Neler Hakkında Yazıyorum?

2 Şubat 2017 Perşembe

Nowhere Boy - Manhwa (Webtoon)

Merhabalar.
Dün daha önce okuduğum mangaları bir toparlayayım da yazayım bloğa bir şeyler derken kardeşim gördü ve 'Abla ne çok okumuşsun. Manga canavarı olmuşsun sen(!)' falan demeye başladı. Ben de 'Harbi okumuşum. Ee.., şimdi yazmak zamanıdır.' deyip gün içinde yaptığım kaçamakla buradayım. Bu günki webtoonumuz için aldığım ekran görüntülerini düzenlerken anlık bir Naruse'ye denk gelmem ve gözlerinde kalplerle kyaa~ diye bir müddet kalmam üzerine dalga konusu da oldum. Sabah beni adını bir türlü hatırlayamadığı biricik Naruse'mle uyandırmaya çalıştı. Oda da bağıra bağıra adını söylüyordu. Ne dediğini başta anlayamasam da sabahları hemen kendine gelebilen biri olduğum için Naruse demeye çalıştığını anladım. İşte böyle benim tatilim de bu iki yakışıklıyla hiç lmadığı kadar hareketli geçiyor.
Neyse efendim çok çene yaptım. Dilim şişmiş sanırım ara vermekten. Öncelikle size manhwa ne demek onu anlatmakla başlamak istiyorum. Manhwa, Kore'de yayınlanan çizgi diziler ya da mangalar denilebilir. Webtoon ise internette paylaşılan çizgi dizilere deniliyor. Teknik olarak mangayla aynı ama az çok ilgili olanlar bilir Japonya'da ve Kore'de olan dizi, film, çizgi dizi vb. şeylerin konu skalaları farklılık gösterir. Ancak bu bir uçurum yaratmıyor. Odak noktaları farklı diyelim.
Bu webtoonun yazarı-çizeri Jung Pil Won. Family Man adlı çalışması da çok güzel. Tavsiye ederim. Ben okul zamanı yoğunluktan sadece başlarını okuyabildim ama tamamen bitirdiğim bir gün onu da yazmayı çok isterim. Nowhere Boy 'un konusuna gelirsek; Kore'de yapılan bir şarkı yarışmasının parodisi ile başlıyor. Ayakta Kalma Ben Mutsuzum. Dünyanın en mutsuz insanı seçilecek ve Tanrı'dan istediği bir şey gerçek olacaktır.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Love %50 - Film

Herkese merhabalar.
Daha önceden izlediğim ve nedense bayağıda sevdiğim bir film ile karşınızdayım. Nedense dememin nedeni filmi o kadar da sevilecek bir yanı olmaması. Yani daha başından okuyacak olanların hevesini kırmak gibi olacak ama filmin pek bir esprisi yok. Sanırım benim izlediğim zaman ki ruh halim filmi güzelleştirmiş olacak. Ya da son sahnelerde esas kızımıza verilen elma buketi de buna kadir olabilir.
İlk dakikadan spoi ama burası da böyle işte, n'aparsın...
Şimdi ise sıra filmimizin konusunda. Wu Hanni (Felicia Chin) Singapur'da yaşayan tatlı, pozitif düşünmeyi kendine ilke edinmiş ve biraz da şaşkın bir kızımızdır.
Bir gün bir kuyumcunun önünde beklerken o gün başına türlü aksilikler gelmiş olan sigortacı bir adamla karşılaşır. 
Zhang Wenkai (Kingone Wang) adlı birazcık işi kimliği olmuş olan aksi adam başına gelenlerin de etkisiyle duble şirretliği üzerinde barındırmaktadır. -Adamı şimdiden kötüleyeyim ki ileride çooook yakışıklı şeklindeki övgülerim biraz dengelensin. :)- İşte bu karşılaşmada taraflarımız kuyumcudaki süper ötesi (%50'lik) indirimin sadece sevgili olan çiftler için olduğunu öğrenince -kızımız kurnazlıktan, oğlumuz çaresizlikten- rol yapmaya karar verirler.
Artık daha ne olabilir ki denilen komedi dizileri gibi dertler teker teker değil de beşer beşer geldiği olaylar başlar filmimizde. Kuyumcusunun kapısının önünde aldıkları mücevherleri çaldırırlar. Sonra hırsızlar tarafından rehin alınıp soyguna uğrarlar. 
Ve yine sakar kızımız Wenkai'nin sevgilisine ulaşmanın tek yolu olan telefonunu kırar. Böyle böyle geçen zamanlarda ise pek çok şey olur. Gelin bol spoili bir göz atalım neler olmuş?

-Öncelikle karakterlerimizin bazı kareleri çok güzeldi. Özellikle gün batımında olan sahneler ayrı güzel gözüküyordu.


-Kızımız iyilik yapayım diye uğraşan kişilerden olunca oğlumuzun yakasını bir türlü bırakmaz.

Ama gördüğünüz gibi odun yine odun. Ama daha bu ne ki?
-Yemek yemeye gittiklerinde gördükleri yaşlı çiftle verilen mesajlar ne de tatlıydı öyle. Çevremizde daha çok aşkla yaşlanmış çiftler bulsak keşke.

-Her dakika yanınızda böyle elma yiyen bir varsa ve sizin elmaya alerjiniz varsa ne felaket olurdu değil mi?



-Şimdi kızımıza kızabileceğimiz bir nokta var ki. Hanni'nin evli bir adamla ilişkisi vardır. Klasik çapkın erkek modeli 'boşanıcam aşkım, nolur güven bana' der durur ama çalıştığı yerde ailesi ile gelen adamı görünce dağılan Hanni'yi Wenkai teselli eder.

-İş yerine giderken ki yolu da gösterelim.
-Hep alttan almayan bir karakter olan Wenkai strese girdikçe kızımıza sardı. İşte kanıtı.

Hanni'nin de bir çift lafı vardı tabi ki.
-Kızı hep aşağıladığının bir kanıtı daha. Amacı neydi bilmiyorum ama biz buna kaş yaparken göz çıkarma diyebiliriz.

-Hani şu aldatan adamdan bahsetmiştik ya bakın daha neler yapmış.


-Olay sırası tam doğru olmasa da yazıyorum işte. Şimdi araya düzelten çiftimizin tatlı hallerine geliyoruz. Düzelme sebebi de Hanni'nin Wenkai'nin bozulduğu için bağırıp çağırdığı işi hokkabazlıkla geri almasıydı. -Şuraya göz deviren bir ben koyuyorum.-

-Şimdi bu elemanın kartı, parası, her şeyi gittiği için gelinlik depozitosunu bile ödeyemez. Burada da iyi niyetlilikte master yapmış bir Hanni devreye girer.
Ki bu yaptığı ilk iyilik değil.
 Telefonunu da vermişti.
-Daha sonra güldük eğlendik şimdi asıl meseleye gelelim gibi bir bölüme girdi film. Bu tatlı çiftimizin kandırdığı kuyumcu onları aldıklarının yenileri geldiği için dükkanı çağırır ve kalabalığın etkisiyle zoraki bir evlilik teklifi yaşanır.

Burada bir süre üzgün üzgün oturan kızımızın karşısına elma buketiyle beliren oğlumuz buketi verip tekrar gecelere karışır.


-Ve sevgililer günü çatmıştır. Wenkai kız arkadaşına evlenme teklifi edecek, Hanni ise erkek arkadaşı ile yüzleşecektir. Ama ikisi de ilişkilerini bitirir ve birbirlerini önceden gittikleri yerde aramaya başlarlar.
-Gelelim diğer güzel karelere. Gün batımı enfesti kesinlikle.






-Çiftimizin birbirini tamamlayan resimleri de güzel bir ikili olmuş.




İşte böyle hem sevilen hem de eh işte denilen bölümleri olan bir filmdi. Beni zamanında ve hakkını yemeyeyim şimdi de mutlu ettiği için burada bulunmasını istedim. Umarım izleyenlerde az da olsa kafa dağıtıp eğlenmiştir. Daha çok yazmak istiyorum hatta başlıklarım baya birikti ama maalesef zamanım yok. Önceki yazımda belirttiğim gibi beni çok özleyen bir yakışıklıyla ilgilenmem gerekiyor. Artık okullar başlayınca biraz tembel öğrenci olur yazarım bolca.
Mutlulukla kalın.

22 Ocak 2017 Pazar

Taş, Kağıt, Makas...

Merhabalar.
Hiç hesapta yokken birden girip bir yazı yazayım dedim ve buradayım. Mağlumunuz finaller ve çok sevgili bütler bitti ve ben evde tatil moduna girmeye çalışan tembel bir pandayım şu an. Fonksiyonel ev kızlığı ve üç yaş sendromunun mağduru kardeşin profesyonel bakıcılığı rollerini hiç saymıyorum tabi ki. Çalışan annenin tatlı zorlukları bunlarda. Hala teknolojiye karşı olan bilgisizliğim ve bir yandan da öğrenmeye olan hevesimle blogger başta olmak üzere bilgisayarımın çeşitli yerlerini kurcalıyor ve çok şükür bozmadan işin içinden sıyrılabiliyorum. Neredeyse bir aydır uzak kaldığım kitaplarımın tadına ise diyecek yok. Neden seviyorum sorusuna tek bir satır cevap oluyor adeta. Günler böyle monoton bir şekilde geçiyor işte. Sanırım en farklı olayımız bir saat sonra evimizde olacağını düşündüğüm biricik amcam olacak. Onunla da biraz Nevşehir'in dağını taşını gezeceğiz. :) Neyse efendim sebebi ziyaretim sizlere çok sevdiğim bir kısa filmi göstermek aslında ama iç dünyamın halini kendimin bile bilemediğim bu günlerde az buçuk 'bu kızın hayatı nasılmış' temalı anekdotlar sunayım dedim. İleride de okurken hem burada yazdığım hem de ne olursa olsun asla yazamayacağım ama aklımdan da hiç çıkmayan şeyleri biraz hatırlamış olayım dedim. En büyük korkum unutmak zaten. İnsan unutursa pek çok şeyi kaybediyor çünkü.
Gelelim filmimize. Şuracığa linkini bırakıyorum.

Biz yukarıda bahsettiğim hayattaki üç yılını doldurmuş olan şahısı sakinleştirmek için bu oyunu çokça oynuyoruz. Öyle ki en iflah olmaz ağlama krizlerini 'taş, kağıt, makas oynayalım mı' cümlesi durduruyor. Tabi bunun bebekçesi ile 'taş, dağat, masak' desek daha doğru olur. Bebeklere bayılan ben nedense onlar çocukluğa evrildiğinde çok sevemiyorum onları ve bizim tatlı tatlı geçireceğimiz iki sene kaldı neredeyse. Sonra o her şeye cevap veren bilmiş çocukluk evresine atlayacağız. Bazen keşke hep kundakta kalsalar diyorum. Yani bir insanın en ideal zamanların altı aylık olduğu o sevimli zamanlar değil midir? Ben de istediğim kadar öpüp sevebilirim o zaman.
Evet efendim umarım sizleri sıkmadan ve bir nebze olsun gülümseyerek okuduğunuz bir yazı olmuştur. Hayatta hepimizin başkalarının tebessümüyle mutlu olabildiğimiz kişiler olmamız dileğiyle.
Mutlulukla kalın.

17 Ocak 2017 Salı

Angry Birds - Animasyon

Çok uzun bir aradan sonra merhabalar.
Dersler, sınavlar, iş güç, günlük koşuşturma derken baya bir uzak kaldım buralardan. Nihayet tatil modunun ilk saatleriyle yazıyorum. Bloğumu sadece kendime bir anı olsun diye açmıştım ve bu süreçte benim yazılarımı okuyup güzel dileklerini ileten herkese çok teşekkür ederim. Özellikle kendisini beğenerek takip ettiğim Öneri Makine' si adlı blogger'a da çok teşekküre ederim. Samimi yorumlarıyla beni havalara uçurdu. İyi ki varsınız.
Bugün sınav haftasında kaçamak yapıp izlediğim ve bayıldığım bir animasyonla karşınızdayım. Zamanında acayip popüler olan angry birds oyununun animasyonu çıktı bildiğiniz üzere. Benim bilgisayar ve telefon oyunlarıyla aram Nokia 3310' daki snake ve fasulye oyunundan ibaret. Yani çok hoşlanmam ama ben bile elime alıp az buçuk oynadım oyununu. Şimdi yirmi yaşında ve hala son rakamdaki sıfırı sahiplenemeyen ben için vazgeçilmez olan animasyonumuzun tanıtımına geçelim.


Kızgın kuşların neler başarabileceğinin öyküsü de denilebilir. Ya da yeri geldiğinde ölçüyü kaçırmadan sinirlenebiliriz de veya her kızgın olan kişiden vebalı gibi kaçmak, onu dışlamak yerine onu mutlu etmenin yollarını aramalıyız gibi şeyleri temamıza oturtabiliriz. Çünkü insan olarak en büyük yanlışlarımızdan biri de bizden farklı olan herkesi farklı sınıflandırmalara sokmak. Maalesef bu böyle biz onları yargılıyoruz onlar bizi ve ne yazık ki sonuç sabah birbirlerini gördüğünde bir günaydın bile diyemeyen insan topluluğu. Bunu eleştirirken ne yazık ki kendimin de kısmen bu sınıfta olduğunu belirtmeliyim. Yabancılara karşı olan çekingenliğimi ve soğuk tutumumu yavaş yavaş kırmaya çalışsam da bazen iyi ki böyleyim demiyor da değilim. Ne yapayım dedirenler utansın. :)
Neyse efendim çok düşen çenem ve uyumak isteyen gözlere inat konuyu toparlıyorum. Animasyonumuzun konusu şöyle. Red kuşların yaşadığı bir adada çeşitli sebeplere sürekli çatık kaşlı ve memnuniyetsiz bir yaşantı içindedir. Bir gün müşterisinin yumurtasını kırıp bebeğin dünyaya gelme ritüelini bozduğu için dava edilir.
Dava sonucu öfke terapi programına katılması gerekir. Olaylar ve benim aşık olduğum diğer kahramanın karşımıza çıktığı bu öfke kontrol programı devam ederken adayı domuzcuklar ziyaret eder. Başta barışçıl bir tutum sergileyen yeşil şeyler daha sonra asıl amaçlarını belli eder. Bu durumdaysa sakin kalamayan ada halkı soruna bir çözüm üretmek isterler.

'Çiz kızım, davalı...'
En güzel kısım olan spoi'den herkese merhabalar. Şahsen ben o kadar güldüm, eğlendim ki. İşin içinden çıkamadığım sinyal sorularını falan bir süre unuttum. Hele hele aşık olduğum sarı kuşum yok mu, bayıldım ona.
-Karakterlerimiz;
Evet anlaşıldığı üzere Chuck' a bayıldım. Hele o seslendirmesi...
-Doğum günü felaketleriyle başlangıç;


Babacığın halini yukarılardaki karede görüyorsunuz. Ancak emin olun hak etti.
-Öfke kontrol programından kareler;
Üzücü bir son. Onu benim sarışınım yaptı bi'kere.

Upss...

Namaste!

 Yaratıcı ressamlık, özünüze inin dostlarım.

Beni buraya atıp bir ömür terk edebilirler. Yanıma alacağım üç şey kitap, kalem ve müzik olurdu.

Merhaba!

Ya tabi ne demezsin...

Bombanın ne zaman patlayacağı olmaz.

-Babacığım!

-Davetsiz misafirler;


Asıl niyetleri ise bambaşka.
-Bizimki bazen öyle tatlı ki.



 Göz devirmelerine hastayım. Çünkü ben de çok sık yapıyorum. Ayh...
-Ama benimki daha tatlı.
Tamam belki de dondurma değildi, ehe...



Ayy yapsanaaa...

Yapamıyorum desene şuna.

-Şaşkın üçüzümüzün maceraları;
Lider kartal yardım çığlığı.

Sanırım yanlış dağa tırmandık.



-Ve sahnede Angry Birds.


Şimdi sinirlenme zamanı.
 -Yani kısmen?
-Terence, kahramanım!



-Kuşların idolünü de unutmamak lazım.


Bu tamamen başka bir hikaye :)
-'Bu domuzlar çok zeki.'

-Ve mutlu son.




Soundtrack' a bir göz atın derim. ;)
Bir yazının daha sonunu gördük. Daha yazmak isterdim diyemiyorum çünkü çok yorgunum. Birkaç gündür doyamadığım uykuma baba evinde kavuşacağım umarım. İzlemek isteyenlere iyi seyirler.
Mutlulukla kalın.