Neler Hakkında Yazıyorum?

Highway - Film

Merhabalar.
Bir Hint filmi tanıtmaya geldim sizlere. Ama öyle böyle değil her şeyini çok sevdim. Mesaj verme potansiyeli devasa boyutlarda olan ve bunu bir kısmını kullanan, içinde bana hissettirdiği aşka gönlümde taht kuran film. Eğer ben bir filmi içselleştirdiysem sonunun pek bir önemi kalmaz o zaman. Bu film için de öyle. Sonu klasik Hint filmleri gibi bitti ama bana sorarsanız hiç bitmeyecek bir maceraydı. İmtiaz Ali'nin yönetmenliğinde, Randeep Hooda ve Alia Bhatt'ın eşsiz oyunculuğunda, bizi duygudan duyguya sürükleyen bir yol filmi Highway.
Konusu şöyle;
Veera Tripathi Hindistan'ın çok zengin ailelerinden birinin kızıdır. Düğün arifesinde nişanlısıyla hava almak için şehir arabayla gezerken şehir dışında bir benzinlikte durular. Kapalı alanlarda kalamayan Veera kendini hemen dışarı atar. O sırada soygun yapmakta olan adamlar onu rehin alır ve macera başlar. Mahabir Bhati bir nevi bu çetenin başıdır. İki karakter zaman zaman zıt düşseler de sonra bir birileri üzerinden bize geçmişlerindeki acıları ve geleceklerindeki her şeye rağmen var olacak aşkı gösterirler.
Filmi izleme nedenim Stockholm sendromunu anlatan filmler arasında olmasıydı ama ben olaya iflah olmaz romantikliğimle bir türlü bu şekilde bakamıyorum. Ama işin psikolojik boyutuna indiğimizde zincirlerinden kurtulan bir kızın hayatında daha önce hiç görmediği kişilikte bir adama ilgi göstermesi de bunu çağrıştırıyor.
-Öncelikle oyuncularımıza bir göz atalım.
Böyle tatlı bir resim koymak istedim nedense.
-Şimdi de yol filmimizdeki meşhur Awaz Dedo ve yol sahnelerine bir bakalım.


-Veera özgürlüğün tadını çıkarırken hep onun yerinde olmak istedim. Tam hız giden bir araba, sorumluluk yok, sadece kaçıyorsun ve doğadasın.
-Mahabir burada en afilli lafları söyleyen karakterdi. Öyle büyük yaraları vardı ki sonunda neden böyle olmuş diye çok görmedim hiçbir zaman. Kendiyle hesaplaşması da diğerlerine kustuğu öfkesi de benim içime o fırtınaları düşürdü.




-Bir de Veera'nın çığlıkları vardı. Bu da içimi dağladı. Özellikle şu sıralar gündemden düşmeyen insanlık dışı haberleri gördükçe ne yaptık da bu kadar kaybettik kendimizi bilmiyorum.




-Bu sarılma sahnesi ne de güzeldi. Hele o iç çekiş...

-İkilimizin güzel karelerine göz atalım şimdi de.





-'Hayalimdeki ev.'



-Herkes kaçmak istiyor. Ya başka bir yere ya başka bir zamana.

-'Ne yapacaksın benimle?'



 -Seninleyken her şey mümkün diyebileceğimiz biri...

-Biraz üzgün dur derken havaya karışan kahkahalar.

Veera için kaçırılması hayatının kilit olayıydı bence. Yoksa ömrünün sonuna kadar çocukluğunda yaşadığı travmayı unutmaya çalışan, ruhunu dört duvar arasına hapsetmiş, mutsuz bir kadın olacaktı.

-Son olarak da ortaya karışık görseller ve en sevdiğim sahnelerden biri olan son kareyi paylaşıyorum.





 
Sınıf farkı, fikir ayrılığı, maddi imkansızlıklar, dış görünüş ve daha listeyi uzatabileceğim aslında hiç ehemmiyeti olmayan ama insanlar tarafında uçurumlara sebep olan durumlar var. İşin ilginç yanı her yerde de sevgi, sevgiyle hareket etmek, insan hakları gibi söylemlerle dolaşan milyonlarca da insan var. Acaba biz o kendimizi başkalarına beğendirme durumunu çok mu içselleştirdik? Klasik bir laf vardır. 'Yatmadan önce kendim için ve insanlar için ne yaptım sorusunu kendinize sorun.' derler kişisel gelişimciler. Biraz kendimizi sorgulamalıyız. Değişime en açık canlı insan olan bizler acaba her yeni gün sonunda nasıl değiştik? Ya da nasıl değişebiliriz? Büyüyoruz evet. Biz büyüdükçe zamanında hayata akış veren insanlar ölüyor ve onların yerini bizler alıyoruz. Böyle önemli görevleri üstlenirken, bir de çevremizdeki beğenmeyip eleştirirken en azından kendimiz eleştirdiğimiz gibi olmayalım ki dünya daha güzel bir yer olsun.
Mutlulukla kalın.