Neler Hakkında Yazıyorum?

29 Eylül 2018 Cumartesi

Yeni Hobi : Kanaviçe

Merhabalar.

Sonunda yazmaya başladım yoksa aklımda dönüp durarak bana rahat vermeyecekti.
Tatil zamanı can sıkıntısından, ikizler burcu olmanın getirisiyle de bir heves gidip kasnak aldım. Daha sonra internetteki süper öğretici videolar sayesinde de hemencecik öğrendim.


Evet karşınızda kendi yaptığım bazı minik örnekler. Ben yazmaya karar vermeden önce etamini kestiğim için parçaları kasnağın içine koyarak resmini çektim. Bir yandan da iyi oldu hepsi bir arada. :) Bir de arkadaşıma yaptığım kitap ayracını görüyorsunuz. Bunlar en basit modelleri harika işler var kasnakla yapılan.
Şimdi öncelikle bu türden işlere meraklı olanlar için alınacak malzemeleri sayayım sonra da yukarıdaki başlıkta geçen iki kelime arasındaki farkı anlatayım.

Malzemeler: Kasnak, ucu küt etamin iğnesi, etamin ya da keten tarzı işlemeye müsait bir kumaş (ama kota bile yapanlar var yani), işleme için uygun ip bu kadar.

Öncelikle bana göre en basiti kanaviçe oldu. Çarpı şekli yapa yapa şekil oluşturuyorsunuz. aradığınız örneği bulamasanız bile kareli defterde kendiniz çıkarabilirsiniz. İnternette "cross stitch" diye aratırsanız çok zengin içerikler bulabilirsiniz.
Diğeri ise benim en beğendiğim nakış ile işleme. Burada birbirinden farklı yöntemler var. Kanaviçeye göre daha zor ama onu da videoları izleyerek ve biraz alıştırma yaparak öğrenebilirsiniz. Bunu da "hand embroidery" diye aratabilirsiniz. Yapılan çalışmaların bir sınırı yok. O kadar harika şeyler yapmışlar ki bayıldım. Bu arada nakış tekniklerini ayrıntılı ve anlaşılır anlatan bir site bulmuştum buraya linkini bırakıyorum. İlgililer göz atabilir.
Hem vakit geçirebileceğiniz hem eşyalarınızı süsleyip değişiklik yaratabileceğiniz bir hobi. Öğrenmesi ise bu internet devrinde hiç zor değil. Artık ev kızı olmuş biri olarak böyle işlere merak saldım. Tabi bunu yaparken Türk aile yapısı gereği "çeyizine havlu da işle. Bak yatak örtüsü kenarı varmış." gibi söylemlere kulak tıkarsanız çok daha iyi olur. :D Ben o tarz şeyleri hiç sevmediğim için tabii yoksa siz seviyorsanız göz atabilirsiniz.
Denemek isteyenlere tavsiye ederim.
Mutlulukla kalın.

25 Eylül 2018 Salı

Bir Düzene Girmeyen Hayat - Yeni Mezun Depresyonu

Merhabalar.


Bu bir geri dönüş yazısıdır. Çünkü anladım ki hayatımın bir yerlerinden tutmazsam elimde dağılacak.
Okulum bitti ve üzerime inanılmaz ağırlıkta bir rehavet çöktü. Öyle ki aylar sonra yeni yeni toparlanıyorum. Sanki her şey bitmiş ve bundan sonrası boşlukta geçecek bir ömür gibi gelmişti yaşadığım an. Amaçsızlık insanı tüketiyor gerçekten.
Yapılması gereken yığınla iş, sorumluluk, fikir olmasına rağmen tembelliğime sığınıp hepsini yarın diye iteliyordum. Ama atalarımız çok haklı bugünün işini yarına bırakma.
Artık kontrolü ele alıyorum ve kaldığım yerden her şeye devam ediyorum.
Bloga en kısa zamanda aklımda olan yazıları yazmayı planlıyorum şu an. Hatta kendisiyle daha düzenli ilgilenmeyi düşünüyorum. Bu buhran zamanında yazmayı da bıraktım. Sadece blog değil defterlerimi bile elime almadım ve eminim ne kadar zor olduğunu anlıyorsunuzdur. Blog açan herkesin ortak noktası yazmayı sevmeleri gözlemlediğim kadarıyla.
Neden kendimi bir anda bıraktım hala çözemesem de toparlanma zilini çok geç kalmadan duymuş olmam şu an beni teselli ediyor.
İçinizde eğer benim gibi fiziksel ve mental olarak yorgun hisseden, hayattaki o keyif verici şeyi kaybetmiş olduğunu düşünen varsa ayağa kalkıp silkelenmek için hiçbir zaman geç değil. Hayat devam ediyor ve birbirinden farklı imkanlar karşımıza çıkıyor. Sizi mutlu eden şeylere odaklanın ve kaldığınız yerden akışı yakalamaya çalışın.
Ve yeni mezun insanlara iyi davranın bir anda suya atılmak gibi bir his bu. Alışana kadar sersemlemememizin geçmesini bekleyin lütfen.
Hayatta istediğiniz şeylerin peşinden gitmeniz ve mutlu olmanız dileğiyle.
Mutlulukla kalın.

6 Temmuz 2018 Cuma

Blog Muhasebesi - Mim

Merhabalar.

Çooook uzun zaman sonra buralardayım. Ya da bana bayağı uzunmuş gibi geliyor. Koşturmalı zamanlardı ve artık bir saat bile bir dakika kadar hızlı geliyor insana. Okulumu bitirdim ve şimdi gelecek planlaması ile uğraşıyorum. Henüz on gün olmuş olsa da inanın asır gibi. Belirsizlik beni mahveden bir şey.
Bundan sonrada bloga pek bir şey yazabileceğimi sanmıyorum. Hevesimi kaybettim. O yüzden bu yazı bir nokta olsun. Yeniden yazmak isteyene kadar da bu sayfa beklesin.
Yazımıza dönecek olursak öncelikle beni mimlediği için Öneri Makinesi'ne çok teşekkür ederim. Buralarda olmasam da onun yazılarını takip edeceğim kesinlikle.
Öneri Makinesi'nin yazısı için.
Evet şimdi sorulara geçiyorum.

Blog alemine nasıl girdin?
Yazı yazmayı sevdiğim için bir anda karar verdim ve blogu açtım. Sonra zamanla gelişti. Ama bence hala düzenli bir bloger olarak görmüyorum kendimi. Geri döndüğüm de daha çok özen göstermek istiyorum.

Hangi blog sana ilham oldu?
Direk ilham diyemem ama takip ettiğim Uzak Doğu dizi-filmleri ile ilgili bloglar vardı. Özellikle Nabrut çok sevdiğim bir bloger. Daha sonra Renkli Tırtıl. Kuronuma'nın Fikir Baloncuğu gibi sayfalar. Diğer takip ettiğim çoğu sayfayı blogu açtıktan sonra keşfettim.

Bloga yazdığın ilk yazı ve son yazı arasında fark var mı?
Olmaz mı? Önceleri sadece sağa sola karaladıklarımı buraya aktarıyordum. Daha sonraları günlük hayatta takip edip sevdiğim şeyleri de yazmaya başladım. Konu değişti diyebiliriz.

Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?
Evet, ailem ve yakın olduğum tüm arkadaşlarım biliyor. Hatta babam daha geçen gün tekrar yazıp yazmadığımı sordu. Deneme yazılarımı beğeniyorlar ancak diğer yazılar onlara pek hitap etmiyor. :) Burada kendime de bir eleştiri. Hep hikaye yazmayı düşünüyorum ama hiç başına geçemiyorum. Şu son günlerde ilk defa üşengeçliğimden nefret ediyorum. Sanırım hayatı yakalamaya çalışırken geride kaldığını hissetmek insanı çok yoran bir şey. Umarım herkesin geleceği istediği gibi olur.

Blog yazmak yaşantına ne kattı?
Aşırı düzenli bir bloger olmadığım için çok ciddi kazanımlar olmadı ama klavyede hızlandım diyebiliriz. :) Ben hep kağıda yazmayı seven biriyimdir. Hatta bölüm gereği bilgisayara bağlı olsam da pek uğraşmayı sevmem.
Daha önce de yazım ve imlaya çok dikkat ettiğim için o yönden bir artı olmadı sadece yeni kelimeler kullanmak istediğim de faydasını gördüm.

Şu an bu mimle birlikte blogta kaç yazın ve kaç görüntülenmen var?
Toplam 6.622 görüntüleme var. En yüksek 268 ile Murpy's Law dizi yazısında, daha sonra 261 Namaikizakari mangası ve toplam 119 gönderim var.
Vay hiç hesap yapmamıştım ama umduğumun da üstünde olmuş. Başlarken hiç bu kadar okunacağını düşünmüyordum. Umarım yazılarımı okuyan herkes keyif almıştır. Ve az da olsa satır aralarında vermek istediğim düşünceleri görebilmişlerdir.
Okuyan herkese teşekkür ederim. ^,^

Evet sona geldik. Gerçekten bir veda gibi oldu. Umarım hayatta her şey gönlünüzce olur. Hep iyi ve güzel şeylerle karşılaşırsınız. Özellikle nereye gittiğini bilmediğim bu karmaşık dünya düzeninde kısa bir an soluklanıp mutlu olacağınız yerler olur.
Mimi yapmak isteyen herkesi davet ediyorum. Bayağı geç yapmış olsam da belki arada çıkar yapmak isteyen.
Kendinize çok iyi bakın.
Mutlulukla kalın.

25 Şubat 2018 Pazar

Pazar 6'lısı: Kış Olimpiyatları

Merhabalar.
Hep pazar 6'lılarını görüp özenirdim ama üşengeçlik yüzünden bir türlü başına geçemedim. Bu ayın maddeleri çok eğlenceli ve hemen bitiyor. :D O yüzden ben de bu fırsatı değerlendireyim dedim. Umarım gelecek ay da aynı azmi gösterip yapabilirim.
Gelelim cevaplarıma.
pazar6lisi
Kayakla Atlama- Sıkıldığınız için atlayarak okuduğunuz bir kitap: Çimlerin İntikamı - Richard Brautigan
Elime aldığımda kısa zaman öncesinde çok etkileyici bir kitabı bitirmiştim ve bir türlü bu kitaba odaklanamadım. Yarım yamalak okumaya da kıyamadığım için bıraktım. Umarım uygun bir zamanda tekrar okurum.

Kızak- Herhangi bir toplu taşımada okuduğunuz/okumaya uygun bir kitap: Çirkin Aşk - Collen Hoover
Akıcı bir kitaptı, geçmişe ara ara gidip geldiği için bölümleri kısaydı. Hemen o gün bitirmek istediğim her yerde okumuştum gün boyu.

Kısa Mesafe Sürat Pateni- Bir oturuşta okumalık bir kitap: Kahperengi - Hande Altaylı
Çok merakla aldığım ve anında kurgunun içine girdiğim bir kitaptı. Elimden bırakamadım gün boyu. Hemen de bitti. Bittiğinde sizi dinlendiren kitaplardan.

Biatlon- Hem filmini izlediğiniz hem de kitabını okuduğunuz bir kitap: Aynı Yıldızın Altında - John Green
Aklıma bundan başka filmini izlediğim kitap gelmiyor. Dip not kitabı daha çok sevdim.

Curling- Sizi düşündüren bir kitap: Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
Hem okurken hem de bitirdikten sonra aklıma takılan bir kitap oldu. Yol gösterici bir yönü olması ve o zamanki tavrı net bir şekilde anlatması çok hoşuma gitti.

Serbest Stil Kayak- Bu yazıyı okuyanlara önereceğiniz bir kitap: Emma - Jane Austen
Yakın zamanda okuduklarım arasında en beğendiğim kitap.

Bir sonrakinde görüşmek üzere deyip yazımı noktalıyorum.
Mutlulukla kalın.

22 Şubat 2018 Perşembe

Mim: Kurgusal Aşklar

Merhabalar.
Başlığını görür görmez tam benlik dediğim ama iş başına geçip de soruları yanıtlamaya gelince canımdan can giden bir mimle karşınızdayım. Beni kimse mimlemedi :( ama yine de fangirl'lük mertebesinin en üstlerinde biri olarak kendime göre bir mim deyip gönüllü oldum. Bu güzel mim için de Esseve Rin'e teşekkür ediyorum.
Öncelikle genelde elime alıp da sayfalarını hissederek okuduğum kitapların hiçbirinde erkeklerin yakışıklılığı ya da baklavaları anlatılmıyormuş bunu fark ettim. :D
Bu yüzden cevaplarım genelde internette okuduğum hikaye karakterlerinden.
O halde başlayalım.
1. Birlikte Dünyayı Dolaşmak İstediğim
Hayranlık mevzu bahis olunca bir adet Asude Boy olmalı diyerekten buraya en parası bol olanı koyuyorum. Tuna Üstüner. Tek yapman gereken cüzdanın ağzını açmak tatlım. Gerisini bana bırak. ;)

2.  Hem Eğlenilecek Hem de Evlenilecek Olan
İnternetten okuduğum bir hikayenin ideal sevgili dediğim karakteri Mason Lowe. (Price of a kiss) Mason harika birisi. Espiritüel ve anlayışlı. Tam bir eşte aradığım özellikler. Tüm ömrüm onunla sıkılmadan geçerdi.

3. Göründüğü Gibi Soğuk/Sert Olmayan
Ne tam soğuk ne de tam sert. Ama kendini ifade etmede biraz sorunlu diyebiliriz. Twitter'da az Sinan~ diye ortalığı inletmedim. Bu yüzden Vurdu ve Aşk'ın Sinan Tümer'i benim için bu maddeye tam uyuyor. Yine bu da internetteki bir hikaye.

4. Birlikte Issız Adaya Düşmek İstediğim
Bu sefer bir manga karakteri gelsin. Issız adaya düşsek eminim türlü yılışmalarla bana o anki olumsuz durumu unutturur ve el birliği ile kurtulma yolunu aramamızı sağlardı. Evde Naruse nidaları ile kendimden geçtiğim doğrudur. Tam aşık olunacak karakterdi. Aşkı iki boyutta bulanlara gelsin. Namaikizakari - Naruse.

5. Sabahlara Kadar Mesajlaşmak İstediğim
Daha mimi okurken karar vermiştim. Eleanor ve Park'tan Park. Sırf kitaptaki o telefon ve otobüs konuşmaları bile referans alınabilir. Ortak noktalarımızdan ya da sadece kendi hoşlandığım şeylerden bile saatlerce bahsedebilirim ona. En güzel seven Koreli, Park.

6. Battaniyelere Sarıp Sarmalamak İstediğim
Onu haremime katamam ama himayeme almak istiyorum. Şeker Portakalı'ndan Zéze. O küçükcük yüreğiyle ne acıları göğüsledi seri boyunca. En içimi yakansa Güneşi Uyandıralım oldu. Onu sarıp sarmalayıp kendi oğlum yapmak isterdim.

7. Birlikte Dünyayı Yönetmek İstediğim
Hem gözü karalığı hem de sağlam karakteri için Arslan (Eşkıya) benim bu madde için düşündüğüm kişi. Eminim dünya o zaman adaletli ve huzur dolu bir yer olurdu. Arslan kimseyi kalıplara sokmadan barış içinde yaşatırdı. Hem belki o zaman sevdiği ile de arasına kimse girmez benim içim de bu kadar parçalanmazdı.

8. Birlikte Baloya Gitmek İstediğim
Ben de bir klasik olarak Jane Austen karakteri koyuyorum bu maddeye. Mr. Knightley. Bakış açısına ve centilmenliğine hayran olmuştum okurken. Çok sık da dans etmeyen biri olunca kıskananlar çatlasın edası ile onunla dans etmek isterdim. :D

Evet benim cevaplarım böyle. Çoğu kişi yaptı mimi gördüğüm kadarıyla. İsteyenleri de ben davet ediyorum. Kitaplar iyi ki varlar. Aşkın her türlüsünü yaşatan bir mucize onlar.
Kitapla ve mutlulukla kalın.

25 Ocak 2018 Perşembe

Sinema ve Ben - Mim

Merhabalar.
Yine bir mim yazısı ile karşınızdayım. Sevgili Öneri Makinesi'ne bu güzel sorular için teşekkür ederim. Sinema gerçekten çok sevdiğim ve günün birinde mutlaka içine girmek istediğim bir alan. Bu yüzden daha bir keyifle cevaplıyorum soruları.
Resmin üzerine tıklayarak ilgili siteye ulaşabilirsiniz.
1. Sinemada izlediğin ilk film?
Tam adını hatırlamasam da mutlaka bir animasyon filmidir. Ailece filme gitmeyi çok severiz. Bunun için de en güzel seçenek animasyonlar oluyor. Ancak dediğim gibi isim olarak hatırlamıyorum.

2. Film en güzel .................'de/da izlenir.
Film en güzel yatakta izlenir. Ya da sıcacık bir battaniye altında hafif uzanırken. Dikkatim çok çabuk dağılır ve film izlerken yalnız olmak isterim. Bunun içinde ev ortamı sessiz, sakin ve tamamen bana özel.

3.Filmi izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?
Dediğim gibi sessiz bir ortam ve mümkünse yalnız olmak paha biçilemez bir seyir keyfi yaşatır bana. Yoksa aksi olan en ufak bir şey batar. Ve de filmi en başından izleyemiyorsam hiç içime sinmez. Film bittiğinde de yazıları çıkarken birkaç dakika daha durup bekler filmi kafamdan geçiririm. Sonda çalan müzikleri de seviyorum bu yüzden. Genelde filmin son duygusu üzerine çok açıklayıcı hisler uyandırıyorlar.

a)Tek başına mı, kalabalık mı?
Tabi ki tek başına.

b) Mısır mı, cips mi?
Dikkatim dağıldığı için hiçbir şey yemek istemem. Yenmesi de beni çok rahatsız eder. Öyle ki kendi çiğneme sesimden bile sinir basar. Maalesef bazı eften püften konularda aşırı takıntılıyım. Kötü bir huy ama n'aparsın herkeste bir iki tane var bunlardan. :)

c) İki boyutlu mu, üç boyutlu mu?
İki boyut. Gözlük takmak başımı ağrıtıyor ve açıkçası ben o gerçekçilik hissini hiç yaşamıyorum yani boşuna o gözlüğün verdiği rahatsızlığa katlanmış oluyorum. Ay yazarken bile burnumun kemer kısmı karıncalanıyor. :D

d)Avm sineması mı, sokak sineması mı?
Çok büyük bir kayıp bence ama hiç sokak sinemasına gitmedim. Ama avmlerden genel olarak hoşlanmadığım için bilmesem bile sokak sineması eminim daha güzeldir. (Ah aklıma geldi de pastane sinemasına gitmiştim belki o sokak sinemasından sayılır.)

e)Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?
Fragmanı da izlerim yorumları da okurum. Ama bunlar beni pek etkilemez izlemek istiyorsam herkes kötü de dese izlerim. Zaten genelde insanlardan farklı düşündüğüm için yorumları okumuş olmak spoi yemediysem pek etkili olmuyor.

Evet bir mim daha burada bitti. Daha öncekilerde hiç etiketleme yapmamıştım çünkü unutmuştum. :) Ama şimdi etiketlemek istiyorum.

Kitabın DNA'sı
Yürüyen Balık
Daha Mutlu Daha İyi Bir Hayat Mümkün

Tekrar bu güzel mim için teşekkür ederim. Umarım yapan herkes keyif alır.
Mutlulukla kalın.

21 Ocak 2018 Pazar

Merhamet Dizisi Hakkında

Merhabalar.
Siyah Beyaz Aşk dizisinin düzenli izleyicisi olduğumdan beri İbrahim Çelikkol’un da hayranı oldum. Öncesinde pek tanımazdım bu yüzden ben de araştırmaya başladım. Tam benim üniversite sınavına gireceğim senelerde Merhamet isimli bir dizi başlamıştı. Hatırladığım kadarıyla o zaman da çok izlemek istemiş ama sınav maratonu dolayısıyla izleyememiştim. Ferhat karakterinden tamamen farklı birini oynadığı için de hayatımda bir ilk yapıp bitmiş bir Türk dizisini izledim. Ha bir daha yapar mıyım? Hayır! Çünkü bölüm süreleri o kadar uzun ve konular öyle entrikaya müsait ki bir zaman sonra ‘ne olur bitsin artık’ diyorsunuz. 
Dizi Hande Altaylı'nın Kahperengi adlı kitabından uyarlanmıştır. Konusu şöyle; Narin (Özgü Namal) çok zor şartlarda okumayı başarmış ve başarılı bir avukat olmuştur. Bir gece en yakın arkadaşı Deniz’in (Burçin Terzioğlu)  evinde verdiği partide ilk ve tek aşkı Fırat’ı (İbrahim Çelikkol) görür. Deniz’in kardeşi Irmak’ın (Yasemin Allen) sevgilisi olarak karşısına çıkan Fırat ile beraber yıllardır kaçıp saklandığı geçmişini düşünmeye ve arkasında bıraktığı ailesini merak etmeye başlar. Kitaptan farklı olarak Narin’in peşinde Yaslıhan’daki kasaba günlerinden ona takıntılı olan bir mafya babası vardır. Sermet Karayel (Mustafa üstündağ).
Öncelikle dizi ile ilgili söyleyeceklerime dönelim. Dizi çok kaliteliydi. Özellikle ilk sezon şahane idi. Bir kitaptan uyarlama olduğu için hemen gidip kitabı alıp okudum. Onunla ilgili de en kısa zamanda bir yazı yazacağım. İkinci sezonda ise kitapla alakalı bir yer kalmadığı için daha bağımsız bir senaryo ilerledi. Ancak karakterlerin üniversite yılları yine kitaptaki gibiydi. Karakterlerin hepsine bayıldım. Zaten hemen hepsinde de psikolojik olarak sorunlar vardı bana göre. Ben bu tür karakterleri daha bir severim. Sermet karakterine en başından beri hayranım. Hele beşinci bölümde yemek sofrasında yaptığı çıkış beni benden alıyor. Oyuncular dizide hem günümüzü hem de on üç yıl öncesini canlandırıyorlar. Ve hepsi harika iş çıkarmışlar. Narin ve Fırat’ın toyluğu, Sermet’in iş bilmez, serseri halleri çok iyi yansıtılmış.
Dizide belli sahneler var ki içime işledi. Biri yukarıda belirttiğim gibi beşinci bölümde. Diğeri Fırat ve Narin’in ilk karşılaşmaları. Orada çalan o saniyelik müzik sanki beynimin içine kazındı. Öyle güzeldi. Bir de ilk öpücük. o kadar doğal geldi ki gözüme. Narin'in utanmaları Fırat'ın havalı tavırları altında yatan o sevgi. Ve diğer bir sahne de otuz ikinci bölümde Fırat’ın Narin ile görüşebilmek için kapısında ağlama sahnesi. İbrahim Çelikkol’un oyunculuğunu Siyah Beyaz Aşk’da beğenmiştim ama Merhamet’te daha da beğendiğimi söylemeliyim. Dizinin beni müthiş heyecanlandıran sahneleri ise Sermet ve Deniz’in sahneleriydi şüphesiz. Tamamen zıt iki insanın aşk yaşamaya çabalamalarını ve birbirinden tatlı repliklerini bayılarak izledim. Sermet’in fedaisi Ali’yle olan ilişkileri de sanki iki sevgiliyi izliyormuşum hissi uyandırdı. Hele sürekli Ali’nin trip atması, telefonu açmadığında Sermet’in bozulmaları falan çok keyifliydi.
Sonu ise hiç mi hiç olmamıştı. Zaten Türk dizi mantığına göre karakterler bir gün olsun gün yüzü görmediler. Herkes birbirinin kuyusunu kazdı durdu. Ee mağlum mafyamızda var silahlar, tehditler gırla. Bari finalde mutlu son olsun istedim ama maalesef. Bir de bana öyle geliyor ki dizi ekibi de final yapılacağını bilmiyordu. Çünkü pek çok konuk oyuncu girmişti diziye. Tam da entrika çevrilecek noktadaydılar. Bir beş bölüm daha ortalık karıştırıldı. Ama son bölüm ne olduysa saçma bir aksiyon sahnesi ile Narin ve Deniz öldü, önceki bölümlerde kardeş olduklarını öğrendiğimiz Fırat ve Sermet ise öylece arkada kaldılar. Hem de Narin’le Fırat’ın iki aylık ikizleriyle.
Yine karakterler ölebilirdi. Zaten o kızların çilesi ancak ölünce biterdi ya neyse, daha bir özenli çatışma sahnesi, bol kan, gözyaşı olsa, acıtasyonu zirveye çıkarsa daha iyi olurmuş. Yine de bu finali kabullenirsem biraz Sermet ve Fırat’a ceza olduğunu da düşünüyorum. Çünkü Fırat zamanında Sermet’in tehditleri yüzünden Narin’i terk edip gitmişti. Sermet ise kendi eliyle canını yaktığı adamlar yüzünden canından çok sevdiği karısını kaybetti. Son dört bölüm hariç her saniyesi izlenebilir bir diziydi. İlk sezon ise süper ötesiydi. Bir de finalin son sahnesi Deniz ve Narin’in deniz kenarında konuşmaları çok dokunaklıydı.
Merak ettiğim bir diziyi de böylece öğrenmiş oldum. Hem tembelliğin tadını çıkardım hem de çok güzel dizi müzikleri, yeni bir kitap, düşündükçe gülümseyeceğim aşk hikayeleri kazandım.
Aradan yıllar geçmiş niye yazıyorumuna gelecek olursak da, sevdim. Ben sevdiysem yazarım. O yüzden de yazdım. Okumak isteyen buyursun, yok istemeyen de kitap yorumunu beklesin. :)
Mutlulukla kalın.