Neler Hakkında Yazıyorum?

13 Ocak 2019 Pazar

A Single Rider - Film

Merhabalar.
Yakın zamanda izlediğim bir filmden sizlere bahsetmek için geldim. Önce kısaca konudan bahsedeyim sonra da kişisel görüşlerimi yazayım.
Film bir adamın şirketinin iflası ile başlıyor. Kang Jae Hoon(Lee Byung Hun) şirkette çalışan bir müdürdür ve şirket için var gücüyle çalışmış, kendi parasını ortaya koymuş, eşe dosta kredi vermiştir. Ancak bence işler biraz bizdeki kooperatif meselelerine dönmüş ve patronlar iflası açıklamışlar ceremesi de bizim çalışanlara düşmüştür.
İki sene önce karısı Lee So Jin(Gong Hyo Jin) ve oğlunu Avusturalya'ya göndermiş olan Jae Hoon da madem her şeyimi kaybettim bari ailemle olayım diye kimseye haber vermeden Avusturalya'ya yola çıkar.
Oraya gidince ailesinin kendisinden ayrı bir hayat kurduğunu ve bu hayatın Seul'de olandan çok farklı olduğunu görür.
Onların karşısına çıkmadan bir müddet takip eder bu sırada da Avusturalya'ya çalışmak için gelmiş olan Jina(Ahn So Hee) ile tanışır. Jina'nın vizesi bitmeye yakın başına kötü bir olay gelmesiyle hem ona yardım etmeye hem de ailesinin yaşantısını öğrenmeye çalışır.
Kişisel düşüncelerime gelirsek sadece Gong Hyo Jin oynuyor diye izlemek istediğim bir filmdi. Fragmanını da beğenince merakla başına geçtim. Çekim kalitesi ve mekan seçimleri olarak çok hoşuma gitti. Film boyunca hep hadi karşılaşın hadi karşılaşın diye sabırsızlandım. Sonra birden filmi seyri bir değişti, 'konusu böyle miydi ya?' diye şaştım kaldım. En başından konusunun böyle olacağını bilsem izler miydim bilemiyorum. Belki Gong Hyo Jin için yine izlerdim ama bu kadar beklenti içinde olmazdım.
Filmle ilgili sevdiğim yerlerden bazıları en sevdiğim oyuncuyu farklı bir karakterde görmüş olmak. Çünkü tüm o romantik komedilerden sıyrılan bir roldeydi ve benim aşık olduğum enstrüman, keman çalıyordu.
Onun dışında Lee Byung Hun'un oynadığı filmlerde nedense hep o gözüküyor ekranda. Bir filmini daha izledim ve hep adam vardı ekranda diğer karakterler arada bir görünüyordu. Bu hep mi böyle bilmiyorum ama artık Hyo Jin çıksın dediğim çok oldu.

Adamın ailesinin yaşantısını görünce yaşadığı hayal kırıklığı beni hiç etkilemedi açıkçası çünkü onları ne kadar ihmal ettiği taa en başından gösterilmişti. Ancak daha sonra yaşadığı pişmanlık çok dokunaklıydı.
Lee Byung Hun süper bir oyuncu sadece kameraya bakış atsa kırk tane duyguyu geçirebilir. Bu konuda bir şey söyleyemem. Özel olarak aşırı büyük bir hayranlığım olmasa da onu ve eşini seviyorum da diyebilirim. Ama dediğim gibi Kore'de başrol olduğu filmlerde hep o kadrajdaymış gibi geliyor bana. Ya yapımcılar bunu kullanıyor ya da o özellikle istiyor. Kendisi uluslar arası bir oyuncu  olduğu için egodan kaynaklanabilir diye tereddütteyim. Ama oyunculuğu çok iyi ve izlemesi de çok keyifli. Benim gibi Gong Hyo Jin aşığı biri için rahatsız edici olabilir sadece hep onu görmek.
İşte filmin seyrinin değiştiği yer.
***Çok büyük Spoi***
Burada filmin sonunu yazıyorum artık. Aslında filmde adam ve Jina ölmüştür ve ruhları etrafta dolaşmaktadır adam yukarıdaki resimde karısının odasındaki camda yansımasını göremeyince ne olduğunu anlar ve Jina'nın yanına gider. Onunda parasını gasp etmeye çalışan bir grup tarafından öldürüldüğünü öğrenir. Aslında kadın kocasını özlüyor ve beraber yaşama planları yapıyordur. Adam daha sonra bunu da öğrenir ama iş işten geçmiştir artık. Zavallı Soo Jin ve oğlu Kore'ye döner ve bu acı haberi kabullenmeye çalışırlar.
Böyle hayalet hikayeleri ile bir sorunum yok aslında ama ben daha çok aile dramı, gerçekçilik tarzı bir şey beklediğim için beklediğimin tam tersi bir şey karşılaşınca bir şaşırdım açıkçası. Merak edip izlemek isteyenlere Gong Hyo Jin ve Lee Byung Hun adına müthiş oyunculuklar bekliyor. Sizi sıkmayan, merak uyandıran bir film ama ahım şahım da değil maalesef. Söylemeden de geçemem Gong Hyo Jin'in her sahnesi müthişti. Ama o ağlama sahnelerinde hayranlığım biraz daha arttı. Kendisini çok çok çok seviyorum. :)
Mutlulukla kalın.

7 Ocak 2019 Pazartesi

İngilizce Öğrenmek İsteyenlere Tavsiyeler

Merhabalar.
Bir süredir İngilizce'mi geliştirmek için uğraşıyorum. Hem YDS sınavına yönelik hem de genel anlamda çalışmalar yapıyorum. Ben de hazır böyle güzel siteler, uygulamalar, yol gösteren hocalar bulmuşken bunu herkesle paylaşayım dedim. İngilizce'nin ne kadar üzerine düşersem bana o kadar imkansız gibi gelmeye başlamıştı üniversitede ama ne hikmetse mezun olup da ayrıca çalışmaya başladığımda zevkli ve kolay gelmeye başladı. Kişinin zihinsel olarak kendine yaptığı baskı en kötüsü gerçekten.

Öncelikle son zamanlarda fazlaca videolarını izlediğim bir eğitmeni tanıtacağım. Hüseyin Demirtaş'la İngilizce. Linke tıklayarak kişisel web sitesine gidip oradan Youtube kanalına ulaşabilirsiniz. Gerçekten çok anlaşılır bir anlatıma sahip ve sizi aşırı derecede motive ediyor. Kendisi ülkemizde İngilizce'nin çok yanlış öğretildiğini düşünen öğretmenlerden ve anlattıklarına bakınca keşke hep böyle öğrenseydik diyorsunuz. Kendi özel derslerinde verdiği çoğu dersi de Youtube'da paylaşıyor. Mutlaka bir göz atın derim.

Şimdi biraz yukarıda anlattığım kanaldan biraz da başka başka yerlerden bulduğum sitelere geçelim. 

Duolingo: Ben uygulama olarak Duolingo'yu kullandım bir süre ama YDS için çalışmaya başlayınca ona ara verdim. Çünkü çok fazla teknolojik aygıt kullanıyorum zaten ve bir süredir kirpik uçlarım kaşınmaya ve gözlerim yanmaya başladı. Ne kadar telefon ve bilgisayarı azaltırsam o kadar iyi.

Voscreen: Değişik kaynaklardan -film,reklam, söyleşi, vb.- kısa kısa videoları size izleten ve daha sonra dinlediğiniz şeyin Türkçe'sini soran bir program. İster alt yazılı ister alt yazısız cevaplayabiliyorsunuz. Çok güzel ve eğlenceli bir program. Denemenizi tavsiye ederim. Bir yerde beklerken bile hem can sıkıntınızı giderip hem de faydalı bir şeyler yapabilirsiniz.

Cleverbot: İngilizce konuşabileceğiniz bir yapay zeka uygulaması. Ben pek sık kullanmasam da eğlenceli bir site bu da. Spontane konuşmak isteyen ve çevresinde konuşacak kişi bulamayanlara öneririm.

Book :) : Farklı seviyelerde İngilizce kitap okumak isteyenlere önereceğim bir site bu da. Pek çok kitap var ve farklı formatlarda bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

News in Levels: İngilizce haberleri üç farklı seviyede okumak isterseniz size önerebileceğim bir site bu. Aynı zamanda sayfanın altındaki videodan sesli halini de dinleyebilirsiniz. Size tavsiyem önce dinleyip anlamaya çalışın sonra okuma parçasına bakın. Zaten çok kısa paragraflar vaktinizi almadan size faydalı bilgiler verecektir.

Easy Lang: Farklı seviyelerde okuma parçalarının olduğu ve daha sonra alıştırmalarını da yapabileceğiniz bir site. Parça içinde kelime üzerine gelince otomatik çeviri yapılıyor. Ayrıca öğrendiğiniz kelimeleri, örnekleri de ayrı bir sayfada bulabilirsiniz. 

Cambridge: Burada hem kendinize uygun hem de küçük çocuklara uygun çalışmalar bulabilirsiniz. Kısa kısa zaten. Her türden çalışmaya yer verilmiş. Tavsiye ederim.

Şimdi en başta anlattığım Hüseyin Demirtaş'la İngilizce sayfasında "listening" bölümünde öğrendiğim siteleri paylaşacağım. Siz yine de o videoları izleyip daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Her derse nasıl çalışılması gerektiğini anlattığı çok açıklayıcı videoları var.


Sırasıyla kolaydan zora konuşma metinleri dinleyebileceğiniz ve yazılı metinleri ile takip edebileceğiniz siteler. Ben özellikle duyduğumu anlamada zorlanan biriyim. Çok fazla Amerikan dizisi de izlemediğim için aşina değilim pek. O yüzden benim işime yarıyor. Zamanında yatırımı Kore'ye yapmasaydım iyiydi. :)

Bir diğer diyeceğim de sözlük olarak İngilizce-İngilizce sözlük kullanmanız. Bu konuda pek güzel uygulama bulamadım. Sadece şuradaki siteyi buldum. Hoşuma da gitti ama tembellik edip pek kullanmıyorum. Hemen elim Google Translate'e kayıyor. Siz benim gibi olmayın.

Hem dilini geliştirmek isteyenlere hem de sıfırdan başlamak isteyenlere uygun programlar olduğunu düşünüyorum hepsinin. Kendi seviyenize göre istediğiniz yerden başlayabilirsiniz. Tabii unutmayın her şey istikrarlı olursa fayda gösterir. Çalışmalarınızın her gün devamlılık göstermesini unutmayın. Bu benim için bile zor geliyor ama yılmamak lazım. Bu sene bullet journal tutmaya başladım bu arada. Önceden günümü planlamazdım ama aşırı faydasını gördüm. Size de tavsiye ederim.
Umarım işinize yarar bilgiler edinmişsinizdir. Şimdiden iyi çalışmalar niyetlenenlere.
Şakır şakır konuştuğumuz günlerin gelmesi dileğiyle.
Mutlulukla kalın.

2 Ocak 2019 Çarşamba

Pain - Film

Merhabalar.
Birikmiş filmler yazıları gelmeye devam ediyor. Bu arada önceki yazımda belirttiğim az resim az spoi kararını eski postlarımı okuyarak tekrar gözden geçirdim. Ve eskilerden daha keyif aldığımı anladım. Blog, ileride okumak için kendime de yazdığım bir yer olduğundan eski düzende yazmaya karar verdim. Ben normal hayatta da böyle ışık hızında karar değiştiren biriyimdir. Bloga yansıtmayı pek istemezdim ama her halimle tanıyorsunuz artık beni. Bu durum bazen çok yorucu olabiliyor. Aynı durumda olup bunu yenmeyi başaran varsa bana akıl verebilirsiniz. Yoksa ömür boyu ikizler burcunun çilesini çekeceğim. :D
Filmimize gelirsek benim bayılarak izlediğim Kore filmlerinden biri daha. Eğer romantik ve dram ağırlıklı Kore filmlerine aşinaysanız ve seviyorsanız Pain'i de çok seveceksiniz. Ancak normalde Kore filmlerini beğenmeyenler için zevkli geçeceğini sanmıyorum. Bu konuda dünyada binlerce film vardır illaki.
Konusu şöyle Nam Soon (Kwon Sang Woo) hissiz bir adamdır. Tek başına yaşayan, hayattan bir beklentisi olmayan ve geçimini bir mafyanın yanında çalışarak sağlamaktadır. Dayak yiyerek para kazanan biri anlayacağınız.
Dong Hyeon (Jung Ryeo Won) ise hemofili hastası, kimsesiz bir kızdır. Ailesinin hastane masrafı ve okul kredisini ödeyebilmek için sokakta kendi yaptığı el işi ürünleri satmaktadır. Her gördüğü tefeciye borcu vardır ve hepsinden kaçmak için çeşitli yolar geliştirmiştir.
Bir gün Nam Soon'un patronu gidip Dong Hyeon'dan borcunu almasını ister. İkili böylece karşılaşmış olur.
Dong Hyeon hesap kitap yaparak aylık küçük bir meblağ ile ödeme yapabileceğini söyler ama Nam Soon bunu kabul etmez ve ev sahibinden depozitoyu borca karşılık alır. Evsiz kalan kızımız hem kaptırdığı parayı almak hem de taksitli ödemeyi kabul ettirmek için uğraşmaya başlar.
*Spoi*

>İkilinin sahneleri çok eğlenceliydi. Zaten kızımız kıpır kıpır olduğu için aralarında hiç sakin bir olay olmadı. 

>Birlikte yaşamaya karar verdiklerinde kızın eşyalarını toplaması ve o eşya yığını ile eve gitmeye çalışmaları da çok komikti. 
>Hele ki Nam Soon'un kıza havalı gözükmek için dizideki oyuncu gibi davranması ayrıca beni gülümseten yerlerdendi.
>Ellerini yapıştırıcıyla yapıştırmaları ve devamında yaşadıkları hele ayırmayıp hastaneye gitmeleri kahkaha ile izlediğim yerlerdendi.
>Yemek sahneleri de çok güzeldi. Dong Hyeon, Nam Soon'un hastalığını öğrendikten sonra tıp kitaplarından araştırması ve alıştırma yapılırsa tüm duyguların öğrenilebileceğini söylemesi. Bunun üzerine yemeklerin tatlarını öğretmeye çalıştığı sahneler ikilinin en tatlı sahneleriydi.
>En duygusal sahneyse şüphesiz ben senin yerine de ağlarım sahnesiydi.
>Biraz ortaya karışık resimlerden ekleyelim.
>Burada metrodan çıkanlar kıza çarpıp bir yerine zarar vermesin diye siper olmuştu. :) Tabi biz o arada eriyoruz.
 >Ve en romantik sahneler keşke hep böyle bir arada mutlu kalsalardı.
> Klişeleri de gerçekleştirdiler.
> Bu sahne süperdi. İkisi de birbirini düşüyorlar ama konu bu kadar acı üzerine olunca mutlu son hayal tabii.

*Spoi son*
Ben izlediğim için mutluyum. Sevdiğim türden hem romantik hem dram bir arada olan bir film. dediğim gibi meraklıları çok sevecektir ama illa herkes izlesin diyemem. Genele vurduğumuzda ortalama kalıyor. İzlemeyi düşünenlere şimdiden iyi seyirler.
Mutlulukla kalın.