Neler Hakkında Yazıyorum?

roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2018 Pazar

Pazar 6'lısı: Kış Olimpiyatları

Merhabalar.
Hep pazar 6'lılarını görüp özenirdim ama üşengeçlik yüzünden bir türlü başına geçemedim. Bu ayın maddeleri çok eğlenceli ve hemen bitiyor. :D O yüzden ben de bu fırsatı değerlendireyim dedim. Umarım gelecek ay da aynı azmi gösterip yapabilirim.
Gelelim cevaplarıma.
pazar6lisi
Kayakla Atlama- Sıkıldığınız için atlayarak okuduğunuz bir kitap: Çimlerin İntikamı - Richard Brautigan
Elime aldığımda kısa zaman öncesinde çok etkileyici bir kitabı bitirmiştim ve bir türlü bu kitaba odaklanamadım. Yarım yamalak okumaya da kıyamadığım için bıraktım. Umarım uygun bir zamanda tekrar okurum.

Kızak- Herhangi bir toplu taşımada okuduğunuz/okumaya uygun bir kitap: Çirkin Aşk - Collen Hoover
Akıcı bir kitaptı, geçmişe ara ara gidip geldiği için bölümleri kısaydı. Hemen o gün bitirmek istediğim her yerde okumuştum gün boyu.

Kısa Mesafe Sürat Pateni- Bir oturuşta okumalık bir kitap: Kahperengi - Hande Altaylı
Çok merakla aldığım ve anında kurgunun içine girdiğim bir kitaptı. Elimden bırakamadım gün boyu. Hemen de bitti. Bittiğinde sizi dinlendiren kitaplardan.

Biatlon- Hem filmini izlediğiniz hem de kitabını okuduğunuz bir kitap: Aynı Yıldızın Altında - John Green
Aklıma bundan başka filmini izlediğim kitap gelmiyor. Dip not kitabı daha çok sevdim.

Curling- Sizi düşündüren bir kitap: Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
Hem okurken hem de bitirdikten sonra aklıma takılan bir kitap oldu. Yol gösterici bir yönü olması ve o zamanki tavrı net bir şekilde anlatması çok hoşuma gitti.

Serbest Stil Kayak- Bu yazıyı okuyanlara önereceğiniz bir kitap: Emma - Jane Austen
Yakın zamanda okuduklarım arasında en beğendiğim kitap.

Bir sonrakinde görüşmek üzere deyip yazımı noktalıyorum.
Mutlulukla kalın.

8 Aralık 2017 Cuma

Kürtaj 'Tarihi Bir Aşk Romanı, 1966' - Okur yorumu

Merhabalar.
Öneri Makinesi'nin önerisi ile aldığım bir kitap Kürtaj.
Richard Brautigan'ın okuduğum ilk kitabı. Kolay okunan ama geç anlaşılan cümleleri var. Birazcık kendinizi yazar gibi düşünmeye zorlamanız gerekebilir. Ve emin olun bunu yaptığınızda gündelik yaşantıda bir hayalin içinde karmaşadan uzak kalmanın anahtarına sahip olacaksınız.
Kendi adıma, romandaki karakter gibi ben de kalabalık ortamlardayken bir an kendi hayal dünyamda kaybolup geri bulunduğum zamanı kavradığımda bir anlık şaşırıyorum. Neden orada olduğumu ya da çevremdekileri yeni keşfetmiş gibi bir çarpılma yaşıyorum. Bu yüzden satırlarda böyle izler görmek beni sevindirdi. Yaşantımız içinde bazı belliliklere takılmak ve onlara duygusal anlamlar yüklemek kıymetli bir uğraş benim için. Eşyalara bu kadar değer verilmemesi söylense de hayatta çoğu insandan daha değerli objelerim var benim.
Neyse kitaba geçersek arka kapak yazısı başta hiç anlaşılmasa da kitabı okuduktan sonra konuyu sırasıyla çok iyi tanımlayan kelimelerden oluştuğunu görüyoruz. Asla ayrılmaması gereken bir kütüphanede çalışan kahramanımız bir gün dünyadaki en güzel kızla tanışır. Vida. V-(ay)-da.
Vida bedenen erken olgunlaşmış ve bunun şikayetçisi biridir. İnsanların bakışları ve onun salt dış görünüşüne karşı sergiledikleri tavır kendi bedeninden nefret etmesini sağlamıştır. Kütüphaneciye yazdığı kitabı teslim etmeye geldiğinde ondan etkilenir. Gerisi başlıktaki gibi bir kürtaj macerası ve Meksika'ya doğru yolculuk.
Kitabın arkasında;
6:45 okuru göz ardı etmemelidir ki:
"mutlu insanların öyküsü yoktur"
der.
Kütüphaneye kitap getiren herkes de bu tanıma uyar bence. Getirdikleri kitapların konusu ve insanların özellikleri çok iyi seçilmiş. Bu da yazarın iyi bir gözlem yeteneği olduğunu gösteriyor.
Bir kaç tane de kitapta beğendiğim cümleleri bırakayım.
Düşünü yarıda kesmek hiç hoşuma gitmedi. Bir düşün nelere değebileceğini bilirim, ama ne yazık ki... "Merhaba," dedim.
Vida'yla ilk karşılaştığımda yanlış bir bedenin içindeydi ve insanlara bakamadığı açıkça belli oluyordu, içinde olduğu şeyden sıyrılıp çıkmak ve ondan saklanmak ister gibi bir hali vardı.
Ne yazık ki aşkın masumiyeti yalnızca yükselen fiziksel bir durumdu, öpücüklerimiz gibi şekillenmiş bir şey değil.
Sanki bir zaman kapsülüne girmiş de yeniden dünyaya dönmüş gibiydik.Çocuklar hala doktorun muayenehanesinin önünde oynuyorlardı ve onlarsız bir hayata doğru giden, birbirine tutunan, sıkıca sarılan şaşı şaşı bakan bu iki gringonun cadde boyunca ilerleyişini seyretmek için bir kez daha Hayat oyunlarını ara verdiler.
Mutlulukla kalın.

17 Mart 2017 Cuma

'Tehlikeli İlişkiler' Okur Yorumu

Merhabalar.
Önceden bahsettiğim kitabın tanıtımı için buradayım.
Tehlikeli İlişkiler: Tabulara ilk saldırı!
Kitap mektuplaşmalardan oluşuyor. Ben eski zamana hasret biri olarak mektuplarda gezinirken çok mutlu oldum. Yazı dili, kullanılan özlü sözler, kişileri karakterleri pek çok şeyi gözleme imkanı buldum. Dünyaya yeniden gelsem her halde 18. yüzyılın İngiltere'sinde olmak isterdim. Tabi bir leydi olarak. :D Hayallerimizde biraz şımartalım kendimizi değil mi?
Kitabın konusu şöyle; yakın arkadaş olan Markiz de Merteuil ve Vikont de Valmont aşkı bir 'baştan çıkarma' oyununa dönüştürmüştürlerdir. Bir gün Markizin eski sevgilisinin uzaktan bir akrabasıyla evleneceği haber gelir. Kont de Gercourt adındaki bu adam Markizi başka biri için terk etmiştir. Bunun öcünü almak isteyen Markiz de Merteuil, Vikont'tan akrabası olan genç kızı (Cecile Volanges) baştan çıkarmasını ister. Ama Valmont kızın çok küçük olduğu üstelik yeni hedefinin başka bir kadın olduğunu söyleyip reddeder. Başkan'ın eşi Madam de Tourvel görevlerine sıkı sıkıya bağlı, ahlak timsali bir kadındır ve Valmont'un yeni hedefidir. Markiz de eğer başarırsa onunla beraber olacağını söyleyerek anlaşma yapar. Daha sonra işler öyle bir karışır ki tabir yerindeyse kimin eli kimin cebinde anlaşılmaz.
Benim yorumuma dönersek, ben Markiz de Merteuil karakterine bayıldım. Onun mektuplarını heyecanla bekler oldum. Hele kendi hayatını anlattığı o mektupta 'vay be!' dedim. Böyle kurnaz karakterler beni kendilerine hayran bırakıyorlar. Markiz'in yaptıkları her ne kadar kabul görmese de çok güçlü bir kadın örneği çizmişler anlatırken. Vikont de Valmont ise sonuna kadar umudu kesmek istemesem de gerçek hayatta aşk diye bir şey olamayacağını bana gösteren bir karakterdi. Kitapta Markiz de dahil onun Madam de Tourvel'e aşık olduğu düşünülse de ben onun duygularını bir mektubunda yazdığı şu kelimelerle ilişkilendiriyorum.
"Artık ben sadece onu düşünüyorum: Gündüz aklımdan çıkmıyor, gece düşlerimden. O kadını kesinlikle elde etmeliyim, yoksa ona aşık olma gülünçlüğüne düşerim: Muradına erememiş arzu, insanı, Tanrı korusun, nelere sürüklemez?"
Sadece hırstı onun ki ve kendini diğerlerine beğendirme meselesi. Bunu Markizin mektuplarıyla ona ne isterse yaptırmasından da anlıyoruz zaten.
Kitap gerçek olaylardan yola çıkarak o dönemin toplum yapısındaki çatlamaları eleştiriyor haliyle. Birkaç uyarlamasını da izlemiştim kitabın orada hep Markiz de Merteuil'in Vikont'a aşık olduğu sonucu çıkıyordu ama ben buna inanmıyorum. Markiz kendinden başkasını sevebilecek biri değildi. Sadece Valmont'un ilgisini seviyordu ve onu kaybettiğini düşündüğü için bu kadar tepki gösterdi. Jang Dong Gun'un aurasıyla yıkıp geçtiği film olan Dangerous Liaisons filminde Markizin odasının ayna kaplı olması da çok anlamlı bir detaydı bence. Oradaki oyuncu hem güzeldi hem de aynada kendine öyle bir bakışı vardı ki kesinlikle dünyanın en güzel kadını olduğunu düşündüğünü anlıyorsunuz. Gelin görün ki yazar -bu tür kötü karakterlere olduğu gibi- Markiz de Merteuil'i de cezalandırdı. Cezası benim düşüncelerimi de destekler nitelikteydi zaten.
Kısacası iyi gözlemlenilmiş karakterlerden oluşan, merak uyandıran bir kitaptı. Benim konusu ve geçtiği tarihe ayrı bir ilgim olduğu için sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı.
Yayın evinin kitaplarının formunu da çok beğendiğim için kitap alışverişinde anlattığım o tatlı sahafta görür görmez aldım. Ben lisedeyken kütüphanedeki çoğu klasikler Bordo-Siyah yayın evindendi. Bu yüzden de bir nostalji oldu.
Şimdi beğendiğim birkaç alıntıya bakalım ve veda edelim.
*
Aşk kendi başına bir duygudur, sakınganlık onun önüne gelebilirse de sonradan yenemez; bir kere doğdu mu, artık ya bütün ömrünü sürer, ya da büsbütün umut kesilirse o zaman, ancak o zaman ölür.
*
Benim yaşamım onun mutluluğu için gerekli olduğu sürece hayatın gözümde bir değeri olacak, ben de kendimi talihli sayacağım.
*
Aşk daima bize kusursuz, sonsuz bir mutluluk hayal ettirir, öyle bir mutluluk getirecek diye bizi kandırır.
İnsanı aldatır o umut; o kadar da yer eder ki ona artık veda etmek zorunda olduğunuzu anladığınız zaman bile, onu yitirmez, bir gönülde sevda ile her zaman beraber gelen o pek gerçek acıları bir kat daha artırdığı anlarda bile gene ona kapılırsınız.
*
Tehlikeli bir ilişki, insanın başına meğer ne belalar getirirmiş!

Evet bugünlük bu kadar. Vize çalışmaları beni bekler. Bir an önce yazıp aklımdan atıyorum bu yazıyı da. Okumak isteyenlere duyurulur. Bir kez daha kitaplar iyi ki var diyor ve sizlere veda ediyorum.
Mutlulukla kalın.

12 Temmuz 2016 Salı

'Başucumda Müzik' Okur Yorumu

Tarih tadında bir aşk romanı...

"Başucumda müzik olmadan uyuyamam. Çocukluğumdan beridir."
Bu cümlelerle başlayıp devamında sanki karşılıklı muhabbet ettiğim birinden inanılmaz bir aşk hikayesi dinliyormuş gibi hissettiren sakin bir kitap. En azından ben her elime aldığımda şöyle kaburgalarımın arasındaki o yerde bir sakinlik hissettim.
Eğer benim deyimimle 'resmi bilgi' kısımlarına baktıysanız bu hikayenin gerçek bir olaya dayandığını bilirsiniz. Ama yazarının da dediği gibi; "Bu kitapta yazılanların hepsi gerçektir. Ama aynı zamanda hepsi yalandır. Çünkü onu ben yazdım." Bence bunlar böyle gerçekle kurgu arasında kalmış bir hikayeye başlarken söylenecek en zekice sözler. 
Hele ki konu aşk olunca... Okurken çokça, aşk kurgularda en kusursuz halini alıyor diye düşündüm. Ama ne zaman gerçek hayata taşınıyor o zaman hep biraz eksik. Galiba o eksik olan da çoğunlukla bizleriz.
Kitabın konusuna gelirsek benim cümlelerimle; hayal aleminden çıkıp bir türlü olgunlaşamamış ama bunu kendine çok da fazla yakıştıran bir kadının yasak aşkının hatıraları. 
Dedim ya sanki o kendi kurduğu düşün kahramanı olmak isteyen kızla karşılıklı oturmuşuz ve çaylarımızı yudumlarken bana geçmişini anlatıyor. Ara sıra konudan konuya atlıyor, bazense gözleri öyle bir yere dalıyor. Artık düşündüğü neyse hiç bir kelimenin onu tam anlatamayacağını düşünüp "Aman neyse, böyleydi işte." deyip geçiştiriyor. Sanırım bunda en büyük etken yazarın başarısı oluyor. Erkek bir yazarın tüm roman boyunca bir kadının ağzından yazması, bir de bu kadar güzel yazması takdir edilir bir şey.
Roman boyunca o duygusal gelgitlere hep hak veriyorsunuz. Artık belli bir yerde, yapılan yanlışı yargılamıyor ve sanki o kişi sizmişsiniz gibi yaşayıp gidiyorsunuz. Kahramanın da dediği gibi her şeyi, dışarıda kalan her olayı unutuyorsunuz. Ama hep o en mutlu anlarda bile duvarların arkasından bizi gözetlediğini düşündüğümüz huzursuzluk orada oluyor. Diğerlerini mutsuz etmeyeyim diyoruz, aynı zamanda kendi göz yaşımızı da harcamak istemiyoruz. Peki o zaman ne yapmalıyız?
Bence bu kitap hayatta mutluluk kadar bizi köşe başlarında bekleyen mutsuzlukları da anlatıyor. 
Bu yüzden onun yanında her şeyi unutsak da elbet bir gün hatırlayacağız.
Gel gelelim benim "orası da çok güzel, burası da çok güzel" diye diye biriktirdiğim alıntılara.
Ben normalde kitapların kenarını kıvırmaya bile kıyamam ve öyle bir şeylerin altını çizdiğimde de gözüm hep oraya kayar, rahat edemem. Bir huyum daha var ki acemiliğimi iyice dışa vuruyor. Ben kitaplarda beğendiğim bir yer olsa da öylece bırakırım. Ne bir yere yazarım ne de sayfasını not alırım. Eh blog işlerine girince de bunu yapmanız gerekiyor otomatikman. Bu yüzden ilklerin günahı yoktur diyerek bayağı bir kısım biriktirmişim alıntılarda, bu yüzden onları ayrı bir post olarak yazacağım. (Kitabın genelini kapsayacağı için heyecanı kaçmasın diye sadece başlarını da okuyabilirsiniz.)
Tabii diğer bir gerçek de kitabın her satırının hatırlanmaya değer olduğu. Bu benim kendime anı olarak bırakacağım bir blog olacağına göre geriye dönüp o etkileyici satırları okumak eminim beni çok mutlu edecektir.
Kitapla ilgili bir diğer düşüncem ise -olumsuz demeyelim ama- sanki yazarın diğer kitaplarını okusam da aynı tarza ve duyguda cümleler bulabilirmişim gibi geldi hep. Bu da kitabın biraz deneme tadında olmasından sanırım. Neyi yazarsanız yazın eğer iletmek istediğiniz bir şeyler varsa bu bir yerden diğer yazdıklarınızla kesişiyordur eminim.
Kısacası tereddüde düşmeden okuyabileceğiniz ve anılarda kaybolacağınız bir kitap.
Şimdiden keyifli okumalar. 
Mutlulukla kalın. 

26 Haziran 2016 Pazar

Bir 'ASUDE' Okuru Olmak


Ben kesinlikle iflah olmaz bir romantiğimdir. Ancak benimle iki çift laf etseniz bile bunun kocaman bir palavra olduğunu savunursunuz.
Ne yazık ki gerçek bu: Ben aşk denen mucizenin hayatıma girmesini sabırla bekleyen ve deli gibi isteyen birisiyim. Aynı zamanda bunun en büyük imkansızlık olduğunu düşünecek kadar da karamsar...
Bunun için bize yaşadığımız koşuşturmalı hayatta tadamayacağımız duyguları tattıran kitaplar iyi ki var.
Evet, sizde benim gibi aşka aşık biriyseniz eğer en yakından bir ASUDE kitabı edinebilirsiniz. İçinde aşkı, entrikayı, göz yaşını ve sonsuz mutlu sonları bulacaksınız. Hani gökten üç elma düştü hikayelerinden.
Benim yazarla ilk tanışmam 'Kore Hikayeleri' diye bir forum sayfasına dayanır. Ne yazık ki ben konu teknoloji olunca kaplumbağa hızında yaşayan birisiyim bu yüzden forum kapandıktan sonra keşfettim ve yorum yapabilme imkanım olmadı hiç. İlk okuduğum hikayesi ise 'Kalbin İntikamı'dır. Ahh, hala her satırıyla aklımda. Her yeni kurguyla kendini geliştiren bir yazar olsa da o okuduğum ilk hikayenin tadı bambaşka bana göre. Daha sonra tesadüf eseri 'Papucumun Ajanı'nı bir arkadaşımın elinde görmem ve kapaktaki ASUDE yazısıyla heyecandan kendimi kaybetmemle keşif serüvenim devam eder.
Deniz'li Tuna'lı şeker tadında bir maceradan sonra sırasıyla Papucumun Ajanı 2, Dikkat Aşk Çıkabilir, Gül ve Avcı, Beni Sev Diye romanları bana birbirinden değerli hatıralar kattılar. Kahkaha attığım, göz yaşı akıttığım, kıskançlıkla iç çektiğim, romantizmden eridiğim onlarca anı. En sevdiğim kitabı diye bir şey söyleyemiyorum çünkü her biri ayrı ayrı harika ve her yeni gelen bir öncekinden de harika olacak. Ve eminim son kitabıyla önceden şöyle bir görünüp kaybolan karanlık adamımız Tekin'inin de müptelası olacağım.
Gerçek olan bazen o kadar sıkıcı gelir ki kaçmak isteriz. Daha iyi bir yerde olayım, daha mutlulukla dolayım, ya da sadece biraz huzur bulayım... Bana göre bu değerli insan bu kitapları da bunun için yazmış. Birazcık gerçek hayattan kaçıp uzayın derinliklerinde, Uranüs'ün gölgesinde soluklanalım diye.
Genç olalım, neşe dolalım, aşık olalım diye...
Kendi adıma kitaplarıyla beni sayısız kez mutlu eden bu yazara teşekkür ediyorum. Hiç denk gelmedi ama kitap fuarlarında çekilen resimlerde gördüğüm kadarıyla samimi ve çok tatlı bir yazara sahibiz. Gelecek kitapları sabırsızlıkla bekleyeceğime eminim. Ve size tavsiyem romantik kitapları seviyorsanız ve kaliteli bir şeyler okumak istiyorsanız bu kitaplara da bir şans verin. Zaten sonrasında bir bakmışsınız o yüzünüzden eksik olmayan tebessümle kafanızda yeni bir romantik komedi çekiyorsunuz.
Sonra mı?
Sonrası, sonsuza kadar mutlu biten ve keşke, keşke hayatımda bir kez böyle bir şey başıma gelse diye hayaller kurduğunuz bir aşk macerası oluyor.
Mutlulukla kalın...