Neler Hakkında Yazıyorum?

j-drama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
j-drama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2022 Perşembe

BCP Ocak * Koi Desu: Yankee-kun to Hakujou Garu - Dizi

Merhabalar.
Uzunca bir zaman ara verdiğim blog dünyasına geri dönmeye ve yazılarıma devam etmeye karar vermiştim. Tam o sırada da Sade ve Derin bloğu sayesinde Okurix bloğundaki Blogları Canlandırma Projesi etkinliğini keşfettim. Yazmaya yeniden ısınmak için düzenli bir etkinliğin içine girmek ve belli konularda yazmaya çalışmanın güzel bir tecrübe olacağını düşünerek ben de katılmaya karar verdim. Blogerda böyle etkinliklere devam edebileceğime cesaretim olmadığı için katılmıyordum bakalım bu süreç nasıl olacak? Eğer siz de etkinlik hakkında bilgi edinmek isterseniz buradan etkinlik hakkında detaylı bilgileri bulabilirsiniz. 
Bu ayın teması Uzak Doğu ve Çizgi Roman. Ben de Uzak Doğu seçeneğinden yola çıkarak son zamanlarda izlediğim ve çok sevdiğim bir Japon dizisini yazmaya karar verdim. Dizinin henüz 6. bölüme kadar Türkçe çevirisi mevcut. (Güncelleme: Tüm bölümlerin çevirisi tamamlandı.) Buradan izleyebilirsiniz. Yeni bölümler için İngilizce altyazı bekleniyor ancak Japonca bilenler raw bölümleri buradan bulabilirsiniz. Ben hiçbir spoiler almamak için sabırla Türkçe ya da İngilizce altyazıyı bekliyorum. Çünkü bu diziyi öyle sevdim ki yarım yamalak izlemek istemiyorum. Şimdi gelin size konusunu anlatayım.

Akaza Yukiko görme engelli bir genç kızdır. Bir gün sokakta sarı yoldan yürürken önünde bir karartı fark eder. Önündeki kişiden ona yol vermesini için ricada bulunur ama sesini duyuramaz. Bu kişi tüm şehrin korktuğu Siyah Panter lakaplı Kurokawa Morio'dur. O an arkadaşları ile hararetli bir konuşma yapan Kurokawa arkasında duran bu kızın ne yapmaya çalıştığını anlamaz ve ona sert çıkar. Yukiko birden üzerine gelen bu kişiden korkup değneğiyle ona yanlışlıkla vurur. Kendisine ilk defa bir kızın böyle davranması sebebiyle Korukawa Yukiko'dan çok etkilenir ve her yerde karşısına çıkmaya başlar. Kurokawa'nın ününü duyan Yukiko ondan çekinse de Kurokawa'nın ona olan davranışları ona karşı farklı düşünceler beslemesini sağlayacaktır. 
Ben Kurokawa karakterini çok sevdim. Eminim izleyen herkes de çok sevecekler. O kadar iyi kalpli ve Yukiko'ya karşı öyle sevgi dolu ki bayılıyorsunuz izlerken. Yankee geçmişi ve etrafına yaydığı ün kötü olsa da aslında kötülük yapma niyetinde olan biri olmadığı anlatılıyor. Onu ve arkadaş grubunu çok sevdim ben. 

Yukiko'nun ailesi de çok tatlılar. Aile ilişkileri ve Yukiko'nun engeline karşı takındıkları tavır gerçek bir yerden geliyor. Onun için endişelenirken aynı zamanda hayatını yaşaması için desteklemeleri, zaman zaman ablasıyla olan yüzleşmeleri çok duygusaldı. Yukiko zaten öyle harika biri ki. Onu izlemek, o bebeksi sesini duymak beni çok mutlu ediyor.

Dizideki bir diğer hayran olduğum karakter de Shishio. Kurokawa'nın ezeli rakibi ama aslında bambaşka bir yüzü olan bir karakter. Spoiler olmasın ama kıyamadığım sarışınım o benim. Şimdi bir dizisini daha izliyorum. Adı KeixYaku. Polis ve yakuzanın birlikte bir davayı çözme hikayesini anlatıyor. Şimdilik iki bölüm izledim ve güzel gidiyor. 


İşte buradaki gibi Kurokawa'nın öyle tatlı replkileri var ki. Gözlerden kalpler çıkararak izliyorsunuz. :D

Dizide aynı zamanda görme engelliler hakkında bilgi veren kısımlar da mevzut. Japonya'da görme engelli olan bir komedyenin kısa partlarla dizide bahsedilen şeyleri anlattığı kısımlar çok bilgi verici. Komedisi, farklı bir kültür olduğu için, bana hitap etmese de böyle bilgilenmek güzel. Bir yandan romantik bir aşk hikayesi, arkadaşlık, aile bağlarını izlerken diğer yandan engelli bireylerin karşılaştıkları durumları da görebiliyoruz.
Eğer jdrama seviyorsanız şans verin derim. Eminim hiç pişman olmayacaksınız. Etkinliğin diğer aylarında görüşmek üzere.
Mutlulukla kalın

2 Eylül 2017 Cumartesi

Q10 - Dizi

Merhabalar.
Gelişen teknoloji ile benim en büyük hayallerimden biri olan robotlarla yaşamak artık o kadar da hayal değil. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz aynı evi paylaşıp, ortak bir hayata sahip olacağımız robotların kullanımının yaygınlaşması görmeyi en çok istediğim yeniliklerden. Ve tabii bunu anlatan film veya dizilerde işte aradığım gelecek bu dedirtiyor bana.
Q10, bir Japon dizisi. Fukai Heita (Takeru Satoh) isimli kahramanımızın kendisini ve çevresini sorgulamasıyla sürüp giden bir hikayesi var. Fukai Heita daha önce kalbinden bir operasyon geçirmiştir. En yakın arkadaşı yine onun gibi hastadır. Ve bu süreç onu o kadar bezdirmiştir ki her şeyi anlamsız bulmaya başlar. Çevresindeki insanların yaşamak için duydukları isteği ya da birbirlerine verdikleri önemi, sevgiyi yadırgar hep. Bir gün okul penceresine yaslanmış birini görür. Merak edip yanına gider ve bu kişinin uyuyan bir kız olduğunu fark eder. Çocukluğundan beri insanların azı dişinden piyano sesi geleceğini hayal eden Heita bir an kendine engel olamaz ve kızın dişine dokunur. Ancak asıl gariplik burada başlar. Kızın dişinde 'la' sesi gelmiştir ve bastığı diş maviye dönmüştür. Olanlarla telaşa kapılan Heita kızın uyanıp aslında robot olduğunu öğrendiğinde ne yapacağını bilemez hale gelir. Bundan sonra Kyuto'nun Dünya'ya alışma sürecini ve neden Heita'nın hayatına girdiğini izleriz.
-Kyuto (Atsuko Maeda), okulda herkesle tanışır ve kaynaşır. Ve gün geçtikçe onların hayatlarını değiştirmeye başlar. Başlarına gelen kötü şeyler de diğerleri görmezden gelirken o yardım eder. İşte o zaman zamanla kimin robotlaşmış olduğunu daha iyi anlarız.

-Heita her ne kadar Kyuto'yla yakınlık kursa da onun robot olduğu gerçeğini bir türlü aklından atamaz.



-Kyuto'nun yanındaki okula kamp kurmuş bir bilim kadını. Okulda çalışan bir hocayla da aşırı komik sahneleri var bu arada.
-Bu da öğretmenimiz. Kyuto'nun robot olduğu anlaşılınca onu annesiyle yaşadığı eve getirmişti.
-Küçük deniz kızı hikayesi pek çok Asya dizisinde kullanılır burada da vardı.
Kyuto, sınıftaki gitar çalan kızın penasını pul sandığı için onu da deniz kızı zannediyor.
Ve ona saldıran kız grubundan onu böyle kurtarıyor. Daha sonra kıza söyledikleri bakalım deniz kızını nasıl etkilemiş.

Tabii ki, müzik hayattır!
-Okulda Kyuto'ya kafayı takmış bir çocuk vardır. En sevdiği manga karakterine çok benzediği için onu takip edip durmaktadır. Ve bu takiplerde Kyuto'daki garipliği fark eder. Heita hem onun vazgeçirmenin hem de sırlarını korumanın yollarını arar.


Ve bir günlük randevu karşılığı Kyuto'yu takip etmekten vazgeçiyor.
-Burada Kyuto'ya ağlamasını söylüyordu. Ama o bir türlü ağlayamıyor ve kendisine kırıcı şeyler söylerse ağlayabileceğini söylüyor. Ancak başka bir zaman Heita'nın 'hiçbir şey iyi olmayacak' sözüne ağlamaya başlayan Kyuto'yu bu seferde kimse susturamıyor.
-Bir de efsane utanma sahnesi var. Heita'ya bir kız çarpar. Buraya kadar her şey normal. Ama Kyuto onun yanaklarının neden kızardığını sorar ve aldığı 'utanıyor' cevabı üzerine 'ben de utanabilirim' deyip o meşhur mimiğini yapar. Hala canım sıkılınca o sahneyi taklit ederim. :D

-Bir daha ağlamanı istemiyorum dendiğinde verilecek en güzel cevap. :)

-Artık Heita için pek çok şey netlik kazanır.



-Diziyle ilgili pek çok şeyi sevdim. Heita'nın iç çatışması ve vardığı sonuçları dinlemeyi. Diğer arkadaşlarının yaşadığı zorluklarla nasıl başa çıktıklarını ve diğerlerinin onlara koşulsuz yardımını. Pek çok insanın içinde yaşadığı bunalımlar ve toplumun her kesiminden, her yaş grubundan kişilerin kafasına taktıkları farklı farklı konuları çok iyi yansıtılmıştı.




-Başlatma tuşu olur da resetleme tuşu olmaz mı hiç.
-İşte beklenen an. Kyuto neden gönderilmiş?

Ve böylece hikayemiz biter. Aralarda pek çok olay ve benim hazırladığım pek çok resim var ama bu kadarı diziyi anlatmaya yeter diye düşünüyorum. Onlar da bana kalsın. :)
Japon dizilerine ilginiz varsa bu kaliteli diziyi izleyebilirsiniz. Eminim çok zevk alacaksınız.
İyi seyirler.
Mutlulukla kalın.

13 Ekim 2016 Perşembe

From Five to Nine - Dizi

Herkese merhabalar.
Aklım sürekli burada olsa da, birikmiş pek çok yazı planım olsa da, kalemim, klavyem, kitaplarım 'beni al beni al' diye yalvarsalar da maalesef okul açıldı ve ben bu sene üçüncü sınıftayım. Yani bu; sağım solum alan dersleriyle kuşatıldı ve bir mühendis adayı olarak çok çalışmalıyım demek. Ancak bu yaramaz kız birkaç cümle karalayabilmek için kaçtı geldi buralara.
Asya yapımları çok seviyorum ancak nedense Japon yapımları beni diğerlerinden daha fazla etkiliyor. Bugün de tatlı mı tatlı baş rollere sahip bir diziyle karşınızdayım.
Dizimizin adı From five to nine.
Beşten dokuza, beni seven keşiş.

Konusu ise şöyle; Sakuraba Junko (Satomi Ishira), hayali Newyork'a gitmek olan bir İngilizce öğretmenidir. Bir gün ailesiyle katıldığı Budist cenazesinde oturmaktan uyuşan ayaklarının azizliğine uğrar. Tam saygı sunma -sanırım yaptıkları şey bu- sırası ona gelince düz yolda bile yürümeyi başaramayıp ölen kişinin küllerini önde dua eden keşiş Hoshikawa Takane'nin (Tomohisa Yamashita) üzerine döker. Böylelikle hikayemiz başlamış olur.

Takane'nin tatlılıkları bir yana Junko kızımızı daha önce Rich man, poor woman adlı yapımda izlemiş ve Oguri'nin de yadsınamaz etkisiyle diziye bayılmıştım. Hala geri dönüp izlediğim nadir yapımlardan kendileri. Güzel seven, durmadan seven, fedakarlığın zirvesini yapan bir aşık izlemek isteyenlere gönül rahatlığıyla önerilir. Kızımız benden torpilli olduğu için ne yapsa kızamadım ama özel sempati beslemeyen biri Takane-sama'ya yaptıklarını görünce biraz gıcık olabilir baştan söylemesi.
Eveet, geldik en güzel kısma. Spoi!!!

-Zor durumlarda çıkıp gelen kahraman Hoshikawa-san. Aynı zaman da Junko'ya doğum günü hediyesi için güller alan bir centilmen kendileri.

-Sen zengindim dimi?

-Junko'nun sorumlu olduğu cadılar bayramı partisi için kıymetlisinin en sevdiği şeyleri süsleme yapan bir aşık.

-Biraz sevgi için yaptıklarına bakın ya. Dizi boyunca bayıldım Takane'ye.

-Günlerce buluşmada yapacaklarının provasını yaptı. Amaç: Junko'ya en muhteşem randevuyu yaşatmak.

Ancak Junko-san bu fotoğrafları görüp kırılan kalbinin tesellisini bizim masum Takane'miz de aradı.
Yani şu atalardan kalma tavus kuşlu kıyafeti giydi. Randevunun planını bile hazırladı da yine yaranamadı. 
Ah Takane ah! Bu kızdan sana hayır yok hadi eve gidelim.

-Dizinin yan karakterlerinden Arthur-sensei. Bir de biricik aşkı Momoe-sensei var ki ondan orjinali yoktu. :)

-Deneme ve başarısızlık. Dizi boyunca bir kızı öpemedi arkadaş. Ama bize bol kahkahalı eğlence çıktı orası ayrı.


-Arkadaşlarımızı her şeyiyle kabul ederiz. Sanırım..?
Momoe-sensei bir yaoi hayranıdır. Arkada da onun eşsiz koleksiyonunu görüyoruz.

-Bu sahneler de ise Takane'nin tabularını kırışına şahit oluyoruz. Zira tapınakta ses çıkararak yemek yemek yasak!

 -Sevgili olduktan sonra Takane bir anda kıymete bindi.
Yalnız bakınız kadınlar asla unutmuyor.

-Çifte kumruların anlarından bazıları.

 



Takane'nin heyecanından çıkan ürünler. Çok tatlı değil mi? Yine de sadece dizi de böyle hayatlar olduğunu düşünmek isteyen bir yanım da var tabi.

 -Pek çok kişinin felaketi olan bir olay ve bizim şaşkın çift. Bakınız.
Kabedon; eğer manga bilgilerim beni yanıltmıyorsa bir kızı duvara yaslayıp elini şekildeki gibi yanına koymak. Amaç ise sanırım sert erkek imajıyla kızları etkilemek. Sonuç: Sıfır.
 Daha olgun bir kabullenme olamazdı gerçekten. :)

-İlk defa arkadaşlarını eve davet eden Takane'nin beni benden alan bir tatlılığı daha. Hazırlıklar için o kadar yorulmuş ki gözü açık uyuyor yavrum.

-Biri Angela mı dedi?
Kıskançlık devreye girince profesyonellik rafa kalkıyor sanırım.

-Tapınaktan kovulan Takane için tek bir geri dönüş şartı vardır. O da Junko'dan ayrılması. Bunu öğrenen kızımızın ise tepkisi şöyle olmakta.

-Ama hayat acımasızdır ve bizi istemediğimiz şeylere zorlar.
Burada sahne çok duygusal olsa da o dantelli taksi kimindir acaba diye düşündüğüm doğrudur. Ancak o da Junko'nun babasından başkasına yakışmazdı eminim.

-Bırakamam!
Junko'nun iş arkadaşlarının hazırladığı buluşmadan bir kare.

-Newyork fırsatı. Ya da Sevdiğine mutsuz bir veda.

-Vee aşk her zaman kazanır. Kazansın n'olur.
Burada bentoyu yediğini duyunca kızın sevinci beni çok etkiledi. Sanki o kadarı bile yetermiş gibi.

-Evet son satırlara geldik. Şimdi size arşivlediğim ancak post içinde bir yere oturtamadığım birbirinden güzel resimleri takdim ediyorum efendim. Kıyamadım ne yapayım. 
Takane beni benden aldı bu dizi ile. Gerek mimikler gerek aşık aşık dolanması çok sevilesiydi. Yaptığım araştırmalara göre oyuncumuz diğer dizilerinde de en az bu dizideki kadar başarılı. Yani takip etmek isteyen diğer dizilere de göz atabilirler. 

Her gün ailesi için çiçek koyan Takane.

Sakuraba'nın kıyafetlerine bayıldım. Özellikle topukluları...


Kızımızın kupası, evin dekorasyonundaki renklilik, ailenin yemek masası konuşmaları, Takane'nin yazdığı notlar, minik hamster hepsi çok güzel ve dizi içinde dikkatimi çeken şeylerdi. 

Tembel öğrencinin uzun tanıtımından bu kadar. En sevdiğim şeyleri yazdığım bloğumda tanıttığım her şeyi gönül rahatlığıyla tavsiye etmekteyim. Mutlu eden ve bol kahkaha attıran bir dizi olur kendileri. Meraklısına duyurulur.
Mutlulukla kalın.