok kızgınım ona. Daha fazla detay da veremeyeceğim. Kitabı da var ama asla okumayın hiç güzel değil bence. Dizisi daha güzel. Hatta dizisi fazla güzel. Çok güzel işlemişler. Çekim açıları ve kurgu çok başarılı. Kitap okuyormuşsunuz hissini de veriyor bence. Bir de bir arkadaşım izleyip bazı sahnelerin çok falza çıplaklık içermesinden rahatsız olmuş. Uyarayım ben de dizide çıplaklık fazlaca mevcut. Rahatsız olacaksanız pas geçin. Ama dizi çok iyi, oyunculuklar mükemmel. Zaten oyunculuklar bu kadar iyi olmasa şu an Connell'ı oynayan oyuncudan da nefret ediyor olurdum o deree bilendim çocuğa. 

Neyse ben kaçıyorum şimdi. Geç oldu, kısa oldu ama olsun artık. Temmuz sonrası kendimi sarsıp bloga yaz çabuk diye darlayacağım kendimi. Hikaye de yazmak istiyorum bu sefer. Canım kurgu yazmak istiyorum. Bildiğiniz canım çekiyor bu aralar. Ders çalışmam lazım ya hep bundan olmadık işlere özenmem. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

23 Mayıs 2024 Perşembe

İlk Seramik Kupamı Yaptım. Bi Kahve?

Merhabalar.

Sizlere mutlulukla ilk seramik kupamı yaptığımı duyurmak istiyorum. Blogda pek çok kez seramikle kendi kendime yaptığım şeylere yer verdim. Çoğunluğu takılardı. Bazı şeyleri yapıp kullansam da buraya yazmadım. Bu şekilde seramik birkaç yıldır hayatımda kalıcı bir yer edindi. Havaya kuruyanlar dışında fırınlanan seramiği de denemek istiyordum. Birçok kurs var bu şekilde. Ben de benim yaşadığım yerde karşıma çıkan bir reklamla araştırdım ve kupa yapımı atölyesine katılmaya karar verdim. Ortaya bu güzellik çıktı. Bu kupa anneme anneler günü hediyesi. Henüz ona veremedim ama bir araya geldiğimiz ilk an vereceğim. Sadece resimini görebildi şu an için. 

Öncelikle kupa şablonunu yapıp modele göre süslemelerimi hazırlamakla başladım. Bir sürü fikir vardı ama genel olarak cıvıl cıvıl bir şey yapmak istiyordum.



Çamurlu elle içilen kahve bir başkaymış öyle dediler. Belki ileride ben de atölyemde böyle diyerek kahve yaparım kendime. Çok heveslendim bu düşünceye.


Süsleri kupaya istediğim gibi yapıştırdım. Biraz acemilik yaptım burada. Normalde alt yüzeyi tırtıklamak gerekiyor. Biliyordum da ama o an yapmadım nedense. Gerek görmedim ama küçük parçalarda da gerekliymiş. Siz yaparsanız unutmayın.




Boyadım. Her yerini görün. 





Fırına gitmeden çnceki hali de böyle. Teslim almak uzun sürdü ama beklemeye değdi. 





Bu kadardı. Kursa çok ilgili ve samimiydi gerçekten. İleride kendi kazancım olunca bol bol giderim. Siz de böyle kurslar bulursanız fırsat verin derim. Kendinize iyi bakın.

Mutlulukla kalın.

6 Mayıs 2024 Pazartesi

BCP Nisan * Bilimkurgu, Fantastik, Fantezi ve/veya Doğa, Bahar ~2024

Merhabalar.

Bu ayın konusu biraz geçe kaldı. Yoğun bir çalışma halindeyim. Temmuz'da Kpss'ye gireceğim. Günlerim hep ders çalışarak geçiyor. Birazcık da özlemişim bu test çözme olayını yalan yok ama genel olarak bunaltıcı olduğunu da söyleyebilirim. Zaman azaldığı için de başka şeylerle uğraşınca suçluluk duygusu yükleniyor bünyeye. Bakalım inşallah iyi bir puan alıp atanırım. Atanmak mı istiyorum onu da bilmiyorum ama galiba hayallerimin mesleği yerine karnımı doyuracak ve ülke şartlarında beni kimseye muhtaç bırakmayacak işe ihtiyacım var. Kendi başıma bir ev kurabilirsem hayattaki en büyük hayallerimden biri gerçek olacak. Şimdiden yalnızca kendime ait bir evin hayalini kuruyorum. Tek başına olmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Hep böyle hissederdim ama büyüdükçe bu bir ihtiyaca dönüştü.

Bu ayın konusuna uygun bir dizi seçtim. Years and Years. İzlerken beni çok zorladı. Bir bölümde hüngür hüngür ağladım hatta. Genel olarak çok keyifli bir diziydi. Korkutucu bir keyif haha. Dizi 2019'dan 2034'e kadar olan zaman diliminde İngilitere'deki bir ailenin yaşantıları üzerinden dünyayı anlatıyor. Emma Thompson bayıldığım bir oyuncu onu izlemek çok güzel olsa da gerek karakteri gerekse partisinin sembolü gereği beni fazlasıyla rahatsız etti. Tanıdığım birilerine çok benzettim. Dizinin anlattığı her şeyin gerçek olacağına inanıyorum ben. Hem iyi hem kötü şeylerin. İnsanların kocaman bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. İster kullasınlar ister kullanmasınlar. Kullanılmayan potansiyelin bile başka şekillerde dünyaya etkisi olduğunu düşünüyorum. Zaman ilerledikçe de sistemlerin insanları potansiyellerini bastırmaya zorladığına inanıyorum. Şu an benim gibi sınavlara çalışanları bile örnek gösterebilirim. Geleceğe karşı umutlu olan biri değilim. Kendi küçük hayatımda illaki mutlu olur, bir şekilde gülümseyerek yaşarım ama dünyanın geneline bakınca bir sürü sorun var ne yazık ki. Kapımı kapatırsam kendi özel hayatımda da işler yolundaysa benden iyisi yok. Böyle diye diye kendimizi oyalayacak şeylere yönelen insanlar topluluğu olduk. Bu dizi bunu da gösteriyor bence. Ne kadar büyük felaketler olursa olsun evlerinin içinde mutluluk varsa mutlular. Ne zaman ki evin içine sorunlar giriyor o zaman bireyler mutsuzlaşıyor. Daha yazarım ama vaktim yok dediğim gibi. Kısaca çok iyi dizi mutlaka izleyin derim. Ailenin bir parçası gibi hissettim ben izledikçe. Böyle hikayeler gerçekten çok keyifli. Dizideki büyükannenin yaşını düşününce ya ben de o kadar yaşarsam diye düşündüğüm anlar oldu. Ya ben de o kadar yaşarsam? İyi mi kötü mü onu bile bilmiyorum. Bakalım yaşayıp göreceğiz.

Mutlulukla kalın.

29 Mart 2024 Cuma

BCP Mart * Kadın Yazarlar, Kadın Hikayelerini Anlatan Eserler ~2024

Merhabalar.

Bcp etkiliğine katıldığım için sevindiğim anlardan biri çünkü bu etkinlik olmasa kendimi motive edip de yazı yazmaya gelmeyeceğim. Burayı ihmal ettiğim zamanlardayım. Bakalım ne olacak böyle merak ediyorum. Bu ayın teması benim çok hoşuma gitti. Herkesi gezip güzel öneriler almak istiyorum. Siz de etkinliğe katılmak isterseniz buradan bilgi alabilirsiniz. Ben bu ayın temasında iki şeyden bahsedeceğim. İlki bir film. Yakın zamanda izlediğim ve aşırı sevdiğim bir film oldu. Ben kuir sinemasını çok severim. Şu son birkaç yıldır da elim hep onlara gidiyor. Sektör de hareketlendi şimdi iyi oldu bol bol içerik bulabiliyorum farklı hikayeler ve farklı tarzlarda. Benim seçtiğim filmin adı The World to Come. Bir kitaptan uyarlanan harika bir film. 1800'lerde Amerika'nın taşrasında geçen bir film. Abigail eşiyle bir çiftlik sahibidir. Kendi aileleri de bu işi yaptığından nesilden gelen bir kader gibi yaşamını kabullenmiştir. Durgun ve hüzünlü biri gibi duran Abigail'in geçmişte başına çok üzücü bir olay gelmiştir ve onun acısıyla baş etmeye çalışıyordur. Bir gün yaşadıkları yere başka bir aile taşınır. Abigail kendine bir arkadaş edinmiş olur böylece. Tallie çok güzel, neşeli ve konuşkan biridir. Zamanla iki kadın birbirlerine arkadaş, dost olurlar. Evlilikleri, çocuklukları ve kendileri hakkında konuşurlar. Aralarındaki bu sevgi gün geçtikçe daha da derinleşir ve iki kadın birbirine aşık olur. Biz filmde iki karakter üzerinden kadınların pek çok yönünü görürüz. Kendi annelerini, annelerinin öğütlerini dinleriz. Ben çok benzerlikler buldum açıkçası. Özellikle çiftlik işlerinin kaydının tutulması hakkında bir diyalog var o beni çok etkiledi. Anlattığı aşk hikayesinin yanında geçmişte kadınların yaşadığı şeyleri izlemek benim daha çok hoşuma gitti. Her yönden çok etkileyici bir film. Kitaptan uyarlandığı için sürekli edebi cümleler duyuyoruz filmde. Gerçekten ayı bir his sarıyor etrafınızı filmi izlerken. Ben gerçekten beğendim.

Diğer önerim ise bir kitap. Yakınlıklar - Lucy Caldwell. Bu bir öykü kitabı. İçinde kadınların toplumda karşılaştığı her konu var neredeyse. Annelik, hamilelik, kürtaj, cinsellik, arkadaşlık gibi pek çok konuda hem kadınların kendi iç seslerini hem de dışarıdaki sesleri duyuyoruz hikayeleri okurken. Gençken ve biraz büyüyünce fikri değişen kadınları görüyoruz. Hikayeler çok etkileyici ve güzeldi bence. Kitabın tek kötü yanı çevirisiydi. Malesef ben bu tarzı sevemedim. Daha bizim dile uyarlanmış bir çeviri olsaydı bu tarz konuları daha da içselleştirip daha duygu dolu bir yerden okuyabilirdim. Ama arada hep ben buradayım onlar orada durumunu hissettim. Farklı bir kültür olduğu, ortak noktamızın kadın olmamız olduğunu ama onun dışında hayata yan yana pencerelerden bakan kadınlar olduğumuzu düşündüm. Yine de çok güzeldi tabi. Bence benden daha zengin okumalar yapanlar buna benim kadar takılmayacaklardır.

Evet benim önerilerim de bunlar. Kadın hikayelerine bayılıyorum. Şimdi televizyonda da Bahar'ı izliyorum. O da çok hoşuma gidiyor. O bizim kültürü anlattığından acı sosu bol oluyor onu izlerken. Ben de biraz severim duygusal acıyı. Arabesk genlerde var galiba. Kendime duygusal mazoşist diyorum hatta. Gidip gidip böyle hikayeleri sevdiğim için. Ama ne yapayım bayılıyorum gerçek hayat dramlarına. Artık bitiriyorum yazımı. Çok şey okudum, çok şey izledim buraya da yazmayı çok istiyorum. Bakalım bir gün mutlaka.

Mutlulukla kalın.